Bacak sızlatan alıştırmalar ve kemik sızlatan soğuklar ardından odama, yatağıma, battaniyeme, yatakucu lambama, efendim fotokopi metinlerine falan dönmek şahane bişey. Kış oldu hala ays tiğ içiyorum, biri bana demlik alsın. Demliklerin ev kadınlarıyla olan bilindik diyalogları çok manalı geliyo. Zaten mutfak denen o mekan çok anlam ve hissiyat dolu. Bir refleks haline gelen tezgah silmeler, öğrenci başına utanmadan yemek uydurmalar, pişirmeler, ev ahalisiylen mutfakta oturup konuşmalar uzun uzun -oysa odan var yani di mi- ama yok alan daraldıkça insanlar yakınlaşıyo, her iki anlamda da. Neyse efendim oda arkadaşlarımdan Lale'nin kahve pişirmek için çok güzel bir demliğimsi aleti var, bi de nefis kahveler alıyo ki sormayın. Bekleriz bile derim, hatta bigün böğüngonuşanlar zirvesi yapalım. Neyse ne diyorum mutfak. Sarı bez kompozisyon sınavında mutfağın bir özelliğine değinmiştik. Gelin şimdi fayanslara değinelim. Mutfak fayanslarının insan ruhu üzerindeki etkileri ve ev kadınlarının psikolojisi üzerine zırvalar bekliyorum herkesten. Özellikle de sevgili sosyologumuz Pınar hanımdan ve eylembilimcimiz Kadeşüt beyden. Bununla birlikte Tozlu, Pudra ve Pörl'ün ilk sınavları olucak sanırım. Kendilerine başarılar dilioruz efem.
özetlen... casdechute, kahve, kaltak mutfağı, mutfak, mutfak fayansı, olası bir zirve, ödev, pınar, pudra, the-pearls, tozluraf
"Günün anlam ve önemi" karşısında pek absürd olacak tabi, ama o anlamı o önemli yıllar önce ilkokul törenlerinde kaybetmiş insanlar olarak kimsenin bu postu görüp de cıkcık etmeyeceğini umuyorum. Bir bugundogan olarak iyki doooduuun Saaaalvoooo!
özetlen... doğum günü kızı salvo
sigaranın kurumuş dudağa yapışmasından ve bi anda çekince dudak derisini de kaldırmasından nefret edenler el kaldırsın!
en nefret ettiğim şeyi yapıyorum, hadi bakalım:)
armies have conquered
and fallen in the end
kingdoms have risen
then buried by sand
the earth is our mother
she gives and she takes
she puts us to sleep and
in her light we'll awake
we'll all be forgotten
there's no endless fame
but everything we do
is never in vain
we're part of a story, part of a tale
we're all on this journey
no one is to stay
where ever it's going
what is the way?
forests and deserts
rivers, blue seas
mountains and valleys
nothing here stays
while we think we witness
we are part of the scene
this never-ending story
where will it lead to?
the earth is our mother
she gives and she takes
but she is also a part
a part of the tale
we're part of a story, part of a tale
we're all on this journey
no one is to stay
where ever it's going
what is the way?
we're part of a story, part of a tale
sometimes beautiful and sometimes insane
no one remembers how it began.
of unutkanım dimi. harbiden oyleyim. halbuki ben daha senin soruya pas verip, oguz atay'a gol attırıcaktım. bugun ne gunlerden. carsamba. hangi ay. o onemli degil. o zaman sonbahar bu. onemsiz aylar hep sonbahar gibi geliyo bana. hic haz almam. soguk desen degil, sıcak desen degil. gunes var. dısarda usuyosun, icerde terliyosun. bi karar verin ama. yok romantikmis, yok kahverengi yapraklarmıs. brakın allaskına. kahverengi ayakkabı guzeldir. gazelle olsun, superstar olsun. bot olsun. yada olmasın bot hic sevmem. aynı oguz atay gibi. onu da sevmem. hele su son donemde daha bi sevmedim. boyle oguz atay muhabbet kusum olsa 5 gun hic yem vermezdim. ac kalsın bik bik bik ötsün. rahatsız olmam. ama ac kalsın. tok olup bik bik bik oterse rahatsız olurum. dolma zeytinyaglı olmazsa da rahatsız olurum misal. hele ki icinde kus uzumu yoksa daha bi rahatsız olurum. boyle yerim ama. gonlum yemeye hic el vermez. yeme ulan. yeme allahın cezası. boyle demesi lazım birinin bana. of. oyle bi hile yapıcam ki simdi. aslında simdi yapmıycam, gerci hali hazırda zaten yapıyorum ama olsun ondan bahsedicem. bundan 1-2 ay oncesine kadar benim pasazade mahmut ekrem harddisk efendi yandı sevgili lisim. dogal olarak sarkılar gitti falan. neyse yeni hdd alındı edildi. ben naptım. sarkıları yuklemedim. neden. cunku tembelim. dvd'ye kayıtlı olmasına ragmen yuklemedim. son 1-2 aylık surec icerisinde muzik arzumu nerden karsılıyorum peki. yutub. evet. oh be. rahatladım. acıyorum 8-10 tane yutub. ordan dinliyorum sarkıları. ne guzelmis. p2p derdim yok, virus derdim yok. dert tasa mıymıs ki onlar. peh. neyse bu hileden neden bahsettim. gerci hile bile sayılmaz ama olsun. bugune kadar sarkı indirerek gecimi saglamıs olan ben bunu bir hile olarak goruyorum. off yine saptım bak. amaaaaaaaaaan. vazgectim. linki yollayıp sıcacık yatagıma yollanıyorum. bu da yalan. evde butun camlar acık. usengeclikten onları bile kapatamıyorum. ev mezbaha kıvamında su an. kulak memesi mezbahası. cav bella!
hep "akşam yenden dolma sarıcaktı, pişirmiştir de bekliyodur bile, gel fırından taze ekmek kapıp gidelim yahu" demek istemişimdir, diyorum: her ne kadar yengen aslında bir istanbulluysa da bir o kadar eskişehirli, yapar 3 tencere yemek başkent ekspresini bekler, biz de pişmaniye alır gideriz. seni adalar'ın banklarında oturtur çay ma tutuştururuz eline, efendime söylyim kitap çalarız, hava güzel olur belki gece içeriz, ben hiç yapmadım daha ama olsun. sen de sevebilirsin eskişehiri. ama bir turist geyz ile. ancak o kadar. orda yaşanmazmış, yengen az mı uğraştı o dolmaları sarana kadar. o diil de şaka maka yengen geliyor ulan. tirene ineli, şimdi baktığıma göre, 33 dakka olmuş. kondüktör biletine bakmıştır bile. aceba o tirende de bizim gibi zevzekler var mıdır batorayzcım. senin aksine ben o cibiliyetsiz patlak kalabalık konuşmacılarını çok severim, çünkü sanırım ben de onlardan briyim. aslında hayır sevmem. ama kendimi değiştiremediğimdendir ki sevmek zorundayım. yoksa ölürdüm. bugün çok lakayttim mesela. içimden sürekli kendime küfrettim. ama sanırım merkezi sinir sistemim ortadan ikiye ayrılıvermişti, ben de bu boşanmanın ortasında kalakalmış bir veletyus olarak saçmaladım. bugün kompozisyon sınavı olduk mesela. ben insan türünün düzüşkenliğinden dem vurdum. f bile beklemiyorum, belden aşşaaa vurdum, g'ye tekabül ediyo, diye espiri yapiyim mi. yaptım bile. ay bunu da demez olaydım. hani kötü espri yaptın niye castifike edercesine devam ediyosun. bana memesenden yolladığın bu şarkı ayarlarımı bozdu batorayz. bi türlü uyduramıyorum kendimi ona. fekalade bi eser aslında, yengene de dinletmek lazım. ama şu an modum şöyle özünde. pudra nereye kayboldu ayol. hem sen daha sorumu cevaplamamışın benim. ne unutkansın yafu.
pudra da karıssın tabi. hatta baskaları da karıssın. hani boyle bi ortam olur. boyle degil de, lafın gelisi boyle. yirmidort kisi yeni tanısmıstır. forum arkadası yada bilmemne sanal ortam arkadasıdır. iclerinden biri boyle zibididir. en cok o konusur. bagırarak guler falan. ben boyle tanımadıgım ortamlarda bırbırbır konusmayı hic sevmem. konusmayı bırak o ortamları hic sevmem. gerer beni ey sevgili lisimim. o kadar cok konusanları da sevmem. kazara biri espri yapar, sende aynı kazaralıkta gulersin hani ayıp olmasın diye, sen gulunce onun gotu kalkar. anlattıkca anlatır. icimi bayar. yorar beni. mehmet aurelio gibi. onu turklestirdik ya. beni de oyle zibidilestirsek mesela. o zaman iste o ortamları sevebilirim. hatta aurelio'nun reklamda yaptıgı gibi zibidi marsını bile okuyabilirim. neyse dur ben senin yazını okurken biseye takılmıstım. hah eskisehir. simdi soyle ki ben oss'ye girmeden kafaya koymustum eskisehirde okumayı. ogrenci sehri falan filan delidoluyuz ya bi de. resmen gozum eskisehirden baska bi seyi gormuyodu. gerci gozlerim hic eskisehiri gormemisti ama arkadaslar falan vardı iste. bi yerden gozume oyle gozukmus. neyse. al takke ver kulah oss oldu bitti. ve yalanım varsa namerdim. benim gotum eskisehir yazmaya yemedi. ulan bi insan palyacondan korkar (ben), akrepten korkar (yine ben) ama niye gormedigi bi sehirden korksun ki. iste benim gotum boyle ucbucuk attıgından yazmadım tabi eskisehiri. aradan seneler gecti. hala gormedim eskisehiri ve hala korkarım. neyseki arkadaslarım mezun oldu da gorme sebebim de kalmadı. artık mutluyum. colin kazım gibi. cok fanatiksel oldu bu yazı dimi lisim. valla ben sevmedim. ama saatin 3lügüne veriyorum. saat baska bisey olsaydı belki bi kuple daha sevebilirdim. yazım degismezdi yani. yine aynı igrenclikte yazabilirdim. benim karakaplı defter varya, o gorse bunu of. agzını burnunu kırardı iste bu yazının. neyse. yazı aldatmacılıgımı da yaptım. dur ya. sarkı yollıycaktım dmi. hemen yolluyorum.
en merak ettiğim, pudra da söze karışsa diyalok yerine trilok mu olur tüm bunlar, bunun cevabı. ben bişi sölüyorum kıza gelinim ayarı alsın.
bu kadar kolay kaçamazsın sevgili batorayz, seni tuttum, diyalokumuz olacaktı diyorum. ama sana monolokların en kralını yolluyorum. tantuni deyince benim aklıma eskişehir geliyo artık. esenin odasına tantuni kokusu dolardı ondan. paramız olmayınca orda yerdik ki ben severdim yani. ayrıca saçmalamanın kotası olmaz şu üç kuruşluk dünyada be. valla be. gıpta et kasabı gördüm ben pendikte bu arada. yemin ediyorum. bi daha eskişehire giderken çekerim fotosunu. gülmezsem tabi. mesela izmit civarında da çekmek istediğim grafitiler var (stensilimiz olacaktı hani, hani nerde o sıtikırlar? muhattaplar, sayın muhattaplar). ama çekemiyorum. yani gözüm sabitlense bile makine bu lan. insan yapısı. makinalar içimi sıkıyo batorayz. çiftlik derken ciddiydim. bak mesela bizim yurtta bi abi var, çok güzel gitar çalıyo, ama cyborg olmuş mecburen. ben onu oturduğu sandalyeden kaldırıp çayır çimen üstüne yerleştirmek istiyorum. arkasına otlardan yastık. ovanın ekosunu istiyorum. en güzel sintizayzır rüzgardır demiş atalarımız hem. çok çok çok pastoralleştim ama bu kolonyıl geyz ile oluşan bişi değil. ben çiçeklerin ne söylediğini duyabilen biriyim hasbel kader. öyle mi kullanılıyodu? hasbel kader mi doğrusu aceba. kim bilir neleri böyle yanlış kullanıyoruz batorayzım. neyse ki burdayız. ben burayı gerçekten çok seviyorum. kötü yazdığım gerçeğini gizlemesi değil bunun sebebi. gerçekten saçmalayabiliyo olmam. bi de oyunlar oynayabiliyoruz en güzeli o. oğuz atayınkiler kadar olmasın estafurulla da yani onun gibi. mesela su birikintisindeki izmaritin karşıtını söyle desem. diyalokun sonuna iliştir desem. sonbahar mı kış mı bu gün.
kafayla oynayan ogretmen. ne guzel bisey dimi. yani uzaktan bakınca oyle. eskiden commodore64'de kafa ayarı yapardık boyle incecik tornavidamsı biseyle. onun insan versiyonu olsa, ve bunu ben yapmıs olsam, su an bu yazımı yirmidortbin dolarlık laptopumdan yazıyo ve ikiyuzyirmibin mb'lik baglantımla yirmi tane sarkıyla susleyebilirdim. ama bunların tam ters istikametine gidiyorum. mersin taraflarına. tantuni yemeye. donem donem canım tantuni ister. donem donem cıkan sivilceler gibi. benim bir tane sadık sivilcem var. o da her ne kadar uyuz olsam da unicorn gibi tam iki kasımın arasında cıkar bana inat. baska yerde de sivilcem cıkmaz. ergenken de cıkmazdı. bi bu var iste. ben uyuz olurum o cıkar, o cıkar ben uyuz olurum. bugun yine cıktı. gerci kısa suruyo. 3-4 gune gidiyo. sonra geri geliyo sahte soda siseleri gibi. simdi hepiniz, ilk defa yazıyorum buraya samimiyetimi hor gormeyiniz, soda sisesinin altında anlam arıyosunuz dimi. ben olsam arardım sahsen. o yuzden arayanları garipsemiyorum. aksine aramayanlara gıpta ile bakıyorum. hic gıpta ile bakmayı denediniz mi. cok guzel. bisikletle birini gecmeye calısırken arkada kalmak gibi. gerci bisikletle kimseyle yarısmadım ama olsun. yarıssaydım ve geride kalsaydım onumdekine gıpta ile bakardım sanırım. gıpta. gıp. gop. kop burhan kop kop. neyse. bugun celisenlere cevirmeye niyetim yok burayı.
sanırım ilk olmasına ragmen sacmalama kontenjanımı doldurdum. sıramı savıyorum. upload kulturum yerlerde, o yuzden nereye sarkı yollanır bilmiyorum. ama. ama. ama. kucukken de oyunlarda hile yapardım ben. internet yokken oyun dergilerinin arkasında oyun hileleri yazardı. onlara bakar bakar hile yapardım. simdi de yapıcam ve emesen zibidisi uzerinden yollıycam bu sarkıyı sana ey sevgili lisim.
cav diyor, arka sıralarda yerimi alıyorum.
bu aralar kafamla oynayan bir öğretmenim var sevgili batorayz ve bugunkonusanlar ahalisi. adı suna. bir de ona yardım ve yataklık den bir demeç boy slim var tabi. bunlar yüzünden içime çektiğim havadan, ağzıma koyduğum sudan şüphe duyar oldum. herrr türlü hareketim yamuk geliyor, düzelemiyorum. aynaya bakıp bakıp saçını bir türlü beyenmeyen ergen gibi hissediyorum. fark yaraları diyorum, görmediğim insanları görüyorum yolda bisürü. ayıplıyorum kendimi. böylesini istememiştim hayır. insanın kendinden bu kadar tiksinmesi sence de fazla değil mi. üstelik başkalarına olan nefretim aynı oranda artıyo. bununla birlikte çok çok çok çok sevdiğim bissürü insan var. yani sen diye demiyorum sen de onlardan birisin ama. böyle beni hiç aramadın diye üzülüyodum ama bak neler oluyomuş orda. hayatımızdaki insanları sadece biz baktığımızda harekete geçen mekanizmalarmış, biz bakmıyoken sabitlermiş gibi algılamamız ne feci. sanırım en bi yakın olan kişiyi öyle görmüyoruz, o da kıskançlığımızdan. yoksa o şimdi nasıl sorusu da öylesine sabitlik barındırıyo ki içinde. biliyosundur sen de. evet. bak bu şarkıyı dinle. fark yaralarını. sevcen.
özetlen... fark yaraları, müslüm gürses
girişi çıkışı es geçiyorum.aslında bunu lutfediyormuş gibi de söyledim utanmadan
ama esasında öyle değil.
bu durum , uzun süredir-bodoslama dalmak yani- kesinlikle assolist kaprisim,lüksüm,saat yönünde karıştırılası çayım olmakta.
neyse ortadan giricektim ben,o ortayı 2 parçaya bölüp bir kısmının karesinin karesini alıp görünmeyen buzdağı orancığım ile alakandıracaktım-bu kısımda otomatizm çakması saçmalıyorum ama yapıyorumculuktayım-.
yine yine yeniden yineden neyse.
uykusuzluktan
yorgunluktan
düşünmekten
baş ağrısından
kaostan
paradokstan
çizimden
çizememden
tasaramamaktan
bu sebeple kabaramayan kel fatma denilen hindiler gibi olmaktan
tüm bunlarla 1. dereceden alakalı olacak şekilde ağlamaktan
nefes alamamaktan-çünkü burnum tıkanıyor ağlayınca-
tekrar, yağsız bir baş ağrısından
özlemekten
başarısızlığa görünüşte abone olmaktan-çünkü başarmak ya da -mamak adına doğrudan hiçbir bok yapmamış oluyorsun-
inatla lüks değilmişçesine bunu devam ettirmekten
tüm bunları yapan 1. tekil olmaktan
aklıma sokayım,sokayım hatta sondaj yapayım demekten
bezmiş,beyzdirilmiş,beyz-bol sopası ile dövülerek huzurlardan ayrılmayı kafasına koymuş insanım.
bu yazıdaki tüm agresifliği,yalanı,dolanı,saçmalığı,depresyonu,muhtemel p.m.s'yi,sevgiliyi özlemeyi toplayın ya da durun birbir-biriribibirine bakar bakakakakakak dururum- iyle çarpın ve rastgele en samimi ve sıcak bulduğunuz durum adaylarının yanına XXXXX koyarak derecelendirmek suretiyle kondurunuz.
derler ki söylenen tüm sözler uzayda bir noktada toplanıyormuş.bir gün gökkube çatlarsa gökten düştüğü zaman ''ey gidi ne zor günlermiş ama geçti'' diyeceğim sözler bunlar.
iş bu yukarıdakiler yani.
yazınca kurtuluyormuş derler bir nebze bakalım burasını onlar halka değil fil diyerek peçete -burnumu silmek için-kontenjanından kullanıyor olmam kabızlığıma etki edecek mi?
arz arş arasındaki muthafucka arafa istineden bir es ,çünkü bende mecal kalmadı bu bağlamda bir pes.
has not:üstteki müslüm gürses etiketini evlat edinebilirim.
Güs hanım çok okulsal, Pudra hanım çok iç yakıcı. Yakıcı, acıttı, korkuttu, meraklandırıyor. Porselen hanım kertenkele bana garip bir önsezi veriyor. Batorayz bey, yaz artık aaa, hem çayım nerde hay fidelitem nerde, dedirtiyor. Tozlu mektuplarını savsaklıyor, oysa Vuzi hiç öyle mi. Cabbar'ım nerde cabbar istiyorum ben bir onu seyredemiyorum. Salvo kişisi B-Day Grrl modunda B sınıfı korku filmleri aşamasında, özletiyor. Kadeşüt zaten her zaman özlenmekte. Miyet kültürünü niye buraya akıtmaz bazı bazı. Ya da ttkörg niye burdan bir çekinceli. Pınar saçını mı yolmamı bekliyor, o kadar da görevimiz tehlike aksiyonları sergiledim otobüslerde duraklarda. Nerde benim kağnılgaz'larım.
Geliyor geliyor beyaz kadın geliyor.
Devamı yarına.
özetlen... mittörm değerlendirmesi, sürüm sürüm süründür
bakışlarımda ya da gözlerimde ya da beynimde anlamlanan şeylerin 'anlamlanan şey' olmasına kadar geçen süre içinde bir şey olduğunu düşünmeye başladım.
şimdi şöyle ki bir şeyi görüyorum ve onu algıma hapsediyorum sonra azamı ya da bir şekilde göreceli asgari bir süre geçiyor ve o şey 3. tekil olmaktan davullu zurnalı 2. tekil olmaya terfi ediyor.geçiyorken uğramaması gereken bir kişi-ya da ben şu dakika kendimle barışamadığımın sinyalini çakmak ve bilinaçaltını kerpiç ile sıvamak için böyle diyorum - bakıyorum ki geçmiş,geçerken uğramış,çayımı içmiş,sen-ben'e geçmişiz,acemiliğin getirisi ile bazı bazı birbirimize geç-ir-mişiz,olmuş,olmamış ya da oldurulamamış ,suya düşmüş,suyu inek içmiş,inek dağa kaçmış,dağ yanmış bitmiş kül olmuş ve bana da cümleyi tamamlamam için bu şekilde gün doğmuş.
anlamıyorum bir şekilde sadece öylesine ilgimi çekmiş olan bir şey ya da insan benim hayatıma rötarlı olarak nasıl etkiyor,tepkiyor,kimyasal yanık yaratıyor ,bazı bazı devrelerimi yakıyor?
f.d'nin herhangi bir şarkısındaki sözler gibi 'görmekten sıkılmış gözlerim var' derken görmekten sıkılmayan,gördüklerinden en dibi koklanabilir,ele gelir olanlarını kaderim yapmaya sevdalı gözlerim olduğunu idrak ediyorum.burdan sonrası zaten safiye soyman tribine girip ''gelen vurdu,vurdu,vurdu,giden vurdu,sonrası malumunuz'' nidalarını salmama yardım ve yataklık yapıyor.
bunun olumlu tarafları da oluyor,mutlu da ediyor bunu inkar edemem.ama garipsiyorum.
mesela konuşamadığımı düşündüğüm anlardan birinde bugün konuşanlarda ahkam kesmek: XXXXXXXXXXXXXXXXX
konuşmak yerine birden durup çığlık atmayı aklından geçirmek:XXXXXXXXXX ki ne XXXXXXXX
opeth/harvest dinlerken kendini kaybedip kapıya çarpmak:XXXXXXXXX
hayatımı ''skip the intro'' ile geçiştiriyorum diye endişelenmek:X.(burdan çine kadar olan mesafe)
etli lahana dolması:XXXXXXXXXXXXXXXXXXX
kişisel kıyametin kucağında bir gün daha geçirmek:abonesi olacak kadar X
demem o ki,bazen bu ki,ama kararsızımdır da bazı bazı şudur ki bilinçaltımın kindar kalkınma planları yapmasına itirazım var.
yerden göğe kadar bir posta obcekşın.
özetlen... harvest, hazırdan yemek, lahana dolması, rutin
(not: çok iç boğucu ve kişisel olacak)
bi bira açtım şimdi, klavyeyi yoğun kullanacak olmasam sigara da yakardım da salla. duman çalıyor arkada, "haberin yok ölüyorum"... lise son geldi aklıma, sevgilimden ayrılmıştım da shahaian bana bütün gün loopa alınmış şekilde haberin yok ölüyorum ve her şeyi yak dinletmişti, evet, arkadaşlığımız sadizm üzerine kurulu.
neler oluyor, neler bitiyor, karnımdaki kelebekler "misery is a butterfly"a neden bağlanıyor, yakınmak veya "neden" sorusunu sormaya hakkım yok biliyorum ama gene de iç döküntüleri rahatlatıyor minik minik.
ne yaparsam 3 katı dönüyor geriye, bu sayede neredeyse hiç iyilik yapmadığımı fark ediyorum ya da başıma gelen güzel şeyleri göremiyorum. harcanmış bir koca ay geçirdim, sinirlerim yıprandı, kalbim "evet çok romantiğim" cidden kırıldı. bunun sonu ya meczupluğa ya da histeriye varacak diye korkarım.
sanırım en büyük sorunum olan olaylar arasında vakit bırakmamak... bir şekilde her şeyin üst üste gelmesini sağlıyorum ve derin acılar ya da mutluluklar ya da şunlar bunlar yaşıyorum. ondan sonra da boşluk oluyor. bu kadar aksiyondan çıktıktan sonra boş kalmak daha beter yapıyor.
gereken tek şey biraz soğukkanlılık ve çalışkanlık. bi staj falan ayarlamalıyım kendime. bişiler yapmalıyım, bunların başında da ders gelmeli. hayalperestlikle idealizm arasındaki çizgiyi koyulaştırmalıyım.
"on the surface simplicity, but the darkest pit in me..."
buraya kadar dayanan varsa onları lise 2'de yazdığımız bir şiirle ödüllendirmek isterim:
"arkadaşımın adı nens
var gözünde renkli lens
lensini düşürmüş nens
hadi, lets go dens
aldım elime bir pens
yaptım pörfekt tens
lensini düşürmüş nens
hadi, lets go dens"
saygıyla eğilir, huzurlarınızdan çekilirim.
ah minel aşk xxxxxx
"alev denizini mumdan kayıkla geçmektir aşk" xxxxxxxxxx
non, je ne regrette rien XXXXXXXXXXXX