ödev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ödev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İki gündür manyaklar gibi püsüketdolz'dan bir misi elyıt el emeği göz nuru olan vaçatinkebağtdet (powered by dokuzharf) adlı parçayı dinliyorum. Bengü'nün post-apokaliptik parçası (powered by sezyum) "menemendeki son deveye binip çek git" (powered by kaan ılgaz) gibi bir hava, ama daha acımasız, daha güçlü, hatta zevkten köşe olmuş bir hal/tavır; görlpavır gibi görünen ama öte yandan partneriyle beraber evden çıkmadan evcimence ölmek isteyen bir kadın hissiyatını da barındıran... gaza gelmiş bir eser. sizden istediğimse... aman işte yapısöküm yapıverin, işiniz mi var allasen. En iyi sökene yeni çıkan fındıklı metrodan alcam. Valla.

kendi blogumda yazdığım ve sıfır (rakamla 0) ilgi gören, şopar merakımı doyurmaya yönelik bu yazı/ödevi ilginize sunmak isterim.


ego; fazla gelişmiş psikolojik savunma sistemidir.

kendinizi özel hissetmeniz egonun görevidir. sizi geri kalan yedi milyardan ayırmak onun görevidir. ve bu görevi beceremez. kurnazdır, becerdiğini hissettirir. inanırsınız.
bilinciniz yeni yerine gelmeye başladığından beri kendinizi hep ileride, ulaşılması zor olan noktaya koyarsınız hayal kurarken. ama başlarda hepimiz aynıyız değil mi? ilkokul sıralarını ve arkadaşlarınızı düşünün. hepinizin üzerinde aynı üniforma, sizi ayıran tek şey çok da farkında olmadığınız cinsiyetiniz. yüzünüzün tipi. boyunuz, kilonuz. kokulu silginiz olup olmaması, renkli kalemtraşınız. sadece fiziksel.
büyüdükçe ortamdan ortama aktınız, o insanlardan ayrıldınız. yenileriyle tanıştınız. egonuz gizlice çalışıyor biriktiriyor. karakter veritabanı oluşturuyor bilinçaltınızda. ileride lazım olacak; bunlardan birini seçmeniz lazım.
insanoğlu son iki yüzyılda medenileşme yönünde farkedilebilir adımlar atsa da, içindeki ilkelden hiç kurtulamayacak belki de. etrafınızda binlerce kişi dolaşmasına rağmen yalnız hissedeceğiz. ve o kabile bulma ihtiyacı, sürüye katılma hissi egomuzun getirdiği özel hissetme ve kendini ayırmayla birleşerek konumuzun ana başlığını oluşturacak;bloklaşma.
tdk> blok: 2. birden çok bölümü bir araya getirilmiş olan, bir bütün oluşturan.
biz bölümleriz, bütün blok. metalciler, tikiler, emolar gibi çok yüzeysel ve kokuşmuş bir örnek verebilirdim. bu konu sosyolojik ve psikolojik açıdan, onlarca sınıflandırmayla incelenebilir, o derece derin. biz daha ilgimizi çekebilecek bir ortamda, sanal bir somutlukla bloklaşmanın en hasının yaşandığı, blog dünyasında araştırmamızı gerçekleştirelim.
sınıfları, blokları nasıl ayrıştırabiliriz? çok basit. başlangıç noktası olarak bir blog belirleyin. diğer bloglara verdiği linklerle kendisi birbirleriyle ilintilidir. ve hepsini ifade edecek ortak bir başlık bulabilirsiniz.
mesela "yemek tarifi veren otuz yaş üstü kadınlar".
ödev: seçeceğiniz herhangi bir blog blokunu en güzel örnekleriyle, irdeleyerek anlatınız. isterseniz birden çok tane seçin. valla.

Orhan'ın adı aslen Orlan olup, kendisi meşhuur yüz ameliyatlarından birinde tercih ettiği eril yüze sahip olduğu dönemde bir süre de bu kimlikte ve Türkiye sınırları içerisinde ikamet ettikten ve halkın bütün problemlerini bu beş on sene içerisinde çözümleyip dokuz kitap sayısız makale ve klasik dünya edebiyatının ellinci basım yapan çevirilerine önsöz, sonsöz yazdıktan sonra buraya kadar demiş, ve nüyork'a geri dönmüştür, bu kimliğini çok, pek çok benimsediği iddia edilen orhan veyahut nam-ı diğer orlan, kendisi yerine yüz ameliyatlarına devam edebilecek bir Öteki arayışındayken kimlikler, gerçek, sanal gerçeklik birbirine girmiş ve entellektüeliği tartışma götürmez yazarların makalelerinden içi şişmek suretiyle gazetelere ne idüğü düzenli hata verme potansiyelinde ve bu potansiyeli mütemadiyen kullanan, performansı yüksek beyanatlarda bulunmaktadır. Özellikle kendisini okumayanlar tarafından eleştirilmesiyle ayrıksı bir yerde duran orlahanımn etnik kökeni (portoriko kökenli abd vatandaşı, honolulu soykırımı şahitliği gibi açmazlardan muzdarip) ve sosyal sınıfının getirileriyle ilgili bir takım insani sorunları olup kendisin lakanyan psikoterapist emanuel pele ile zorlu bir analiz sürecine girmeye hazırlanıyor. Hazırlık maçında sarkozy'e beş çeken orlan: formdayım dedi.




*Zaman
**Bükülmece
***10 yıl? 6 yıl?
(ne olur ne olmaz)





"Öhehem..!" diye ibrahim tatlıses tarzı boğaz temizleyerekten gireyim

konuya. Bu zorlu ödeve başlamadan evvel çok araştırma yaptım,

kütüphanelerde sabahladım, 100 kişiye sordum 98'inden cevap aldım ve işte

burdayım.

Şimdi; resmi kayıtlara bakarsak Kar romanı 2002'de basılmış. Hemen

müyendiz kişiliğimi konuşturup hesaplama yapıyorum, 6yıl önce yazmaya

başlamış olamaz Kar romanını çünkü kitap zaten 6 yıl önce basıldı (burada

Nobel ödülünün başka skimdirik nedenlerden ötürü verilmediğini ve Nobel

ödülü alacak bir kitabın birkaç günde yazılamayacağını varsayıyor, en

azından sayın OP'nin kurduğu cümlelerden o zekada olmadığını

çıkartıyorum). Zira canlarım, şu cümleye dikkatinizi çekmek istiyorum

yeniden: "10 yıl evvel düşünmeye başladım ama altı-yedi yıl evvel yazmaya

başladığım ‘Kar’ romanı yayınlandıktan sonra.". Bu nasıl bir cümle

düşüklüğüdür, nasıl bir anlam bulanıklığıdır, dili bilmezliktir. Şahsen

bir yazar kendi editörü olabilmelidir, sen dilini adam gibi

kullanamadıktan sonra, kitabını kotaran -anlaşılır hale getiren- editörün

olduktan sonra ne anlamı var!


Az buçuk sinirlerimi boşalttıktan sonra sıra geldi daha zor kısma:

kitleler için anlaşılır kılmak. Alıntıdaki son cümleyi göz önünde

bulundurur ve muhterem OP'nin 7 -ya da 6, o sorunsala daha sonra

değineceğiz- yıldır bu kitapla uğraştığını düşünürsek kendisinin son on

yıllık yazın hayatının kronolojisini şu şekilde çıkarmak doğru olacaktır:


1998: Benim Adım Kırmızı isimli romanı basılır.
İsmi daha sonra Masumiyet Müzsei olacak ktiabı düşünmeye başlar.

1999: Yazarımızın kredi kartı borçları vardır, parasız kalır, yazacak bir

şeyi yoktur, Masumiyet Müzesi hala oluşamamıştır, düşünülme evresindedir,

o yüzden Öteki Renkler adı altında eski yazı ve söyleşilerinden seçip

seçip bi kolaj kitabı çıkartır yazarımız.


2000: Yazarımız hala düşünmektedir, diğer yandan da Kar'ı yazmaya

başlamıştır kendisi. Onun dışında yapacak pek bir şey bulamadığından bu

yılı milenyumu kutlayarak geçirir.


2001: Sıtil tinking end olso vırayting Kar(Sınov).


2002: Kar basılır. Sonra boş kalan yazarımız Masumiyet Müzesi'ne geri

döner, bu sefer oturup boş duvara bakıp kahve yudumlamaktan vazgeçip

yazıya dökmeye başlar. Ama kitabın bahtsızlığı işte kadim dostlarım, OP

bu kitabı bırakır ve İstanbul: Hatıralar ve Şehir adlı anı kitabını

yazar, bir nevi depodan yer yani. Bu kitap basıldıktan sonraki 5 yıl da

Masumiyet Müzesi'ni yazar, son bir ıkınmayla basılır kitabımız. Kolay

değildir o kadar küçük delikten çıkması, 500 sayfalıktır roman, oku oku

bitmez. (Gerçi 500 rakamı OP'nin ağzından çıktığından lütfen fazla

takılmayınız.)

İşin özü sayın seyirciler, kendisi 98'de düşünmeye başlamış, 2002'de yazmaya başlamış, bir sene ara vermiş, 2003'te tekrar başlayarak toplamda kendisi 10 dese de yine de bir wanna-be müyendiz olarak onu 9 sene diye düzelttikten sonra, 9 senede bitirmiştir best selır romanını.


Orhan Pamuk'taki zaman bükülmesine gelecek olursak; ..


Amaaan, valla gelesim yok, yaşına verip güzel(!) hayatıma devam etmek, karşımdaki FSM manzarasına arka fonda Chrysalide ve elimde çayla beraber dalmak istiyorum, yemişim pek sayın noğbıl pırayz vining vıraytır OP'yi.

Bu arada fotoğraftaki bıyık ve göğüs olayı için özür dilerim, Türk'üm ve vazgeçemiyorum alışkanlıklarımdan, genlerime işlemiş.

Hepinize şu mübarek ramazan ayında hayırlı akşamlar diler, bol bol kadayıf yemenizi temenni ederim.

!OP Ödevi


BG: Orhan Bey, ‘Masumiyet Müzesi’nin konusu, fikri ne zaman ortaya çıktı ve nasıl?

!OP: 10 yıl evvel romanı düşünmeye başladım. Bu bir aşk hikâyesi, aşk romanı... 10 yıl evvel düşünmeye başladım ama altı-yedi yıl evvel yazmaya başladığım ‘Kar’ romanı yayınlandıktan sonra. Arada ‘İstanbul’ hatıralarımı yazdım. Sonra, aşağı yukarı yedi yıldır hep bu kitapla meşgulüm.


kaynak

Yukarıdaki Orhan Pamuk(!OP)cümlesinin zaman çizelgesini çıkarınız, bir grafik ya da anlaşılır bir naratif üzerinden açıklayınız. Cümleyi en büyük kitle için anlaşılır kılan öğrenci ve en masum bir arkadaşına İtalya'daki Masumiyet Müzesi'ne 3 günlük seyahat bileti verilecektir.

Kurtarıcı soru:

!OP Cevap1,son cümle: Sonra, aşağı yukarı yedi yıldır hep bu kitapla meşgulüm.

!OP Cevap2, son cümle: Ve altı yıldır bununla uğraşıyordum, evet.


Orhan Pamuk'ta zaman bükülmesi konulu bir makale yazınız, kenarlarını süsleyiniz.

Ayrıca ropörtajı sonuna kadar okuduğunu belgeleyebilene yarım altın takıyorum.

Ödeviniz budur. Gençliği korumak BK'nın elinde! Haydi klavyelere!


Az önce kendi çöplüğüme yazarken farkına vardım: bu sorunun cevabını tek başına bulmam çok zor.

Bu yüzden de ödev veriyorum.


"Neden insanlar gerçek kan ve ter içeren, çene, kol ve bilimum kaburga kemiği kıran "spor"lar dururken, penthouse pornosu tadında WWF ürünleri izlemekten zevk alırlar?"



Ödül: Hünkarbeğendi.

elinizde seçebileceğiniz 5 malzeme ile (her bişi dahil) ve maksimum 15 lira ile yapılabilecek en güzel "sıcak" yemeği yazınız, anlatınız, uygulayınız.

not: her bişi derken yağ olsun karabiber olsun dahil. sadece tuz ve su dahil değildir.
not 2: fazla kalan her malzeme başına 10 puan.
not 3: ciddiyim.

Ben isterdim ki erkeklerin pornoda kullanilmasi elestirilsin 


Erkegin toplumdaki imajini pornonun degistirdigi savunulsun

ve de

erkegin bedenselligini on plana cikardigi sebebiyle 

sektor darbe yesin.

Eger ki anti pornography movement tarihe feminist sifatiyla kazili kalirsa 

Ben cinsimden memnun degilim.

Bu yuzden bir manifesto odevi vermek ister gonul,
Gonul cok sey ister.
Evet, uzun sureden sonra sitedeki hareketlenmeleri gorunce heyecanlaniyor insan tabi ki. 


Pornografinin erkeklere etkilerini arastiran bir yazi bekliyorum.
Kadinlarin imajini dusururken erkeklere pornografi neler yapti?
Nasil evrimlesti?
Neden erkekler rahatsizlik duymadi?
Sanallikla butunlesmis bir seks anlayisi cagimiza hakim artik seksuel bir acliktan bahsedebilir miyiz?
Peki ya seksuel gerceklik nedir? Seks nedir? Nasil birlesir insanlar?
Cam? Msn? Nokia? Hangisi ya da hangi biri?
Erkekler pornodan siyrilmali mi?
Sizce?

O zaman sunlari inceliyoruz;


"The impersonator is in fact a man (truth), until he recreates himself as a woman (illusion)- and of the two, the illusion is the truer." capote

"Because something is true doesn't mean it's convincing, either in life or in art" capote

"If porn is art, then I am interdisciplinary." de chute




ve yaziyoruz.




Öncelikle hoşbuldum,


Açılışı Porselen Kertenkele isimli hocanızın ödevine yakın bir örnekle yapmak istedim.

Yukarıdaki fotoğrafın analizinde bol miktarda tespit bekliyorum.

En beğendiğim üç çalışmaya istekleri ve harçlığım doğrultusunda tatlı ısmarlayacağım.

Başarılar.



ÖDEV: Yukarıdaki fotoğrafın varoluş sebebini en saçma şekilde açıklayanla beraber haşlanmış patates soymayı teklif ediyorum.


Burdan Bakanel'e el ediyorum, teşekkür ediyorum.

http://www.sulukulegunlugu.blogspot.com/

Burayı okumak şöyle bir... şimdilik.

Çalışma aşağıdakidir:



Çalışmanın ve sahibinin ismini vermemeye özen gösteriyorum, zira google aramalarında ipsiz sapsız kimseler gelmesin artık, virüs salan sitelere link veren yorumlar gelmeye başladı, aman diyeyim.

Perspektiflerimiz aşağıdaki gibidir:

* Çalışma sahibi, bu çalışmayı AIDS vak'asının yarattığı trajedi için yaptığını belirtmektedir.
* Şarkının giriş dizesi ozon tabakasının delinmesinden bahsetmekte, yine insani bir tavır sergilemektedir.
* Şarkı sözlerinin geri kalanı pek ele gelir bir veri sağlamasa da, temel mesajı iletebilir haldedir.
* Çalışmayı yapan kişinin, bu tip marjinal çıkışlarının mevcut bulunduğu, Türk müzik piyasasının sevimsiz ve sansasyonel bir siması olduğu bilinmektedir.
* Yaptığı işlerde zeka ve estetik olmasa dahi, dönemine ve cemiyetine bir karşı duruş sergilemekte, bu kapsamların çok ötesinde bir cesaret taşımaktadır.
* Seçtiği hassas konuları, çekebileceği dikkat üzerinden kazanacağı paraya alet ettiği düşünülebilir; ne var ki albümü satın alınacak bir U2 değil bahsettiğimiz kişi, daha ziyade youtube mecralarında ve televizyon şovlarında izlenip izlenip dalga geçilicek biri. Yani bu işten, yapacağı herhangi bir şeyden daha çok para kazanacağını düşündürecek bir verimiz yok. Bu durumda gerçekten içerikle ilgili kişisel bir dertlenme ile mi yola çıkmaktadır? Yoksa maddiyatın da ötesinde, bir onaylanma arzusunun tezahürü müdür bu? Bu konuda da pek umutlu değilim, zira duyarlılık içeren bu konular, Türkiye'de pek cevap alamıyor.
* Yoksa şahıs, sadece aklını mı kaçırmıştır? Bu akıl kaçırma, döneminin diğer isimlerinin akıl kaçırmalarından daha üst bir seviyede midir? Yoksa daha kabul edilebilir bir yanı var mıdır?
* Son olarak, bu şahsa sanatçı, yaptığı işe sanat diyebilmemiz ya da diyemememiz için elimizde yeterli kanıt var mıdır ve bunlar nelerdir?


Buyrun.

süper sıkıldım lan.

dans tiyatorası linki koyayım bari:

Part 1
Part 2
Part 3
Part 4
Part 5
Part 6
Part 7
Part 8
Part 9
Part 10
Part 11
Part 12
Part 13


hadi ödev de koyayım, ne düşündüğünüzü merak ettiğim bir mesele var. komşum dino bey şöyle bir konuyu şöyle ele almış, bana sorsan artı bin veririm, siz ne diyorsunuz bu bukowski-beatnik-genet kafalalaşmalarına, merak ediyorum. buyrun yazın. ödevini yapana dondurma var.

haftaya pazartesi olan sınavı bu pazartesi sanıp, önemli bi randevuyu iptal eden (ki muhattapları kendilerini biliyolar, özürlerimi kabul ederler umarım) beynimi ben sii....iksleyeyim: XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
ama en azından fonetik olayını çözdüm XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
sayılır XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
şimdi de sultan'ı ders çalışma konusunda gazlamak için normalde yapmayacağım okumaları falan yapacak olmam XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
bir inek mi doğuyor (o ye, kızcağzın odasını study'ye çevirirsen olucağı bu elbet...) XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
kimse blush'ı indirmemiş, çok sinir oldum, o kadar özenerek koymuştum nete XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

O HALDE YENİ ÖDEVİNİZ: ÖHÖM ÖHÖM: BLUSH İNDİRİLECEK, İZLENECEK, BİR SAYFALIK REFLECTION YAZILACAK ÜSTÜNE.

bakın ciddiye alınmak için büyük harf bile kullandım.
buyrun linkler, biliyorum rapidshare çok kasış, ama valla değecek, yani bişey yazmasanız bile izleyin lan:

Part 1
Part 2
Part 3
Part 4
Part 5
Part 6
Part 7
Part 8

hadi bi de mini çükbaks:

Ours - Murder
Hedwig - Origin of Love (Alakasız oldu murder'la ama..neyse)

teeeğlikeliym soslupatım amma perdelerini kaldırdımmıydı da ave mariya gibi bi insanım

yeni ödeh veliyolum yani veliniz gelsin anlamadıysan

şimdiiiiii art ık alışıldıng gel ineksel öğretmen öğretir bana modeline paydos

tahmin edilenin edilgenin öte yanına vuruyoz kendimizi

ödeviniz (elbette Azis üstüne söylencekler varsa önce Azis) peşi sıra

serbest bilinç çakısı yöntemiyle aklınıza gelen gelmiyenlerle doğaçlama yazmak, düşünmemek, düzeltmemek

tuvalletteymişcesinize

Bulgarların Tarkan'ı diyebileceğimiz Azis adlı şarkıcının aşağıdaki iki videosu üzerinden Bulgar toplumunun estetik ve sanat anlayışını sorgulayınız. Bunu Türk toplumunun algılarıyla kıyaslarsanız eminim daha kapsamlı ve açıklayıcı bir makale olacaktır (Bknz. emir veremeyen hoca). Alt sorgu olarak cinsiyet algısını da kullanabilirsiniz, bonus olarak eklerim gayet.



Simdiki odev icerisinde reklamlardan elde ettiginiz engin sterotipik cumleleri ve de yaratici fikirlerinizi yeni urunumuz olacak "monogami" ustunde denemenizi istiyoruz.

Sloganlar disinda resim fikirleri, kisa hikayeler ya da cesitli media zibileri ile calisabilirsiniz.

Monogami size ne yapti?
Monogami nasil yardimci olur?
Iki monogami alana bir ne verilsin?

Kollar sivansin monogamik bugunkonusanlar icin eller havaya!
Gun gectikce sebeklesiyorum. . .

Dun.


Dun sabah anahtarimi almadan evden cikma gafletinde bulunup, elimde 4 sandvic kendimi place monge 87 numarali evin yesil kapisinin onunde Parislilerin ezici bakislari altinda beklerken buldum. Les gibi kokan ve de sabah kahvaltisini insan icinde yemeye cesaret edemeyen kucuk bir adamcagiz izlenimi vermekten baska bir halta yaramiyordu varligim. Beklerken ilginc bir karsilasma oldu. Liseden iki arkadasim beni gordu ve de 2 saat boyunca beraber yesil kapinin onunde konustuk. Gidemiyordum baska bir yere, cunku eger gidersem evden cikacak olan Neno'yu kacirir boylece de butun gun disarida pijamalarla dolanmak zorunda kalirdim.

Neno Ingiltere'den doneli 4 ya da 5 gun oluyordu. Ilk iki gun babasi sehir icinde oldugu icin surekli onun yanina gitti ben de evdeki biblo durusumu korudum. Uyuyordum, oyun oynuyor ve de bekliyor. Sonra babasi gitti ancak bu sefer de hasta oldu. 3 aydir gormedigim en yakin arkadasimla gecirdigim ilk 5 gun yeteri kadar monoton olmustu. O gun ise sandvic almasini istedigimde bir kac gundur agzina takilmis olan "boyle bir seyin olmayacagini biliyorsun di mi?" susturucu ibresiyle sessizce ayakkabimi giymeme ve de sokaga o sinirle firlamama sebep olmustu. Varoluscu bir sekilde anahtari almayi unutan bendim.

Sonra iki insani da eve cagirdim, Neno da kalkti dersine gitti. Oturduk konustuk ve de sonra disari ciktik. Elimdeki hediye ceklerini kullanarak kitap doldurdum cantama bir suru. Birer chocolat viénnois icerek gunu tamamladik. Iki arkadasim da siniflarini geciyorlarmis, gelip de yapabilenler varmis, insanlar ilerliyormus derken arkadasimin telefonu caldi. Telefonu ingilizce acmasi disinda hic fransizca konusmadigini farkettim. Sordum; "siz fransizca konusmuyormusunuz?"

Hayir, fransizcamiz cok kotu, sadece gerekli oldugunda konusuyoruz. . .

Bunun ustune kendimi sorgulamaya basladim. Basarisiz hissettim bir an. Entegre olamayan, kiymik yaratan ve de normal olmayi beceremeyen basurlu bir cocuk oldugumu dusundum. 3 gundur de kan akiyordu bu arada, oturmakta zorlaniyordum. Asiri seks? Yo hayir hayir, sanilanin aksine annemin kuzenimle yolladigi sucuklarin extra acili olmasinin yarattigi bir sonuctu bu durum.

Neno eve geldiginde uyuyordum pembe duvar kagitli odada. Karsidan veterinere giren cikan kopekleri izlerken ve de acaba ne zaman benim boyle bir kopegim olacak diye hayaller kuruyorken uyuyakalmisim. Uyandigimda neno uyuyordu. Sabah 4 gibi. Her gun sabah 4'e dogru uyandigimi soylemis miydim?

Sikildim ama sesimi cikarmadim. Sessizce uyanmasini bekledim. Saat 8 oldu. Evde su yok, yemek yok. Alisveris yapilmasi lazim, son 4 gundur bu halde ev. Domino's pizza'dan yine bir seyler ismarlanmis ben de kirintilari supurdum ancak cidden hem cebe zarar hem de buyuk bir tembellige itiyor insani. Neno'ya yalvardim kalk kalk 10'da derse gideceksin. Uyandi. Mahmurdu. Mahmurlugu yaklasik 12'ye kadar surdu. Derse de gitmedi, almasi gereken ilaci da almadi, su da yoktu musluk suyu ictik yine ve yemek yemeden oyle bekledim kendisini. Her uyanip ayaga kalktiginda bir sekilde beni yataga tekrar sokuyor ardindan da benim histerik sekilde firlamamla yataktan kendisi orada kalikaliyordu.

Ben gidiyorum dedim. Kalkti. Giyindi. Ben hastayken beni yalniz mi birakiyorsun dedi. Bavulumu hazirladim. Cevap vermedim. Taksi cagirdi. Gunes altinda hayatimin en guzel taksi gezisini gecirdim elimde mavi tekerli agir bavulum gare du nord'a gelisim bir sekilde sakinlesmeme sebep oldu. En iyisi buydu. Kendi evime gitmem gerekti islerim vardi. Yapmam gereken bir universite basvurusu.

Sonuc; Farkettim ki herkes degisiyor, pili pirtiyi toplayip Paris'ten trenle Lille'e geldim. Kapimi actim. Kitabimi aldim. Uyudum.



Nefes.
Nefes.
Nefes.

dününüzü hatırladığınız ve topluluğa anlatılabilir en küçük anlara kadar anlatınız.
(gün bugün değildir, yazdığınız günün dünü)

çok hardcore göründü gözüme, yapan çıkacak mı acaba?

edit: her güne bi banner atayalım, hem değişimciler sevinsin hem de muhafazakar ben. ama dönmesinler böyle yau...


 

Bugün Konuşanlar | Kollektif Beyin Boşaltma Saçmalama Saçmalatma Çarpma Çarpılma Çarpılama Alanı | 2007-2009 | Tüm Hakları Çamaşır Dolabının Çorap Çekmecesinde Saklıdır