itörnıl şansal ov dı toroğlu ermaynd XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
ve bu iğrenç espriye maruz kalan bir garip kaan ılgaz XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
izmir'i özledim XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
klişeye yer bırakmayacak biçimde, bilmem kaç sene önce çektiklerimin aynısı bu. belki daha bile fazla XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
neyse mülksüzler kendini yenilemiş gidin bi bakın XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/ (yokluğunda iyi halden cezai indirim)
peki ya nerde bu geçerken XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/ (yokluğun heç iyi olmadı)
ayrıca haavi bey sağolsun şu rachel's için XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
snob tavırlara katlanamıyorum artık hayır XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
bir kazak almam gerekecek XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
çok kitap okumalıyım, ders çalışmalıyım, vizeler XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
yok olabilirim, yokluğumda bolcana yazın, sorun, cevaplayın, değerlendirin, iksleyin, tam bir sınıf havası, bir başkan bir başkan yardımcısı, müdür ya da müdür muavini (bu laf da bana hep otobüsleri anımsatır), ya da yan sınıfın öğretmeni, anladınız siz onu XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
özetlen... mevsim kış
Bu kadarla kalır mıyım, kalmıycam. Espri düğmem bozuldu biliyorsunuz, nerde o günler ki bir zamanlar doğru çalışır hepimizi mesud ederdi, yok. Ama düzelmesi için bir son kullanıcı, kullanıcı, operatör oldugumun dünyasında elimden geleni ardıma kor muyum, KOR MUYUM ULAN?
Şimdik bir son kullanıcı espri düğmesi bozuksa öncelikle kullanım kılavuzunu (daha sonraki referanslar için kolay erişilebilir bir yerde aka el altında tuttuğu el kitapçığını) eline alır. Sahife sonlarda bir yerde Arızanın Giderilmesi bölümünü açar. Bakalım ne diyor
- Fiş takılı mı?
-Evet?
- Cihaz açık mı?
-Evet?
-Virüs koruma, güvenlik duvarı?
-Evet, Evet?
-Güncellemeler?
-Yapıldı
_Espri Yazılımının orijinal olmadığı, sağdan soldan hacılama olduğu, kaçak yüklendiği için kullanılamadığı, crack dosyasının da internek bağlantınız nedeniyle tespit edildiği bildiliyor?
-Yaaaaa?
-Yaaa.
Soruna böylelikle ulaşıyoruz. İlk el esprimiz kalmadı, Hepsi arak. Oysa ki bilen bilir nasıl da püritenim, bu kanlı dünyada püriten olabilmek de ayrı bir iyi yüzlülük. Ve, AMA diyoruz ki
ikiyüzlülük aklanmalıdır!
Göründüğün gibi ol, olduğun gibi görün, böyle bir dünyada yemez. Yememelidir.
Göründüğüm gibi olsam, ebleh olmam lazım, olduğum gibi görünsem paso ışırım koruyucu gözlük gerekir. Eldivensiz dokunmayın.
Şimdi değil mi ki iç maddem içiyle su dolu bir kap gibi ayrıktır, akım dolu bir kablo gibi farklıdır, bu nedenle göründüğüm gibi olsam elektrik veremem, olduğum gibi görünsem bilmemkaç vat elektrikle çarparım. Anlatabildim mi oğlum sezai.
Böylece MErküri gezegeninin öğretilerinden en kıdemlisini en muhteşemini üç yumurtayı beşe aldım matematiği ile aktarabilmiş bulunuyoruz. demek ki neymiş herkeşler espri yapmak için doğmazlar, bazıları saf sevimli, sevimliliğin kendisi bizzat kavramın öykündüğü nesne olarak orada öyle duruşuyla ilhamdır, filan.
-Sıkılan var mı?
-Evet?
-PEki....
özetlen... bitti, cevap kağıdı, ödev
uşak yemdi.
Gel gelelim plise şeysine
Katilin:
ayakları, ayakkabıları
en beklenmedik insan çıkması zorunluluğu
fazlaca hümanist? (ne demekse) bir alışkanlığı olması zorunluluğu (süt içmek, oya işlemek, hanım hanımcık olmak nerdeyse, kuşlarla yakın ilişkide olmak nıhahahaha)
kendi mantık/mantıksızlık çerçevesi içerisinde yüzde yüz masum olması zorunluluğu
İzleyicinin,
katilin işlediği cinayetleri onun varoluşuna uygun ve doğal bulması zorunluluğu
Katil için üzülme, katili anlama zorunluluğu
Kurbanların izleyicinin kahramanı olmaması zorunluluğu
Az tanınan ve üzerinde düşünmeyeceği kurbanların olması zorunluluğu
asıl kahramanın en sonunda detekdife yakalansa da her zaman aslında katil olduğu fenomenomoni
bu klişeleri taze sıktım, afiyet ola
aklımda da hiçkok vardı galba
öperler hojam
Evet, sıkboğaz ediyo olabilirim, ama bu çok çok basit konulu alıştırmayı unutmadan "esayn" etmem lazımdı, zaman sınırı yok ama tabi ki akışkanlık için kısa ve çok sayıda, hızlı tepkiler beklemekteyim. Arka arkaya bikaç post olabilir, hani alıştırma, hani saçmalama olduğu içün, yine özgür olceksiniz. Konumuz: Film ve/veya kurgu klişeleri. Buluyoruz, ama baydı artık yane diyoruz, hatta bi de dalgamızı geçiyor ve içimizdeki o minik pis yönetmeni okşuyoruz boyuna. Buyrun efendim.
özetlen... film klişeler, her türk yönetmen doğar, kurgu klişeleri, ödev
Ulan adiler, hepiniz yazdınız mı öyle güzel döktürüyosunuz ki. Teker teker notlandırmıyorum çünküm herkes çok enteresan bakışlardan çok güzel şeyler çıkardı ortaya, mest oldum ayrı ayrı. Çoğunun aklıma hiç gelmemiş olması ve valla lan demiş olmam cabası, gerçi çoğu zaman olan bişey bu da. Hepinize 100 üzerinden 150 çakıyor, başarılarınızın devamını diliyorum. Ödül olaraktan da....
Direkt bir mp3 blogunun linkini paylaşmaya karar verdim, zira blog tadından yenmiyor, helal olsun adamlara. Zaten hafif bi kafa uyuşması da ayrıca mevcut. Afiyetle...
bazı ev eşyaları vardır değişmeye mahkumdur.değiştirilmeye ya da.
değişmek ile değiştirilmek arasında kalan yegane şeylerdendir bana göre mutfak fayansı.hatta çoklukla değişmeye mahkum olan ,değiştirilme konusunda ise günün getirdiğinden,sibel can minimalizminden,maddiyattan daha fazlasını ya da en az iki tanesini sebep olarak barındırması gerekendir.
şimdi şimdi hatırlıyorum ben küçükken inşaatları izlerdim saplantılı bir şekilde,hani inşaata topu kaçan çocuk değil de inşaata topu kaçan çocuğu izleyen çocuk oldum.daha sonra şunu hatırladım mutfak fayanslarını ,onların desenlerini,fayansların temiz olup olmadığını,arasındaki dolgunun rengine göre yıllanmışlığını ya da hor kullanılmışlığını görmek için bakmış gözlerim bazı bazı.kimi evlerde şu 80li yıllarda her tarafı sarıp sarmalayan turuncu ve tonlarını barındıran farklı desenler vardı, kimisi geleneksel türk motifleri ile dolmuş taşmış,kimisi çiçekli böcekli,kimisi kabartmalı vs vs..
yeni bir şey almak ya da o yeni şeyi kullanmak insana çok enteresan bir his bahşeder.
işte ben o fayanslara baktığım zaman fayansların herhangi bir noktasında saklanmış o içte patlamış,kursakta kalmış hevesleri görüyorum.
gariptir mutfağını geçiyorken uğrayarak kullananların haricinde ev kadınlarının sığınak ya da mabed olarak gördüğünü varsaymak istersek,en önem verdikleri noktalardan ya da en çok zaman geçirdikleri noktalardan birindeki yenilik onların doğan gününün daha anlamlı olmasını da sağlamıştı kimbilir.
ama bu daha sonra eve geç gelen kocaya ısıtılan yemeğin buharı ile yorgunluğun sinirin toplamının yoğuştuğu yer olduğu ,
telaşla açılmaya çalışılan düdüklü tencerenin patlaması ile temizlenmesi şart olduğu için küfür nedeni olduğu,
sinir ile fırlatılan çatal,kaşık ya da bıçağın darbesi ile faili meçhul kırıklara sahip olduğu,
titizlik ötesi denemelerde en çılgın temizleyiciler ile aralarındaki dolgulara zarar verildiği zaman yamalı bir görüntü elde ettiği,
bir şekilde her türlü yağı bünyesine katmak amacıyla debelendiği,
için nefret neden olmalara dönüşmüştür kimbilir-kimbilir kimbilir kimbilirrrrrrr -
yemek yaparken söylenilen tüm şarkıların,sarfedilen bedduaların,bazı bazı gözyaşlarının muhatabıdır.
hepsinden öte vitrindir,her türlü soruna,kire,pasa rağmen temiz gösterilmeye çalışılandır
böylece mutlu olunmadığı halde aksi şekilde intiba bırakılması konusunda da bir numaralı maşadır.
bu noktada çok amaçlı ağlama duvarından farkı varmış gibi algılanırsa şahsımın sakal bıyık bırakmasına neden olacak olandır.
özetlen... cevap kağıdı, karate kid, mr. muscle, scotch bright
Mutfaktaki kullanımına gelmeden önce demlik kelimesinin "kök"ü olan dem kelimesinde duralım derim. Dem: an, kan, gözyaşı, esrar vb. gibi anlamlara geldiği üzere demlik an gelir insanın kendisi bile olur, bak o kadar diyorum.
Ama popüler kültürümüzde demlik kullanımını eleştirmem gerekirse, hocam, biz ki aygaz, doğalgaz mavi ateş çocuğuyuz demlik nasıl ucuzladı bana onu gösteriyor bu. Ne ateşimi kendim yakıyorum. Ne demliğimi kendim yapıyorum. Ne çayımı kendim yetiştiriyorum, ne de o bi bardak demli çaydan bir dem demleniyorum. Bu çaydan demlenmek mevzuatı uzakta kalmış uzakdoğu geleneklerinin son derece taocu bir uygulamasıdır biliyorsunuz. Her ne kadar bizde brit çay saati uygulaması geçerli ise de aslalolan hiç değilse özüme yakın gelen hadi yücelttiğim diyelim artık yalnızca hayalleri süsleyen uzakdoğu stili çay törenidir. Orda çayla birlikte demlenen insandır sanki. Gerçi bu tip ritüellerin alıcılarından yüzde doksandokuzu belki de daha fazlası batılı alır, hakikatı gizli kalır, vesselam
özetlen... cevap kağıdı, yalnızım, yalnızız, yalnızsın
ne istiyor eylül hanım? özetle: Mutfak fayanslarının insan ruhu üzerindeki etkileri ve ev kadınlarının psikolojisi üzerine... hede höde:)
şimdi şöyle;
ben vaktiyle doğaltaş işinde çalışmış biri olarak, üzerime afiyet, bu yüzey kaplama taşları ve benzerlerinin üretim aşamasında olsun tüketim aşamasında olsun böyle bir etkiye sahip olduklarını biliyorum, gördüm, oradaydım.
hiç seksist yorumlar yapıp kadınlar ile sınırlandırmayalım. erkekler de ellerine bezi alıp mutfak tezgahı ya da fayansları üzerinde kurumuş çayın üzerinden geçmiyor hatta üzerine bir sigara yakmıyorlarsa eğer bunun tek nedeni kalas olmaları ve öyle görünmeye devam etmeye kasmalarıdır:) bir fuar standı kurulumunda kendimi kırılmış bir mermerin yüzeyindeki lekeyi silerken bulduğumda durumu çaktım: budur.
hani toz konduramamak diye bir laf var ya, o budur işte.
hani 75 yaşına gelmiş hülya avşar'ın çirkin yönlerini görmemeye çabalayıp hala kendisine güzel çıtır muamelesi yapıyoruz ya, aynı şey, hiç farkı yok. mutfaktaki fayans, tezgah üzerindeki mermer, basamaklardaki granit... hiç farkı yok, o güzelim yüzey pırıl pırıl değilse rahatsız oluyoruz yapımızda var. erkeğin traş olması, kadının makyajı-toniği... hep aynı terane:)
-------------------------------------------------------------------------------------------
bir de hepimizin içinde yaşayan muhasebeci/mimarın payı var:
fayansa dalıp uzun uzun izlemem, parçaları saymam, eksikleri hayal gücümle tamamlamam diyen yoktur. (varsa bugünkonuşanlar çıkışına gelsin, hortumla dövücem:D)
uzun tuvalet seanslarının kültürel çalışmalarında mizah dergisi okuma ve deterjan paketi okuma etkinliklerinin ardından ilk üçteki yerini almış olduğuna da şüphe yoktur. (şüphesi olan varsa nerede bekleyeceğini biliyor sanırım.)
bir de DAFT PUNK'tan Harder, Better, Faster, Stronger var ki konuyla hiç alakası yok, fon müziği olsun dedim.
özetlen... cevap kağıdı
12:41
evdeki fayanslardan oldukça uzağım.
12:49
işe dönmem gerek.
13:05 (devam)
evdeki fayanslara oldukça uzağım. gerçi evdeyken de pek yakın değiliz birbirimize. uzun sohbetlerimiz olmadan, arada iki kelam edip kaçarım yanından.
. . .
- içses - bir kahve yapayım kendime ben. kahve nerdeydi ya? (o sırada elimdeki fincanı fayansın üzerine bırakırım)
-içses- evet ya, şurdaydı. sağol.
. . .
özetlen... cevap kağıdı
bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere mutfak benim zayıf noktamdır. sarı beze kutsiyet yükleyip evime geleni masaya oturtup yemeden yollamayan bi ırktanım ben. bi de aşığım ama neyse, konu dışı çok...
fayans diyorsunuz, mutfaktaki (ki aslındaki banyodaki kardeşleri de dahil ama daraltalım kümeyi) fayanslar da hayatın bir yansımasıdır şahsi zannımca; nasıl mı? yeni fayanslar, yerde ve belki de tezgahın düzeyinde... güzelce yerleştirilir, tezgah seviyesindekilere atraktif değişik karo denemeleri de yapılır bazı bazı, tertemiz, pırıl pırıl bir geleceğin habercisidirler. insan parasız mutlu olabilir, yalnızken de aldırmazcasına neşelenebilir ama açken asla hayat normal olmaz. bu yüzdendir ki mutfak hayatın quarklarından biridir. bu tertemiz yepisyeni fayanslarla da yeni bir geleceğe açılımlarda bulunulur.
tabi ki gelecek karanlığını taşır yanında. o fayanslara yemekler dökülür, kavanozlar kırılır, kızartma yağları damlar, biralar patlar. silip geçersin, parıldar yeniden. en baştaki halinde değildir ama gene de parlak, tatmin edici temizliktedir. peki ya dolgular?
fayanslarımızın arasındaki dolgular hayatın en temel yansımasıdır belki de... her türlü dert tasa serpiliverir üstlerine, temizlenir fayanslar ama o pislik, o siyahlık gitgide birikir fayansların arasındaki kiminin şap, kiminin şerbet dediği o dolgularda. temizleyemezsin de, ovalarsın, durularsın, rengi açılır biraz ama gene de o kirlenmişliği taşır üzerinde. ve fayansların tekrar parıldayabilmesinin yanında, geçmişin her izini taşıyan dolgular vardır karşımızda. ve asla en baştaki pırıltıyı taşıyamazlar bir daha...
fayansları dolgulardan bağımsız düşünmeyin, fayanslar kişiliğinizse dolgular da ruhunuzdur, biri yenilenir biri ise yaşlanır durur.
fırk, evet. öyle öyle... ühü... döktüğünüz reçellerin bedelini öderken pişman olmayınız. hayır, olmayınız....
özetlen... cevap kağıdı
dortop olup mutfağın köşesine kıvrılan, en depresif anlarında mıtfağın köşesine sığınan benim için mutfak fayansının önemi tartışılmazdır- diyebilirdim ki- yok; bizim evde, mutfakta, fayans yok bildiğin, takkudu tukkudu öten, gece atıştırmaya kalktığında her seferinde pat diye yakalanmana sebebiyet veren plastik parkelerden var.
halbuki ayvalık'taki ev ve bordo fayansları, o kalabalık evin illa yere dökülmüş yapşak yapşak reçeli, terliksiz girme evladımları, üşütürsünler. inatla girişiler; çocukluğun başkaldırısı canım, bildiğin.
sonra arkadaşın evinde mutfakta sabahlamalar, tam da halüsinasyon görmeye başlamışken yere yüzükoyun uzanmalar, masanın altında kediyle geçirirlen saatler, sonra o uykusuzluğun ertesi sabahı çıplak ayaklarla fütursuzca dalıp şap diye kendini hissetmeler, çay ister tam da o anda bünye.
ev partilerinde de illa ki mutfakta ayrı bi kitle oluşur ya mutfakta-sonra meymenetsiz içkinin teki dökülür yere-sabaha kadar üstünden geçerken cooort diye yapışır çorap defalarca.
çocuğun bakış açısı benimki mutfağa- ananemin mutfağı- ananem yemek yok der ama daha fazla yemek olsa koyacak yeri kalmamıştır fırında iki börek vardır, ocağın dört gözü doludur, elektrikli fırının kapısı ben bildim bileli yamuktur, içinde pişenlerin yanı sıra sütünde de ısısından yararlanmaya çalışan bikaç çeşitceğiz vardır. nane yardım lazım mıı? püreyi karıştırim. pire karıştırmayı sevmez nanem benim, işine gelir. kuzen gelir-kuzen gurbette-illa bulur buzdolabındaki tatlıyı, göz açıp kapanana kadar parmak dalmıştır bile. bıcır bıcır çene çalar- dünyanın en sıcak en tatlı dedikodusudur o anane kucağı bi bakarsın evin bütün kadınları, arada bir oğlan çocukları, belki de burunlarını takip eden beyleri dalıverir. fayansların üstünde kayıp durur mutfak halıları birileri gelip geçtikçe, gözüm takılır, dakka başı düzeltirim.
brandon beycim yarına sınavım var bana kayfe yapsana? bu kadar lafın üstüne hep beraberce oturup laflayabileceğimiz bi göz mutfacığmız oluvereydi dedim şimdi. ben masanın altında kedilerle birlikte ders çalışsam...
Bacak sızlatan alıştırmalar ve kemik sızlatan soğuklar ardından odama, yatağıma, battaniyeme, yatakucu lambama, efendim fotokopi metinlerine falan dönmek şahane bişey. Kış oldu hala ays tiğ içiyorum, biri bana demlik alsın. Demliklerin ev kadınlarıyla olan bilindik diyalogları çok manalı geliyo. Zaten mutfak denen o mekan çok anlam ve hissiyat dolu. Bir refleks haline gelen tezgah silmeler, öğrenci başına utanmadan yemek uydurmalar, pişirmeler, ev ahalisiylen mutfakta oturup konuşmalar uzun uzun -oysa odan var yani di mi- ama yok alan daraldıkça insanlar yakınlaşıyo, her iki anlamda da. Neyse efendim oda arkadaşlarımdan Lale'nin kahve pişirmek için çok güzel bir demliğimsi aleti var, bi de nefis kahveler alıyo ki sormayın. Bekleriz bile derim, hatta bigün böğüngonuşanlar zirvesi yapalım. Neyse ne diyorum mutfak. Sarı bez kompozisyon sınavında mutfağın bir özelliğine değinmiştik. Gelin şimdi fayanslara değinelim. Mutfak fayanslarının insan ruhu üzerindeki etkileri ve ev kadınlarının psikolojisi üzerine zırvalar bekliyorum herkesten. Özellikle de sevgili sosyologumuz Pınar hanımdan ve eylembilimcimiz Kadeşüt beyden. Bununla birlikte Tozlu, Pudra ve Pörl'ün ilk sınavları olucak sanırım. Kendilerine başarılar dilioruz efem.
özetlen... casdechute, kahve, kaltak mutfağı, mutfak, mutfak fayansı, olası bir zirve, ödev, pınar, pudra, the-pearls, tozluraf
"Günün anlam ve önemi" karşısında pek absürd olacak tabi, ama o anlamı o önemli yıllar önce ilkokul törenlerinde kaybetmiş insanlar olarak kimsenin bu postu görüp de cıkcık etmeyeceğini umuyorum. Bir bugundogan olarak iyki doooduuun Saaaalvoooo!
özetlen... doğum günü kızı salvo