ben de ödevime brandon hanımınki gibi kişisel tarih açısıyla yaklaşmak istiyorum, ondan gördüm sanmayın sakın, hayır, daha öncesinde aklımda vardı da bu hafta hep karambolde geç gelerek falan geçti, neyse...
şimdiki gençler bilmez amma, eskiden kalorifer neyin yoktu... kömür taşımak gibi işkencesel bir olgu, lodos var soba tütücek telaşı, kestane kebap, sobanın üzerinde yakılan portakal kabukları, arada sırada da köze gömülen patatesler var idi. kış gelirdi, gidene kadar "anjin" yazılı onlarca reçete ile başbaşa bırakırdı beni, sonra aldırdık bademcikleri, artık faranjit oluyorum, karizmalardan karizma beğeniyorum.kendime dair ilk kış anılarım, çok eskiye dayanan kar yeme seanslarıdır. O karın lezzetini hala unutamam, zaten neden unutayım, her kış yerim yeniden yeniden...
sonra biraz daha büyüyünce kış ve okul daha bir bütünleşti gözümde, o yüzden pek hazzetmez oldum görüldüğü gibi...Okulu da sevmezdim zaten, hahayt!
sonra bireyselleşmeler... o ara döneme dair pek bişi yok aklımda, kış sadece okula daha zor gidip gelinilen ve çamurlanılan zaman olarak aklımda kalmış, daha okul kırılmaya, serserilik yapılmaya başlanmamış... gerçi başlanıldıktan sonra da kışın bu özellikleri yerindeydi, hala da öyle (yareppim, hayatım son 16 yıldır hiç değişmemiş mi?)
şimdi hala bişi değişmedi. artık sadece her şeyden keyif çıkarmaya çalışan ve neyseki evinde kalorifer bulunan bir insan olarak ayaklarımı üşütmemeye, sevdiğim insanlarla boza ve sahlep içmeye, ellerine hohladığım insanları gülümseyerek hatırlamaya devam ediyorum. kar yağdığı zaman buna lanet edip evde tıkılacağıma tadını çıkartabileceğim köşeler bulmaya gayret ediyorum. ben artık sıkıldım derin anlamlar içinde yüzme meraklısı kişi olmaktan, ben artık olayları seviyorum, gencim ve bunun tadını sonuna kadar çıkarıyorum.
kış demek ekol olmuş (ama artık takamayacağım) kırmızı berem demek... koca kafamı ve post kıvamındaki saçlarımı alacak şekilde dizayn edilmiş, karadelik tipinde kıpkırmızı bir bere idi ama saçlar artık olmayınca kendisi de kullanılamayacak malesef... enteresan olan, o bereyi çok giymişliğim olduğu halde, bir tane resim bulabildim, o da eski sevgiliyle öpüşmemizin bir vesikası olduğu için buraya koymayı uygun bulmuyorum pek. neden resmim yok dersiniz? çok basit! hava buz gibiyken kimse dışarıda durup poz verip foto çektirmiyor.aha dur hatırladım var bi tane... bere de ben de anlamsız görünüyoruz ama olsun, bi suret kalsın buralarda...
kış yılbaşı demek... verilmiş ama sanıyorum ki bir daha asla tutulamayacak bir söze ağıt yakılacak olan gece demek... dert değil, emin ol canım. halledicez zamanla...
bonuslara geçelim:
-kimsenin sümüğü tiksindirmez genelde beni, yeteri kadar kısa sürede temizlenmesi tercih sebebidir.
-kar yağacak, hem de götümüzde patlayacak, ben size diyorum. kar yağmazsa kedi-köpek yağabilir, ingilizlerin ataları mutlu olabilir.
-kendini ısıtmak için duygusal hamlelerden önce demir hapı almalısın, daha iyi bir başlangıç olacağına yemin edebilirim. fanila, yün çorap falan da etkili tabi. ha dersen ben bunların üstüne benle fondü yiyip burnuma bulaşan sahlep tarçınlarını öpücükleriyle temizleyen birini buldum, afferin derim, örnek olarak gösteriririm herkese.
-bu son soruya eheahahahe geyikliğinde cevap vermek isterdim. yani evin geri kalan kısımları ısınıyor ama benim odamda bir adet kapalı balkon var ve iğrenç eski doğramalarından deli soğuk giriyor. balkonla oda kapısının da her tarafında birer barnak boşluk olması bu durumu açımdan daha da olumsuz hale getiriyor, evet.
tipucu: overdose olacak kadar boza içerseniz, kusmadan hemen önce bir kısım sarhoşluk yaşabileceğinizi iddia ediyorum, hala test aşamasıdayım, denekler az bu mevsim.
edit: diğer mesajlarda bahsedilen emre aydın kişisinin kim olduğu hakkında hiç bi fikrim yok, o yüzden sizi heyecanla izliyorum... kolay gelsin, ne diyim:)
büdüt: bi dahaki ödev benden.
düdüt: ne çok yazdım ya...
öehh: kış demek silmekten soyunlan burun demek a.k.!
özetlen... cevap kağıdı
ben,sümüklü x kişisi,gökten kar yerine yağmasını dileyeceğim şey ve içimin soğuğu yürüyorduk.gökten kar yerine yağmasına dileyeceğim şey peçete oldu,gökten peçete yağdı,sümüklü x kişisi burnunu sildi,bunu görünce x kişisi 'sümüklü' sıfatından sıyrıldı ve bana sarıldı,bana sarıldığını gören içimin soğukluğu ise belirtili isim tamlamamda tamlayanını havaya bıraktı,bir başkasının içinin soğukluğu olsun diye.iç ve sıcaklık olarak kaldı ikimizin arasında.
sonra;
gökten 2 selpak daha düştü birisi burnunu temizleyen x kişisine,diğeri de sarıp sarmalanmasınn getirdiği o sıcakla burnu akmaya başlayan bana.
özetlen... cevap kağıdı
Merhaba
Ben eksikli gedikli kalmayayım dedim. Birkaç günlük gecikmeyle hem kış ödevimi hem de emre baydın eleştirisi üzerine dşüncelerimi bu penbo yappraklı html kodu vasıtesiylen dökülmek ve en avam yerlerimden en kandıralı en kumkapılı yanımı coşturtup konuşturmak isterim beyaw.
Velakin nerde bizde o kangal gibi sucuk ki delikanlılaşmanın kitabına yeni maddeler ekleyebilitemiz geniş olsun. İşbu sebeple bu geceki gevşemiş cıvatalarımı önce teker teker cıkartıp, sonra yeniden sıkıştırmak suretiyle uzaylı bir filme başlamadan önce yazayım diyorum. Diyorum demesine ama an olmuyor ki giriş bölümü yakamı bıraksın gelişme kısmına geçebileyim ULAN!
Yes it is. "Espri yapmak kadına yakışmıyor "diyen, diyebilen sevdiceğime burdan selam ediyorum nasılsa okumuyodur benim yazıları sevmez o. Altmış milyon şu anda sizi izliyor psikolojisinin uzantısı sayarsak konudan cok da uzak düşmeyeceğimiz bir olgu da işte budur: hazır gözler önündeyken burdan teyzeme, halama, büyük ablama, küçük yengeme, amcama, feyzaya meeraaağba-el sallama jestine eşlik eden gülücüğümü de esirgemeden Merhaba. Naber?
Ödevime dan diye geçiyorum: KIŞ
Kışı seviyorum. Çünkü en sevdiğim mevsim kıştır. Kış bir gelse hiç gitmese pek şikayet edecek değilim. Kış, demesi çok zevkli ve kış tek anlamlıdır, öyle yaz gibi hem embede hem gömbede gelesi ikircikli değildir, yuniktir ve yün sever. Bahar gibi ilki, sonu, ortası yoktur. Kış kendince gelir, kendince gider. Kış diyince kimse sofoklesi düşünmez. Kış gelince Sofoklesi düşüncek insan anasının karnından doğmadı doğamaz. Kış gelince Sofoklesi düşünüyorum diyen varsa bilsin ki şimdiye kadar düşünmemişti bundan sonra düşündüğünde istemsizce gülümseyecektir. İşte kelimeler insanın dinini imanını böyle gevretir. Gvremiş din imandan da hayır gelmez. Susmak işbu vesileyle altındır. Konuştuğunda güzel söz söyleyebilmek te filhakika güç incelikli bir sanattır. Komiklerin dilinde bir takım kas kasılmalarına, yağ titremelerine sebebiyet veren gahgahgah nidası kışın yanında ne kadar da yazdır mevsimsel bağlamda. Oysa bağlamımız soğuk yüzlüdür, Güneş bile desturla parlar. İki güneş olaydı sırayla kendine gelirdi. Zeminimiz kaygan, donuk, ve tüm bunlara rağmen son derece neşeli ve sevimlidir, kar yağar dal sarkar kartal kalkar. Harekette bereket var sözü postmodern çağda ne denli tüketim kokasıdır. Halbuki kardaki hareket usul usuldur, sessizliğin sesi varsa şüphesiz bu kar sesidir. Daha da cok söylerim büyüdüğüm yerde kar masallardakinden kat kat güzel, çünkü gerçekti. ühü.
Şimdik canım sigara çekti. Emre Baydın hakkında da konuşçam bilahare, önce kendisinin düldül sesini dinlimem lazım.
Baybay.
özetlen... cevap kağıdı, ödevimi yaptım
Boğaziçi Üniversitesi...
Uçaksavar Yurdu....
Kat 4...
Mini board...
Halihazırda sarhoş bir anda permanent marker'la yapılan bugün konuşanlar reklamına ek olarak... Buyrun burdan yakın.



özetlen... emre baydın hareketi
Ey dava kardeşlerim!
Bugün Konuşanlar ekibi olarak, sevgili Kaan Ilgaz'ın parmak bastığı yurdumuzun kanayan yarasına duyarlı olmaya davet ediyorum sizi!
Biz ki saçmalığın ne sınırlarına gittik de döndük...
Biz ki ne durumlara ne laflar yetiştirdik...
Biz ki ne kadar sitindirik hallere düştük de melodramın yapışkan dünyasından hep kaçındık...
Bugün bir Emre Baydın gelip, bizi ve bizim gibi daha pek çok genci rahatsız ediyor, anksiyeteye sürüklüyor, staminasını emiyorsa, buna karşı elbet yapılabilecek bir şeyler vardır.
Siz zeki ve acar sınıf başkanlarını, toplumu Emre Baydın'a karşı bilinçlendirme konusunda görevlendiriyorum. Bu basit bir ödev, sınav, assignment değil, evrensel bir sorumluluk, hatta categorical imperative'in getirdiği bir zorunluluktur.
Bu günden itibaren, hepinizin karikatür, permanent marker, stencil, çıkartma, post-it, bantla yapıştırılmış kağıt gibi araçlar kullanarak Emre Baydın'a karşı karalama hareketinde bulunmasını rica ediyorum. Sizin de ruhunuz bu illetten yeterince örselendiyse, vicdanınızı dinleyin ve yapın! Hatta fotoğrafını çekip burada da belgeleyin. Bir Naro, bir %52 kendini nasıl var etti sanıyorsunuz.
MÜZİK ŞİRKETLERİNE VE KRAL TV'YE (Kİ TMSF FALAN OLDUM) KARŞI SİVİL İTAATSİZLİK! DÜN TORAMANDI BUGÜN EMRE BAYDIN, YARIN NE OLACAK KİM BİLİR?!
Tanrı sokakları korusun...
Yaratıcılık sıfır bir kere!
Bütün külliyat şu minval üzerine seyrediyor:
Kızın biri emre'yi terketmiş, giderken de "Adam mısın ulan sen?" diye bir soru sormuş. (Kız bu soruyla hepimiz hayatını kararttı ama muhtemelen bunun farkında bile değil, bir yerlerde şişiniyordur şimdi. Yeni sevgilisine, "Bak emre bu şarkıları bana yazdı" demese bari, bi emre baydın vakasına daha hazır değil toplum.) Dinlerken dikkat kesilmenize bile gerek yok, bu konuya ilişkin sözler gelip sizi buluyor zaten; en az 3 şarkıda bu temayı doğrudan kullanan sözler mevcut.
Sonra dili de çok beter. Bir formül tutmuş ya, hepiniz kullanın anasını satayım: Teomanvari benzetmeler nasıl olsa tüm liseli genç kızlar arasında yankı buluyor. (Ama orijin ne oldu? En son, istasyon insanlarında kasıldı kaldı. Demek ki papaz her zaman pilav yemiyormuş!)
"3 ayaklı sandalye..." (desteğini/dayanağını yitirmiş birey) ya da "yasal acılar..." (muhtemelen yasal ilişki olan evliliğin bitimiyle gelen acı) ve benzerleri... Yapma emre, 2 sene sonra sen bile güleceksin bu sözlere. Bari bizi yakma!
Hayır içerik berbat, bari biçim onu örtse!
Adam, "Donald Duck'ın yeğenleri" familyasından gelen, gayet cılız ve "ekosuz olduğunda kulak tırmalayan" bir ses rengine sahip. E bu ısrar neden? (Adı sanı bilinmeyen, kendi şarkılarını sahnede söylemekten aciz Pinhani'nin, daha ilk albümde tüm pahalı stüdyo müzisyenlerini yanında bulması nedense, bu da ondan aslında! Bir takım plak şirketi açgözlülüğü!)
Bu yazıya ilham veren de bu biçimsel eksiklik aslında.
B E N B U A D A M I N T Ü R K Ç E S İ N D E N H İ Ç B İ R Ş E Y A N L A M I Y O R U M !!!
Kulak kesiliyorum, ama bana mısın demiyor!
Belki bir gün özlersin imiş adı, bok varmış gibi her yerde çalıyor. Nakaratı dinle! Anlıyorsan ellerinden öperim, yemin ediyorum ki ben anlamıyorum. Az önce inadı bıraktım ve yazının bilimsel bir yaklaşımı olması pahasına gidip sözlere baktım.
Önce ben ne anladım:
"Sil gihözünün yıhalnızlıklarınıııı
O'an fısıl dıhıyaharaaahadımııı"
Yemin ediyorum ki anladığım şeyi ancak böyle ifade edebilirim. Oysa doğrusu şuymuş:
"Sil gözünün yalnızlıklarını
O an fısılda duvarlara adımı."
Ya bildiğim tek bir şey var: Müzik dedikleri şey kesinlikle bu değil. Çok mustarip isen kuyruk acılarından, bir bara git canım kardeşim. Biranı mı içersin, yoksa "yasal acılarından sessiz harfler mi seçersin" o seni ilgilendirir. Ama bir toplumda yaşamanın belli başlı kuralları var, başkalarını rahatsız etmemek gerek. Rica ediyorum.
Bunları komiklik olsun diye yazmıyorum, anlam veremediğim şeyler beni delirtiyor, bu yüzden yazıyorum. Öyle ya, kötü şarkı sözüne ihtiyacımız yok, çok şükür ki Aysel Gürel hala hayatta. E kötü vokale de ihtiyacımız yok, Ferdi Tayfur olsun, Ajdar olsun, Hülya Avşar olsun hala aktif olarak sanat icra ediyorlar. E ne ki bu şimdi? "Çok rahatsızsan dinleme kardeşim" biçimli "Ya sev ya terket" tepkilerine cevabım: "Her yerde çalıyor yahu, kurtulmak ne mümkün?!?"
Sonra, "İyi olmasa her yerde çalar mı?" diyenlere de bir cevabım var: "Popülizm kimseye fayda sağlamaz saçmalamayın! Ayrıca öne sürdüğünüz mantık Ajdar, Müslüm Gürses ve benzeri işkenceleri de rasyonalize ediyor. Kendi ellerinizle canavar yaratmayı bırakın!"
Çözüm önerim şu:
1- Öncelikle meclisin en duyarlı adamını oylarınızla tespit edelim.
2- Adam mısın ulan sen? sorusunun gizli nesnesi olan kızı bulalım. (facebookta kesin vardır. bir yerlerde ilkokul okuduysa bulmamız an meselesi)
3- 1 milyon imza kampanyalarından yapalım bir tane, web adresi de benden olsun!
4- Gerisini anladınız siz!
Lütfen ya, dayanamıyorum!
bir gün yolda yürüyordum,hava soğuktu beynim ve nefes borum donmuştu,burnum da sümükle dolmuştu ve ben akmasın diye-çünkü yanımda peçete bulundurma özürlüsüyüm- yukarı bakmaya çalışıyordum ,tam artistlik yapıp kalbim acıdı diyecekken bu çok sevgili koduğum arnavut kaldırımları ile döşeli maltepe yolu üzerinde ayağımı sivrilmiş taşlardan birine çarptım hem ayakkabımın şekli kaydı hem de kalbim yerine benim o serçe parmağım acıdı.ne tesadüf değil mi?
evet benim kışım bol mandalinalı,iş çıkışına denk gelinen zamanları bol stresli,telaşlı,egzos kokulu,dumanlı,isli olacak,atkının altına gömüldüğünde ısınan burnun ve yanakların kafanı kaldırdığında soğukla çarpışacak işte o ilk saniye var ya çok şık bir şey ,ama sonrası için zorlamayacaksın tekrar o sığınağa geri döneceksin.
benim için bir çok şeyin anahtarı olan o havada asılı kalmış koku haricindeki hiçbir olay,durum,eşya,bokpüsür benim kışım oluşlarını katmerleyemez ya da baltalayamaz.
bu bağlamda sümüklü x kişisi,gökten yağmasına izin verdiğim şey ve içimi ısıtması muhtemel olacak şeyler de çoktan seçmelim,liselim,al yazmalım arasına giremeyerek eleniyor.
özetlen... cevap kağıdı, gerçekten, ödev
tanımadık adreslerde tanımadık adamlar bulup birlikte tanımadık uykulara uyanmanın, ölmenin ve öldürmenin, bakır düğmeleri ipek iliklerden ayırmanın, bir katlin kirini bir diğeriyle yıkayıp paklamanın, asfaltta yağmurdan kaçarken kaldırımda herhangi bir tipiye tutulmanın en kolay olduğu, en çok yakıştığı mevsim. çok şık. bazen çok şıklı.
özetlen... cevap kağıdı
4 ocak 2002 Cuma
Sabah 1 ders işledik sonra okul tatil edildi. Manyak bi kar yağdı, felaketti yaaa… servisçi öküzü yüzünden günüm rezil oldu. B.k suratlı beyinsiz herif ne zinciri vardı ne de yolu biliyodu… bi de eve bırakmadı E5 te indirdi tüm yolu yürüdüm. mçım dondu. neyse sinemaya da gidemedik, şuan ruh halim bombok ! ... nefret ediyom yine herşeyden…
……………………………………………………………
sevgili brandon kendi vizesini b.k ettiği gibi benimkinin de içine mcmış bulunuyo, kendisine burdan içten teşekkürlerimi sunuyorum… Şöyle ki , burdaki yazıları rss bıdısından itinayla takip ederim, başlık ilgimi çekerse açar bakarım hatta.. ama yüzeysel ve sıkılgan bi insan olduğumdan ilk bikaç cümlesini okur, sarmassa derhal kapatır kaçarım siteden. Bi saat önce fln da ertesi günün vizesi için kopya sanatının en üstün ve modern eserlerinden biri üzerinde bilgisayarda çalışırken bi bakiim ödevini yapan olmuş mu deme gafletinde bulundum ve ahh lanet olsun ki açıp bi de utanmadan hoşlaşıp sonuna kadar okudum !!! bi de kış… hiç de hazzetmediim bi ay… ama artık erken mi bunuyorum nedir, geçmişe dair ne hatırlasam hislenip eski defterleri notları fotoorafları fln karıştırmaya başlıyorum… -tmm daaa ödevin ana konusuna da gelicem bi ara.. girişleri hep uzun tutarım huyum kurusun -
nese efenim işte “kendi kışım ? ” die sn lik bi düşününce yine aynı imge geldi aklıma, daha doğrusu bu yukardaki yazının yazıldığı gün ve onun akşamında o deftere bişiii dinlerken çizdiğim bişi… hemen bi flaşbek giriyorum ; 4 ocak günü akşamı, odamda radiohead- how to disappear completely dinliyorum ve o zmnlar kutsal sayıp geceleri üzerinde fln yattığım, toolete bile yanımda götürdüğüm, şuan ise hayatımda gördüğüm en saçma sayfa birikintisi diyebilceğim şeye , günlüğüme bişiiler karalıyorumdur. Ve çok gariptir ki “ Slm bok karı, nbr? Sıçarım senin aasına ! puhahaha ! ” ya da “ Kıs ! Dana ! Benim la, sahip ! haha =) “ diyerekten yazmaya başlamadığım, en yakın dostum ve anne&babam hakkında atıp tutmadığım, “ ben bu diyarda çok sıkılıyorum, tamam mı ? ” ya da “esir miyim laaan ben ! Aalâla! Hayret bi olgu ! ” gibi fix kalıplarımı kullanmadığım, acınası aşk hayatımdaki gelişmelerden bahsetmediğim ( lüffen nası bi liseli ergen olduğumla ilgili çıkarımlara yeltenmeyiniz, zira ben o ben deilim şuandaaaaa…olmas.. hiç.. olmaaas.. yoncimik mi söylüyorum nan ben :S hass… bu parantez tez kapatıla ! ) ender günlerden biri olmuş… dışarıda yağan lapa lapa kar, Kid A in kar temalı muazzam albüm kapağı ve onun adamı sonsuz boşluklarda, yerçekiminden muaf, oradan oraya sürükleyen, kendini kaybettiren how TO disaPPear ComPetely şarkısı birleşip bünyede voltran etkisi yaratmış olucak ki ruhum bi yücelmiş, insansılaşmış, özümdeki yalnız, bunalımlı ergeni en saf haliyle beyaz kağıtlara çarpmış… Yanlış hatırlamıyosam gözlerim nemlenmiş bile olabilir ! Bakınız konuyu nasıl bağlayacağım…:
İŞTE KIŞ… BÖYLE YÜCE, Böyle GÜSEL BİŞEY ARKADAŞLAR…
Ee hadi bitti dağılın derdim ama bişe daha geldi aklıma… o aklıma gelince başka bişe daha… 3 cümlede hepsini anlatıp gitmek isterdim… sonra da kopyalarımın çıktısını alıp su şişeme yerleştirip gönül rahatlığıyla uyumak… ama yok anılarıma saygısızlık edemicem onları da part 2 de anlatırım…. Ya da anlatmam ki, ertesi gün de sınavım var… neyse hiç anlatmamaya karar verdim.. ama bu yazdıklarım muhallebi miydi ne ısmarlıyolardı ona yetmiyosa söyleyin bidaa yazcam… ya da sempati ödülü fln bişee yaratıp verin rica edicem akademik kariyerimi tehlikeye attım da yazdım bu satırları…
Son olarak, Sıkı giyinin de üşütmeyin kuzucuklarım...
Sevgilerimle…
Bi öneri: beşiktaş'da üstgeçidin altından karpuz kestane alıp yemeyen sınava giremesin mesela, yediğini de bi fotorafla kanıtlama şartı getirilsin ve fotoda iştahlı, mutlu ve donmuş görünmeyenler elimine edilsin. Rakiplerimin azalması için diosam namerdim… bi düşünün brendın hocam… ayrıca elimde olsa da çantanızı tepegözünüzü fln taşıyabilsem keşke… 
İmza : bir aç…
özetlen... cevap kağıdı
Kış.
Hayatımın kışları.
Kış kış diye bir yansılama fiili de varken üstelik.
Önce sadece anneme örgü örmeyi öğretmesi konusundaki baskılarımla başlardı. Sonra annemle kömürlüğe odun taşımamızla devam ederdi. Bedenselliğimin arttığı mevsim; hem de bedenimi en az önemsediğim, en çok unuttuğum, en ulaşılmaz kıldığım mevsim olmasına rağmen. Bacaları seyrettiğim ve içimdeki hislere anlam veremediğim mevsim. Uykularımın garipleştiği. Çoğalan kabuslar. Çokça sınavlar. Annemin iyi olayım diye yaptığı bol vitaminli salataları. Yatağın serinliğinin hoşuma gittiği geceler. Kıbrıs Şehitleri'nde yürürken, caddenin girişindeki kuruyemişçinin kavurduğu leblebi kokusu. Yüz gram leblebi alıp caddede aheste aheste yürümem. Eldivenim olmadığından ellerimi hissetmemem. Havanın erken kararması, içimdeki sevinç. Akşamlara saklanmak. Okul çıkışı nargile konağına gidip ısınmak, nargile içmek, kitap okumak, Yıld'la teoloji tartışmak. Gibi bir şey. Sonra bir şekilde duyularımın keskinleşmesi. "It's in the water, baby". Kış, yaşanabilirliğini, zorluklarıyla birlikte getiriyor. Doğa seni hazırlıyor kendine. Rüzgar bileyliyor o duyuları. Evin soğukluğu sertleştiriyor. Ama soğuk havada kemiklerim ağrıyor, bileklerim kolay burkuluyor. Sonra zaten yeni şeyler eklendi. Yitimler eklendi mesela. Benim yaşadığım tüm kışlarda duygular yiter. Kalbin üşürken nasıl koruyabilirsin içindekileri? Yazın koynuna koyduğun o rahatlatıcı buzu nasıl taşımaya devam edersin? Yaz sıcağında başlayan aşklar kışa takılır. Kışı atlatabilen aşklar en fazla ölüme.
Benim kışlarım. Tekilliğin kışları. Tekinsizliğin kışları. Kar yağmıyor ama yürüdüğüm yolların buz tutmadığını kimse söyleyemez. Yine de güçlenir insan, hep buna inandım. Koyu mavi sabahların beni götüreceği belirli bir "destinasyon" ve "destin" var. "Bu sabahların bir anlamı olmalı." Yoksa bile, öyle düşünmek zorundayım.
Akşamların şehre erkenden indiği zamanlar boyunca.
_________
Bonus siktim, vizeye çalışmam gerekirken saatledir şunu yazmaya uğraşmam bile saçmalık. Ama bunu yazmasaydım, patlardı. Kendime de böyle açıklama yaparım.
özetlen... ayrılık, cevap kağıdı, kış, sınav
Kış gelirken fırtınalar içten dışa eser bende.
İlk soğuk rüzgar tenimi kestiğinde bir önceki seneki dokunuşunu hatırlarım. Son selamında içimden geçenler birer birer gelir geçer içimden, rüzgarın kendisinden çok içimden geçenler titretir. Her mevsimde yaşanır bu, her farklı kokuyla ama kışın, sıcağın mayışıklığından çıkartan soğuk havanın keskinliğinden olsa gerek, her şey çok bi daha keskin adımlarla gelir. Son seferse çok sancılı geçti, kokular gelene kadar fark etmemiştim ki duyularım paslanmışlar, hepsini pandora'nın kutusu gibi bir kutuya tıkıp sadece o kutuyu hisseder etmişmişim kendimi, ayağımdaki görünmez bağ yüzünden. Bu sefer yıllar sonra ilk defa yürüyormuşçasına hem acımam hem coşmam ondan.
Bir soğuk bir sıcak bir soğuk bir sıcak derken kaynar sudan çıkarılıp buzlu su doldurulmuş gibi çatlayan başım, tenim, ellerimdir kışı selamlayan.
parmağı kesik eldivenler giymek, kat kat kumaşa bürünmek, sırılsıklam olmak, bir de ciğerlerinden çıkan her nefesi görebilmektir ki en önemli olan; ağzından çıkan bulutlar, kendinizden de saklayın bir sır vericem; sigarayı sevmemin de en sebebi o zaten...
dışı soğudukça içi kaynarcasına başını alıp gitmelerin, denizin köpüren dalgalarıyla yağmurla ıslanmanın mevsimi kış.
*kolay kolay tiskinmem ama en çok kardeşimin sümkürüğünden tiksinmem sanırım. tabi benim başım çatlarken o hönkürt hönkürt hönkürür, böyle de söylenerek karşılıklı hasta pasta geçiririz kışı biz...
*kar yağıcak, ama yağmıycaksa vişne reçeli yağmasını talep ediyorum, kırmızı kırmızı kan damlaları gibi, herkes yapış yapışlıktan şok içinde kaçışırken bitek ben sokak ortasınada kalayım, gülim onlara...
*şömine başında masal anlatmalıyız bence, iç ısınması için. (serbest çağrışım; şömine=karga, karga'da masal günleri mi yapsak, kahve-kanyak eşliğinde?)
*odam ıscacık efendim, beklerim bi çorbamızı içmeye... (aslında tam sıcak çikolata mevsimi de geliyor ama.)
özetlen... cevap kağıdı, kış, mevsim kış
tek hecelilerin arttığı mevsimdir kış.
kar gibi.
düşmeye başlar hece hece. nerden geldiklerini kestiremediğiniz birer mucize.
heceler yuvarlanırken bir şarkı arar insan, diline dolansın diye. yerli / yabancı bir tad.
yerlilerden ; http://www.youtube.com/watch?v=XtgwjX943TM (hmm.. tam aradığınız olabilir)
biraz uzaklara gitmek istediğinizde ise ; http://www.youtube.com/watch?v=mTDDyLoE3xY derde derman olabilir.
özetlen... cevap kağıdı
bugün konuşanlar yazarlarından su'nun bilogundaki kış yazısıyla kafamda uçuşan tilkilerle geldim size canlar. Sınavın belkemiğini bir kompozisyon oluşturacak yine; ancak sınavın bonus soruları da mevcut; bonuslarla girelim:
* hayatınızda kimin kırmızı burnundan akan smük tiksindirmez sizi?
* artık kar yağmadığına göre, kağın yerine yağabilecek bir şey yazınız.
* kışın içi de çok üşüyen varlıklar olarak, kendimizi nasıl ısıtabiliriz?
* eviniz yeterince ısınıyor mu? deeermişim.
Evet komposizsyon konusu, çok basit; "Kış nedir? Sizin kışınız nasıl bir şeydir?"
En beyenilene sahlep ısmarlicam.
Kış geliyor bağra çağra...
"Are you angry? Punch a pillow. Was that satisfying? Not hardly.
These days people are too angry for punching. What you might try is stabbing.
Take an old pillow and lay it on the front lawn.
Stab it with a big pointy knife. Again and again and again.
Stab hard enough for the point of the knife to go into the ground.
Stab until the pillow is gone and you are just stabbing the earth again and again,
as if you want to kill it for continuing to spin,
as if you are getting revenge for having to live on this planet day after day, alone."
*No One Belongs Here More Than You.
Merhaba..
Sizi sevebilir miyim?
ya da bi' sarılır mısınız bana?
olmadı bi' kerecik öpün beni?
Anladım.
meşgulsünüz.
olsun.
belki başka zaman?
Hoşçakalın.
sen de mi sağ elini kullanırdın ben yokken?
özetlen... cevap kağıdı