CabbarLAR da Kimmis Neymisss?????
Ben telif hakkimi istiyorum. Cabbar -lar ne oluyor? soruyorum.
buyrun sordum.
cevap bekliyorum.
haneme tecavuze isyan ediyorum.
CabbarLAR yok, ben varim.
Ben Cabbar'im!
Hah!
Yazarim mektubumu dort ucu kara.
Elimden bu kadari geliyor, ben kullanissiz biriyim.
Yapacak seyim kalmayinca haykirarak turku soyluyorum.
"Oy beni beni, cikayim daglara kurt yesin beni
satarim bu cani alirim seni"
Canim sikiliyor, duvarda bir kelep kirmizi biberin isi mi ne?
ohoooo sordugu seye bak.
imza: ben.
sen kim oluyorsun yahu?
gercekten, ben kim oluyorum?
Bigudiler gece yatarken kafaniza mi batiyor?
cikarin oyleyse, siz de kravatinizi.
Ne dertlisiniz.
Bu sezon unlu terzilerin kreasyon kolleksiyonlarinda sari renk yok demek.
olur ya.
Bayraminiz mubarek olsun.
Efendim?
Bayraminiz mubarek olsun.
Ne bayrami yahu?
(hic teklemeden) Seker Bayrami.
Al iste, yolu yok tozutacagim.
Bakin o dediginiz baska. Bu ise,
kis kumanyasinda maydanoz eksik cesidinden.
Ustelik de "mubarek" sariyi sevmeye samandan basladigim icin belim dogrulmayacak, is basindan bozuk.
Tavanin sivalari iyice dokuldu, kar neredeyse ustume yagacak.
Baharda sivattirip badanalatmali.
Badanalatmali mi badanalatmamali mi, badamalanalali mi?
Uf Uf sikiliyorum.
UZUN HAVA:
Oyle durma ne olur. Seni seviyorum. Bana guzel birseyler soyle.
Bendeniz Cabbar, CabbarLAR yok.
Ben varim.
Ben.
Cabbar.
klavye f tus dizilimine sahip. fakat yaptigim butun ayarlamalara ragmen q gibi yaziyor. ve ben q'yu ne kadar ezberden yazabilirim orası supheli.
evet ekran klavyesi sistemine bayılıyore.
bugun bisikletle konustuk. yanimiza amy winehouse'u da alip sineklerin ve sapiklarin ucustugu dere kenarlarinda kosarak gunesi durdurmaya calistik, olmesi an meselesiydi eger kendini israrla denize bansaydi. bu pek seksuel eyleme engel olamadik galiba, gittikce kizariyorlar.
birkac saat once biri bana bir radyo hediye etti. simdi o eve bu kadar uzak olmak olduruyor beni.
aranizdan biri bazi seyleri anadilde soyledigimizde gulunc gulunc hissetmemizin olasi sebeplerini "avam" ve "yabancilasma" kelimelerini kullanmadan aciklasin bana.
kill bill
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
virgin suicides XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
özetlen... allahin dagi bayiri, amy winehouse, bisiklet, f klavye, je vous aime juste, radyo
piç olsun güç olmasın.
komik geldi değil mi? aslına bakarsan ben de gençliğini "diğerlerine" göre daha çok yaşayabilmiş bir kadın olarak espri yapabilme hakkını görüyorum üzerimde. şimdi yine kaktüsleştiğimi söyleyeceksin. keşke peyoten olabilseydim.
analar saflığı sütten başka bilmezler. ki meme uçlarımın nasıl bir günah objesi olabileceğini ben anlatamam sana. gece vakti günah gibi parlar onlar, ya da kapı çarpışındaki gürültü gibi, sessiz ağlayış gibi, uyku arası sigarası gibi.
benim gibi olma, niye olacaksın? içini kurut demedim ki sana. yanında yaşamak zorundayım, senin gibi olmayaraktan, bir başka insanın tablosu gibi karşında durmalıyım, biblo gibi kırılgan olmadan, ama bir ceviz masa kadar da dayanıklı değil. yerim pekala değiştirilebilir, formum da.
içindeki kötülüğü ele güne karşı akıttıkça saflaşsan da
adın dokuza çıkar kızım.
üzülme,
de evine dön.
bir umut annesi.
not. vallahi billahi iyi olasın, gülesin diye yazdım. sevgiler, öpücükler.
Ben sesimi yükseltebilmiştim ya hani, bilmem kaç sene önce, işte o zamandan belliydi senin gibi olmayacağım sevgili anne. Sen bana hiç bir zaman katlanamıyordun ya hani, ben hep katlandım isteklerine, o yüzden daha güçlü oldum senden, sabretmeyi bildim bir kere. Sen saf ayaklarına yattın ya hep, her pisliğimde "düşündüğüm kadar saf değilmişsin" dedin ya bana, asıl masumiyet pislendikçe kazanılır, benden yirmi yedi yaş büyük olabilirsin, ama bunu görememişsen doğduğun senenin bir önemi yok anne.
Ben büyüyünce piç olucam anne, senin gibi olmayayım diye ve içim rahat yine, istesem de dünya beni senin gibi şekillendiremez diye.
Vantilatör kulağımı emiyor. Çokça yaşadığım semtin bilmediğim bir mahallesine, kendisini hiç bilmemiş olsam da ağaçların binalara olan mesafesi ve balkonların yere yaptığı açılardan dolayı adını hemen verebiliyorum. Mutfak tezgahında balıklar can çekişiyor. Karşı karşıya bakışmalar, göz kapaklarındaki katlanmalar, çenelerin hareketleri, masada çatal bıçak sesleri, meyvelerin suları çoğalıyor, önümüzde bir evlilik gerçekleşiyor yaz yaz gece gece si. Bakmasalar her an yanımdaki birini öylece öpebilirim, diye geçiriyorum aklımdan. Sakalımı kaşıyorum, sokaktaki tozlar ufak ve sıcak bir rüzgarla çamura dönüşüyor, renkler kına denen maddenin tanımsız rengine bürünüyor. Aklımdan öylece geçen her şeye sadık kalmaya çalışıyorum ama sorular bu zorlama durumu daha da zorlaştırıyor. Özel hayatımız kibarca sorgulanırken biz büyük bir arsızlıkla masanın altında dolanıyoruz, gezinerekten, iç içe geçmek suretiyle. Arabanın koltukları ikiye ayrılıyor, üstünde sevişilen ve sevişilmeyen. Tüm dünya insanları bir uçurumdan şehir ışıklarını izlerken ale, lager ya da pilsener'dan birini seçiyor, hoparlörlere hemoroid yaşatmak pahasına sesi açıyor, ya Thomas Fersen ya da Ferdi Tayfur dinliyor. Biz otları, tek tük ağaçları, kuru dere yataklarını geçiyoruz ve tüm kara boşluklar Piano Magic ile doluyor. Arka koltuğu ortalarken koltukaltımdaki büyük şişliği farkediyorum; gün biterken uyanıklık başlıyor.
özetlen... ferdi tayfur, piano magic, saint marie, seatbelts, thomas fersen, yaz
Başucumda casio mor bir alarmlı saat var. Kendisiyle pek iyi geçinirdik, çılgınca çalıp beni en derin rüyadan da oynatırdı. Son bir haftadır, kendinden geçiyor. Bir bakıyorsun bir saat ileri gidiyor, bir bakıyorsun tam bir saat geride. Önce uzaylılar geldi evet evet dedim, sonra baktım ilginç birşeyler olmuyor, saat delirdi dedim. Hala çözebilmiş değilim ama şu anda bir saat ileri gidiyor örneğin. hiç uyumıcam, ne zaman kendini şaşırıyor bakıcam diyorum, olmuyor. Nasıl olur gün içinde bir ileri bir geri yahu? Delirtiyor beni.
özetlen... delircenler, geri, ileri, saat
az önce kadıköy'e gittim. sonra geri döndüm.
"lütfen bu gece eve git" dedi, "tamam" dedim. sesimin nasıl ifadesiz olduğuna kendim de şaştım. bazı hataların bedelini ödeyebilmek için ufak bir deniz-aşırı seyahat gerekiyor (mu?). kadıköy'de dolmuştan indiği gibi "abi, taksim bu araba mı?" diye soran oldu mu başka?
Günlerdir yurdumuzu etkisi altına alan soğuk hava dalgasının etkisiyle, beynimin sorumluluk hissiyatını harekete geçiren sinaps güzergahı ulaşıma kapandı ve ben bugün işe gitmedim sevgili blog. Dün de soğuktu ve hatırlıyosan gün boyu aralıksız tipi şeklinde yağan kar yüzünden yollar buz tutmuş, birkaç meczup şoför “ Çocukluğumu geri verin bana leeeyn !! ” nidaları atarak E-5’ i çarpışan arabalar pistine çevirmişti. Aç susuz, dondurucu soğukta yaklaşık 1 saat o otobüsün içinde beklemiş ve hatta acınası halime binaen gözlerimden dökülen bir iki damlacık yaş da yarı yolunda, buruncuğumun kenarında donuvermişti. Eve vardığımda bardaklar dolusu kaynar çaylar, salepler içmiş, ayakcıklarıma 3 kat yün çoraplar giymiş, üzerime de çift yorgan örtüp yanı başımdaki kalorifere sımsıkı sarılıp uyumuştum. Ve bu sabah gözlerimi açıp saate baktığımda biran önce yataktan kalkmam gerektiğini fark etmiş, başımı yastıktan kaldırmaya yeltenmiş fekat becerememiştim. Zira gece yarısı, gün boyu yediğim soğuktan nasiplenip grip olmuş, tıkanan burun deliklerim nedeniyle ağzımı kocaman açıp öyle uyumuştum. Böylece , Çelebi ‘ nin damdan dama atlarken donan kedisinden sonra en uç, en olağanüstü donma öykülerinden birinin kahramanı olmuştum. Ağzımdan yastığa doğru coşkun bir şelale gibi dökülen salyalarım havada donuvermişti !
3 kulhu vallahu bi elhem okudum ve hızla başımı kaldırdım yastıktan. Çok şükür kopma noktası benim tarafımda değil de yastık tarafından olmuştu ki halen daha üst tarafa biraz kollajen enjekte edilse sexy denebilecek dudaklara sahibim.
Güne böyle bir mucize ve musibetle başladıktan sonra yorganı kaldırdığım ilk anda korkunç bir ürperti ve titreme sardı bedenimi. Kar yağışı durmuş, Arap yarımadasından gelen “ Allahu ekber, yatta geber ” adlı soğuk hava dalgası bir anda yurdumuzun üstüne uğursuz bir lanet gibi çökmüştü. Elimde olmadan, soğuğun etkisiyle ayaküstü kısa bir breakdance performansı sergiledim ve dalganın dediğini yaptım ; geberip geri yattım yatağa. Bu halde işe gidemezdim çünkü birincisi ; ölmek için çok gençtim - işini gençlere kaptırmamak için yırtınan onca teyzeler amcalar vardı işyerinde, işte onlara bir fırsat veriyordum - , ikincisi ; yılların hımbılı olarak, işe gitmeye çalışırken mefta olmayı kendime yakıştıramamıştım. İllaki olacaksa, boş boş yatarken gebermek başarılarla dolu hımbıllık kariyerim için şık bir final olurdu.
İşte bu yüzden burda, 2 kat yorganın altında kendime kurduğum çadırdan sana yazıyorum blogcum. Yazarken parmaklarımın titremesine, dişlerimin aralıksız suretle birbirine vurmasına engel olamıyorum, ayaklarım giydiğim üç kat çoraba rağmen buz kesmiş durumda. Bazı bazı aşşaadan yukarlara doğru Meksika dalgası şeklinde ilerleyen bi üşüme hissi bastırıyor ve sarsılıyorum.
Günlerdir son 70 yılın soğuk hava rekorları ardarda kırılıyor. Kendini evlerine hapsetmiş halk, semtindeki süpermarketleri talan etmiş durumda. Şuan evimizin balkonunda olası kıtlık ve iç savaş tehlikelerine karşın 3 aylık noodle, tortellini, eti cin ( çilekli ), eti cici bebe ( muzlu ), paket paket süt ve kan şekerimizi dengelemek üzere bir takım çikolata çeşitleri ( kinder bueno, nesquik, toblerone, lila pause… vs ) stoklamış durumdayız. Ayrıca belirtmeliyim ki yatağımın altında kilolarca kestane de hali hazırda gizli gizli pişirilip yenmek üzere bekletilmektedir.
Şimdi soğuktan yarı donmuş halde kristalleşen bedenlerimizi bir odaya hapsedip biraz olsun ısınabilmek ümidiyle ev ahalisinin yanına gidiyorum sevgili blog. Bir an önce havalar ısınsın da kızgın güneşin altında pelte pelte olalım, eriyelim, birbirimize yapışıp “ ıııyk vıcık vıcık terlemişsin be, defool !!! ” diye azarlayalım, azarlanalım istiyorum, günde 2 defa duş alıp iflah olmayalım, lamborghini çıkacak umuduyla yüzlerce magnum yiyelim, bronzlaşalım, yazlıklarda çekirdek çıtlayıp okey oynayalım, ist.da giyemediğimiz minileri, veremediğimiz dekolteleri yazlık mekanlarda sergileyelim, rahatlayalım işalah di mi blogcum ? Bu arada bu soğukta bir de genel seçim yaptılar, yurdumun tepesinde kocaman bi ampül yaktılar, hadi hayırlı olsun, deniz baykal davul olsun diyip seni sevgiyle kucaklar ve kaçarım.
Unutmadan sana bir tavsiyem olacak sevgili blog ; azcık hareketlen, kıpırdan yoksa donacaksın. Günlerdir bıraktığım yerdesin, üstünü bile değiştirmemişsin.. aynı kasvetli, lacivert elbise… bi silkelen kendine gel olur mu canım ?
Yine gelicem… O zamana kadar hoşça kal şeker…
Sevgilisi adam dövdükten sonra, polisler sevgilisini döverken bekleyen o salak kızım ben. Cesur mu, aptal mı, kötü mü, piç mi, melek mi, şeytan mı; kimsenin tam olarak anlayamadığı.
Ben hepinizim; hepiniz olduğum için kimsenin tanıyamadığı.
blogumuza ne olmuuş! eski hali ne güzeldi pırıl pırıl. açık saçık. okuması kaçık. honey where is our lovely, old blog? sıfatlarda sıralama vardı. lisede öğretmişlerdi. amerikalı hocamıza bunu söyleyine bulşit demişti. öyle dedikten sonra utanmış gibi ağzını aa yapar gülerdi. en şirin ingilizce hocası bizimkiydi. türktü amerikada yaşamıştı. lütfi/lütfü kırdarın torunuydu. ah nerde o eski hocalar ve blog, hı?
özetlen... fahriye abla
Vay canına sayın seyirciler mor bir duygu yumağı şu anda gökyüzünden üzerimize doğru son hızla gelmekte. Seyirciler yanımda seyirciler, ve de gözlerini kocaman açmışlar eblek eblek bakıyorlar… Güneşe doğru değil bu sefer, o yumuşak dairesel hatlara sahip mor duygu kitlesine. Bir huzur banyosu bahşedilirken bir apartman dairesindeki adama, günün kirini yıkamaya çalışan bu adama bir sürü huzur banyosu bahşedilirken, bu adama sayın seyirciler mor bir duygu kitlesi düşecek gibi duruyor. İlerliyor, son hızla. Vay anasını sayın seyirciler. Spermin yumurtaya ulaşmak için kat ettiği çaba bunun yanında halt etmiş seyirciler. Deep impact olsun diye yavaş yavaş ilerliyor gözlerimizde, unutamıyoruz o anı. Herkesin gözleri yeni sudan çıkmış balıklar gibi açık. Bense sayın seyirciler kameraman arkadaşımız ile bu meydanda durmuş şaşkınlıkla olayı izliyorum. Evet, duygu kitlesi dönerek geliyor. Bu yöne doğru geliyor acaba kimi vuracak sayın seyirciler. Yanımda makyajlarıyla çıtı pıtı oturan hanımlara mı? Acaba milenyumun duygu kitlesi kime vuracak. Bir piyango gibi sıraya dizilen insanlar hem şaşırıyor, hem de kitleniyorlar. Bu kitle büyüleyici. Bundan da öte sürükleyici, içine çekiyor sayın seyirciler. Dokunmak istiyoruz, o kadar yumuşak olabilir ki anlatamam size. Uçundan tutmak istiyoruz, bu mor duygu kitlesi hayatımızı değiştirecek, buna inanmamak imkansız. Lotomuz devam ederken tanrı tarafından yollanan bu nerden geldiği belirsiz kitle gözlerimizi adeta bizden çalıyor. Yavaş yavaş insanlığımızı unutuyoruz, biz o duygu kitlesinin içindeyiz. Biz o kitleyiz. Hepimizin kalbi atıyor, biriz. Bekliyoruz kime dokunacak. Yavaş yavaş karar vermesini bekliyoruz, hepimize dokunuyor geçerken. Birer birer içimizde yumuşak bir anı bırakıp sonra bir başkasına geçiyor. Kelebekler, sayın seyirciler, kelebekler tek çiçeğe konarlar. O hepimize gönderildi; bütün bir insanlığa hediye. Ağlıyoruz sayın seyirciler, kalp kaslarımız eridi. Hatta ve hatta gözyaşları ne kelime. Bu duygu kitlesinin eşi benzeri şu güne kadar görülmedi. Bırakamayacağız. İslami feng shui temellerine göre düzenlenmiş bir dünyada putları kötü enerji yaydıkları için kapılarımıza koyamadık, ama bu kitleyi izninizle putlaştıracağız! Gerekirse bakacağız. Çoğu zaman çoğu düzlemde her şey Kâbe’ye bakardı. Artık bize bakacak, sayın seyirciler. Kitlemiz geldi. Geldi... Geldi...
özetlen... geldi, her şey yolunda, panik yok, relaxxx mon', the postal service
Bugün
Unuttum, gün battı ve gece ve deniz ve sahil ve çakıltaşları ve pergolesi ve herşey sayıklıyordu, dua gibiydi belki daha anlaşılmaz ama nefesti şüphesiz, kucağıma döküldü rüzgar, rüzgar dökülmez bilirdiniz, bilmeyiniz. hiçbirşey bilmeyiniz, bilgisizliğimiz dışında güzel bir oyundu izlediğimiz. tahmin edilemez bir konçerto söyleniyor, bazen sıra bize geldiğinde biz de söylüyoruz ama uzayda tüm dönüşün notası fa.
Kelimelerimi sattım ben. Kelimelerimden daha cazip görünen şeylere sattım, daha sisli şeylere sattım, daha belirsiz belki daha karanlık.
Gökkuşaklarımı evde bıraktım, sonra evi terkettim. Ya da kovuldum. Bu neyi değiştirir ki?
Bir sene önce bir şeyler yaptım, acı çektirdim. Şimdi aynı acıyı çeken benim, karma duy sesimi, ben bunu nasıl hakettim?
Her şeye rağmen, kimsenin kötülüğünü istemiyorum, kaybedebilirim hayatımdaki her bir piyonu, yeter ki şah mat olmasınlar, beklediğimiz gibi olacaksa hayatlarımız hepimiz mutlu olalım.
Ama ben bir çoğunuzun farkında olmadığı bir şeyin farkındayım ki hayat asla güzel olmaz.
Güzelmiş gibi yapıp sizi boka saplar. Sonra bir selam çakar ve gülümser. Siz ağlarsınız ya da kuvvetlidir göğüs kafesiniz, boğazınızdan öteye geçmesine izin vermezsiniz.
bilmem... sabahın beşinde kalktım sanırım... yok, sizin boyutta buna 5 pm diyorlar...
ben kalktım kalkmasında da zor geliyordu lahmacunu sindirmek... evde yemek var, yemek yok... bu algı dahi karışmışken ben nasıl hareket edebilirim.
vefa sözü garip bir söz... gidiyorsun demek lil, git bakalım...
arkandan işeyeceğim, su dökmek lazım değil mi... tez git, tez gel misali...
rüyamda seni gördüm, bundan eminim. dikkatli ol ve bana haber et, neler olduğunu...
sabahın beşinde, beyaz şarabı ağzıma diktim... bu çocuğu seviyorum tanrım... elde edemediğim için kendime neler yapacağımı Tanrımız bilir...
sonuçta mika ile yatmak istememi kimse engelleyemez...
mika deliliği aslında hümanizmin yeni versiyonudur. kameralara oynamak ve de public opinion'u çalmak dışında değinmek istediği çok güzel terazi burcu mesajları var.
sevmesen de seveceksin diyor adam. daha ne. anlayın.
bazen içinizden şişmanlamak geçiyor bu şarkıyı dinledikçe, bilseniz o zaman duyguların ne kadar farklı olduğunu... yaşamanın ne kadar zor olduğunu...
zamanında 108 kilo bir insan olarak evet, big girl you are beautiful!