"As the morning gathers the rainbow
I want you to know I'm a rainbow with you...
"
Finley Quaye


"Chacun porte sa croix, moi je porte une plume" (fr. herkes kendi hacini tasir, ben bir kalem tasirim)slogani ile bir myspace sayfasi daha aciliyor ve de Marcel Amont'un porte-plume sarkisinin bu satiri ile yeni bir italyan-fransiz kardeslik projesi mi bu dedirttiren il genio'nun muziklerine kendimizi birakiyoruz. Hafif fransiz esintileriyle italyan muzigine yeni bir retro-soluk getiren il genio kesinlikle Gianluca ve Alessandra'nin mukemmel dinamigi ile kendini on plana cikariyor. Her ne kadar klibin kendisi yeteri kadar goze hitap etse de klibin fotograflarinin kat kat daha guzel oldugunu soylemeden gecemeyecegim.Cocuksu bir naiflik ve de seytani bir polyvalence icerisinde kelimelerini duzgun olarak secen ve de italya muzik sektorunde bir cok ulkede oldugu gibi suregelen populer olmak icin ingilizce sarki yazma geleneginden kendini koparan grup, duzgun temiz bir pop rock karisimini kulaklara sunuyor. Gianluca'nin benimle evlenmesi su anlik bir hayal oldugundan kendisini dinliyor, izliyor o kuzu bakislari altinda neler dusundugunu tahmin etmeye calisiyor ve de ic geciriyoruz. Italyan erkeginin gormedigimiz bir tarafini ya da asina olmadigimiz bir prototipini oynuyor, karizmasini ve de kasidesini baska gunlere sakliyor ve de dinlemeye davet ediyorum, il genio - pop porno ve de retro bir nouvelle vague dans anlayisinin rekreasyonu:


Il Genio - Pop Porno - The funniest videos clips are here
nb: Alessandra Brandon'a benziyor mu benzemiyor mu karar veremedim, soz sizlerin.

Bu geceki ikinci ismimiz The Niro. Davide Combustinin solo kariyerinde zengin muzik gecmisinin ve de babasinin etkilerinin yogunlukla gorulur oldugunu belirterek cesitli buyuk sanatcilarla isbirlikleri ve de cover enterpratosyanlariyla kendini kisa surede one cikaran italyan sarkici genellikle formlar arasinda kopruler kurmasi ve de saskinliga dusurucu degiskenligi ile karakterize edilebilir. Bir yeni Lucio Battisti esintisi sezilirken nihayetinde parcalarda italyan kadrajinda bir Carmen Consoli izlerine rastliyoruz. An ordinary man albumunun ilk sarkisi about love and indifference bir radiohead miriltisi bir elliot smith altmetini gibi unsurlar icerirken diger parcalardan kendini siyiriyor. Inisi cikisi bol farkli bir deneyim icin dinliyoruz:


The Niro - About Love and Indifference - The top video clips of the week are here

Bir iki gun daha dogmayi ertelese tam bir ikizler olacak Umberto Giardini adli italyan sarkicisinin Homeldome adli grubu 80'li yillarin sonundan beri bildigimiz klasik cover, esinlenme cemberini takip ederek 2008'de minimal, ambient bir folk tarzina dogru kendini Moltheni adi altinda 2005'te yeniden sekillendiren Enrico Moltheni ile kolaborasyonu sonucunda ortaya cikan enfes drakonien neoromantica italiana tarzini simdi inceleyecegiz. Sarkilarinin geneli yengec burcunun iliski anlayisina cuk oturmakla beraber, sicak, yakin, tensel bir ask anlayisini cetrefilli sekillerde dinleyicilerin kulaklarina ulastirir. 2004 yilinda akustik ve minimal notalara donus yasarken bir sene sonra cikan Splendore Terrore albumunden ayni isimli parcayi begenizine sunuyoruz:


Moltheni - Splendore Terrore - For more funny videos, click here

Goruldugu gibi son yillarin fransiz muzik sektorunde romantizmin yeri gitgide kuculmekle beraber daha amerikanvari daha populer talep olan sektorlere kendini kaydiran sanatcilar yerlerini daha akdenizvari daha Turkiyeye yakin bir sektorun ask sarkilarina egemen olmasi sonucu doguruyor. Bir sekilde hepinize bir italyan afeti bulmanizi ogutluyor ve de bu defteri hafiften kapatiyorum. Nordik ask ve hayat algisina bir anti olarak yansiyan guney perspektifi Italyanin ronesanstan beri elinde tuttugu dramatik, operamsi, kalbe hitap eden muzik anlayisini hala korudugunu kanitliyor. Politik bugulanmanin icinden yeni yeni cikan ulke insani bir yandan Turkiye ile analog ozellikler gosterirken akdeniz kulturune olan sonsuz ozlemim kat kat artiyor. Sonuc olarak kulturel varyasyonu arttirma amacli bu aramizi italya ve italyan artistlerine ayirarak hepinize buena notte diyoruz.


Ci vedremo carissimi!
Didio Akseli Di Lilla, Esquire.

Eserin kitlesi bir sonraki jenerasyonun egitim inancini desteklemeye yonelik mesajlara acik ve de alternoludik bir egitim arayisi icinde kendini Turkiyenin avantgardistleri arasindaki hakli yerine cikaran bireylerden olusmaktadir.

Gencligin kendini tanitma ve ifade etme cabasini parodi ile karisik yeni bir metodla ortaya koyan eserin radikal unsurlarina deginmeden once kendi capinda basarili bir iletisim projesi oldugunu ancak bahsedilen teknik olanaklarin ve de cesitli kablolarin varliginin degil islevinin daha onemli oldugunu hatirlatarak baslayalim.

Stratejik acidan incelendiginde planin egitim alanindaki yerlesmis kriterlere ve de universitelerin genel tanimina baskaldirmakta oldugu gercegi goze carpmakta ayni sekilde baskaldirmak ve de soru yagmuruna tutmak amacli secilmis olan muzik tarzi iletilmek istenen mesaji desteklemektedir. Oyunculuk acisindan gayet inandirici buldugum sekanslar olmasina ragmen kolektif bir calismanin dogma 95 edasinda cekilmis olup iceriginin bu kadar sahte olmasi cesitli sorular dogurabilir. Yine de uzun boylu, bogaza sirtini vermis ziplayan bir gencimiz var klipte kasi kasina, gozu gozune allah sahibine bagislasin diyelim ve bismillah.

Turkiyedeki universite pazarinin universite imajlari kavramini dogurmasi kacinilmaz bir sonuc olmakla beraber bu gibi ozdeslestirmelerin daha onceki donemlerde de goze carptigi bir gercektir. Gerek universitenin ogrenci profili olsun gerek savunulan degerler olsun egitim yuvasinin belirtmekte kendini zorunlu hissettigi ilk unsur bakis acisidir. Latince kaliplarin arkasindan el sallayan yuzlerce universite ve de dogalarindan uzak bu universitelerin kadrolari bir sekilde “reklam” olmaksizin ilerleyemez. Tabiri caizse pedagoji, iletisim teorisi ya da kavramlari olmadan bilim olarak kanadi kirik bir kusa benzer; ucamaz. Ayri bir konu pedos ve ago koklerinden gelen pedagoji antik yunan kulturunde ilk kullanimini cocugu okula goturen, eslik eden koleleri tanimlamak icin pedagog kelimesi ile gerceklesmistir. Bu durumda pedagoga verilen guncel konumun ozel ya da devlet kapsaminda maymunlasmaya yaklasir oldugunu savunmak gereksizdir. Tabi uberkronik koprulerden ziyade bu noktada altinin cizilmesi gerekli olan ideal mentor, egitici kisilik kavraminin boslugudur. Sonuc olarak egitim anlayislari icinde subjektivize hale gelen ogretmen ogrenci iliskisinin optimalini yakalamak ya da verimini maksimuma cikarmak cogul kriterlere baglidir. Ogretici kisiligin rolunun saygiya ve de sevgiye (bazi kosullarda tapinmaya) dayali olmasi gerektigi bir varsayim, gelenegin ya da gecmisin olmasi gerekeni gosterdigi baska bir varsayim. Bu durumda elde var iki. Ancak ve ancak bilginin kapali tutuldugu ve de biligiye erisim olmadigi toplumlarda bilgiye sahip olmanin guc oldugu Baconvari bir scientia potentia est algisinda Platon’un filozof krali ortaya cikabilir. Entellektuelin ve de bilgi yolunu secenin bu konumda ogretici olandan ayrilmasi gerektigi ortaya cikar, ideal olarak bilgiyi paylasmak isteyen yani dataya sosyalist yaklasin bir kimse ideal bir ogretmen gorevini ustlenebilir. Bilginin elitize edilmesi ise cagimiza has bir ozellik olmaktan cikmistir, erisimin limitleri zorladigi ve bu alanda zaman kriterinin de asildigi bir sistemde bireyin herhangi bir kosulda bilene saygi gostmesi ya da populer tabirle bir bilse de bir bilene danismasi daniskasinin da daniskasi konumuna gelmistir. Anarsik ya da radikal olmayi birakin sadece sanat ustalarina google image search deneyimlerimizde verdigimiz yeri dusunelim ya da makalelere sokusturdugumuz iki uc referansin verdigi dayanilmaz hafifligi dusunelim. Bir gercek var ki o da artik laborare kokunun iskence tanimini yitirdigidir. Calismiyoruz. Sonsuz bir Baudrillardvari kanserli kitle senaryosunda rolumuzu oynuyor ve de katlaniyor, kagittan ucak olup baska diyarlara dogru yol aliyoruz. Dove andiamo?
Egitimin secenek olmaktan ciktigi ve de zorunlu hale geldigi toplumda da ne yazik ki populer universite kavramindan baska bir kavram ayakta duramaz. Verilen mesajin pull kapasitesini yitirdigi noktada push yuzune verilen onem cogu zaman asina oldugumuz okumayi, ogrenmeyi ve de sabahin bir saatinda kalkip derse gitmeyi sevmeyen insan profilinin yakinmalarinin yeniden duzenlenmis halidir. Insan dogasinin gercegi dogrultusunda insan gozu dahi kitap okumaya aliskin bir organ degildir, gercekten de zorunlu ve dayatilmis olanin da simsiki tutulmasi ve benimsenmesi neredeyse imkansizdir.

Zorunlu ve sorunlu egitim duzenlerinin sosyoekonomik uzantilar dogrultusunda yeni bir tanima kavusmasi ise kacinilmaz bir sondur. Salt soyut kavramlarin egemenliginde kriterizasyonun buyuk rol oynadigi guncel sosyetede ayni cercevede bir bogumlanma soz konudur. Klasik bir sosyolojik stratifikasyon ve de yigilma (akumulasyon) sorunu olmaktan cikan bu durum salt tuketim bilincinin getirisidir. Materyal olanin nicesel kriterlerine ideal olanin niteliksel unsurlari bulaninca banal bir platonisyen kortta hayat egzersizi suregelmektedir.

Bir egitim krizi iluzyonu arefesinde gereksiz bir tetani krizine tutulmadan once dunyanin gerceklerinin sindirilmesi ve de iletisim sektorune marjinalin bakis acisinin lifting adi verilen operasyona tabi tutulmasi gerekir. Baska bir semantik kurgu icinde verilecek olursa kitleye ulasmayi guden bu sektorun anlasilmaktan baska bir caresi yoktur. Eger parcalayarak inceleyecek olursak:

“Kablolar belimizde, kameralar elimizde biz gideriz Bahcesehir’e” ibresi ile egitimin genellestirildigi ve de normal, dogal hale getirildigi gercegine pas verilir. Bu adim guncel nibelungen konumunu ve de tanimini one cikarmaktadir. Bir nevi kavustak gorevi goren paradigmatik unite mesajin halka itaf edilmesini kolaylastirmakla beraber catchphrase gorevini ustlenmektedir. “Yorulduysan calismaktan, cik bogaza ve rahatla” kasidenin nesibe bolumunun sonunu belirtirken sempatizasyon unsuru ve de insani gereklerin dogrulanmasi mesajin geciskenligini arttirir.“Okul gazetesinde ol kalem sahibi” kendini ifade edebilme ve de dinlenme vaadi veriyorken “Fakulte sanki bir medya holdingi” ile profesyonel vaat altmetini gozumuze carpar.“Ozel yetenekle gerceklestirdik, uc boyutlu oldu fikirlerimiz” farklilasma ve uzmanlasma vaadi veriyorken, ozel durumlar ozel kosullar ozel gerekler sonsuz cemberinin baslangici olan kilit bir terim cok isirganotu vasfi ustlenmektedir. “Sozlerimiz bini asti” buyurarak bir grup, kitle cagrisi duyulurken acikca aidiyet unsuru ile tango ifa edilmistir. “Diplomayi istiyoruz elimize” arz-talep striptizi sonrasi “yerimizi birakalim sizlere” buyurularak balcikla sivanmayan gunesi tipexleme cabasi isaret edilir. Bu iki olay arasinda bosalma unsuru elbette ki mezuniyet etrafinda donemktedir.

Bu dogrultuda calismayi cok basarili ve de derin bularak cidden ogrencilerin stratejik secimlerini ayakta alkisliyorum. Ancak Sofistlerin epistemolojik cercevede benimsedigi pesimist yaklasimi eger ilerletirsek egitimin bir utopyadan ibaret oldugunu savunmak akla ve mantiga sigmaz bir dusunce olmaktan cikar.

Aciklamali Kazandirilan Kavramlar Listesi

ALTERNO-LUDİK EGİTİM ARAYİSİ ALEA

Ludik pedagojiler yirminci yuzyila has arayislar icinde kalmis artik eglenerek ogrenelim slogan gerilerde kalmis bunun yanina alternatif ludik arayislar gelmistir. Jupiteryen kulturlerin temelini olusturan bu kavram daha cok yay burclarinin hosuna gider tercihen boga ve kova burclari da bu tarz arayislardan hoslanirlar. Siniftaki yeni bir cocuk gibi masum gozlerle herkesin acimasiz yargilarina ve yargilayici bakislarina maruz kalmistir bu yuzden hocasi onu pek sever. Hos gelmistir.

KANADİ KİRİK PEDAGOJİ KKP

Potansiyel bir teror orgutu adi olmak disinda Fahrenheit 451 orneklendirmelerine kendini yakistirmaya yuz tutmus bir kavramdir. Genel olarak iletisim bilimlerinden siyrilmis pedagoji anlayisina tekavul eder.

PUSH’D EGİTİM

Pull ve de push iletisim cesitlerinden ikisidir, pull urunu tuketicinin aklina sokan dolayisiyla tuketicinin bilgi istedigi durumlarda push ise urunun tuketicinin gozune sokuldugu ve de zorla data iletildigi durumlarda soz konusudur. Itilmis ve kakilmis ikilisinin bir benzeri olarak algilanabilir bu dinamik. Bu durumda push’d olan egitim ortaya cikar yani egitimin itilmis yuzu, pust yuzu, rakisinda buzu eksik yuzu.

PLATONİSYEN KORTTA HAYAT EGZERSİZİ PKHE

Alternatif bir spor cesididir, hayati yasamayi ve de algilamayi dusunce temelli egzersizlere indirgeyen zorlayici bir aktivitedir. Esasen bir oyun olarak ortaya cikan PKHE bireyin ideal ve de materyal olan evrenler arasinda gel-git aktivitesinin ustunde durmaktadir. Her kim ki dusuncesini idea sahasindan matéria sahasina gecirir descendio puani olan +2 kazanir, ayni sekilde matéria sahasindan idea sahasina gecirilen her fikir ascendio skoru adini alarak +4 puana tekavul eder. Idea sahasinda kalan atislar iderri, matéria sahasinda kalanlar matérri adini almakla beraber bu gecislerin skor degeri yoktur. Zona oscura'ya gecen her hamle oscurra adini alir ve de -1 puana esdegerdir.

BAKİS ACİSİ LİFTİNG’İ BAL

Gerekli durumlarda gerekli sekillerde hafif politik dogruluk amacli bakis acisi degisimlerine verilen genel addir. Salt pragmatik olmasi disinda kucuk bir degisimin mesajin hedefine ulasma surecinde ne kadar buyuk etkiler yaratacagi inancinda ilerleyen bir varyasyondur. Entello-estetik bir operasyon olmakla beraber ancak alaninda hakim pratisyen hekimlerin kontrolunde gerceklestirilmesi onerilir, agda ile hic bir benzer yani yoktur çam balini bu prosedur icin kullanmamaniz siddetle tarafimizdan vurgulanir.Bal dok yala sloganinin arkasina siginmakla beraber isleyisini uc etapta inceleyebiliriz: BAL yani balcik, gunesi sivamak icin gerekli olan ana materyalin bulunmasi sureci sonrasinda DOK yani ilet, agzindaki baklayi cikarma prosedurune verilen terminolojik kavram ve de son olarak YALA yani prosedurun meyvelerini topla, yaptigin isten zevk al, agzinda sekerli bir tat bulunsun her daim ve yallah.

AİDİYET UNSURU TANGOSU AUT

Aidiyet unsuru ile gerceklestirilen cesitli eglenceli aktivitelere verilen genel adlandirma AUT cesitli karakter degisimleri ve de pozisyon kaymalarina sebep oldugundan dolayi bol efor ve de egzersiz gerektiren bir sanat dalidir. Erkegin ve kadinin hareketleri degismekle beraber, iki kisi ile gerceklestirildiginde ayakta alkislanan bir gosteri konumuna gelir. Bu yuzden guncel toplumda birlikteligin alinyazisi pek de can acici gozukmemektedir.

EGİTİM KRIZI ILUZYONU AREFESİ EKIA

Geleneksel bayramlarimizdan biri olan egitim krizi iluzyonu bilgilendirme ve manifestolasma bayrami oncesinde gelen gun olan EKIA kutlanmasi sunnet olan bir kandilimizdir. Arefe gununde egitim orucu tutulmalidir, hurmet edilmeli, gunaha girilmemelidir. Egitim krizi iluzyonu bilgilendirme ve manifestolasma bayraminiz kutlu olsun dinkardeslerim.

ARZ-TALEP STRİPTİZİ ATS

Arzin da talebin de yavasca kiyafetlerini cikardigi kabaremsi kavram-erotik aktivitenin butunune verilen addir. Dokunmak yasak ya da 20 papelin ustunde bir degere tekavul etmektedir. Caiz degildir.


Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Tanıtım Filmi - Funny blooper videos are here

SORU 1: Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesinin bu video ile literatüre kazandırdıklarını kısa maddeler halinde açıklayınız, içlerinden 2 tanesini tartışınız.

SORU 2: Devlet üniversitelerinde aldığı maaşla rezil olduğunu öne sürerek özel okullarda görev yapmaya başlayan prof.ların videoda mevcut bulunan konumlarını tartışınız.

SORU 3: Akademi ne demektir?

BONUS: Arzu ederseniz Fuat ve Ali Atıf Bir'in spreyli selebritiliklerini hicvediniz.

NOT: Görkem'i soruları çoğaltmakla mükellef kılıyorum.

Powered by Bakanel



Berkun Oya'nın Erkin Koray'lı programda 15454 kere "John Lennon'ın kulağına eğilip ne söylediniz?" demesi, Erkin Koray'ın ikide bir "rahmetliyle benim aramda" serzenişleri, ardından Erkin Koray'ın beş altı defa yayını terk etme teşebbüsleri, akabinde "ananı avradını "diyerek sessiz sessiz Berkun Oya'ya küfürleri filan filan... torrenti olsa da izlesek filans, bunun akabinde bir de Şok! programı özlemiyle 80'ler ayağına yatıp milleti yemeyi 90'lara entegre edebiliritem gelendi


ŞOK ŞOK ŞOK FLAŞ FLAŞ FLAŞ!
Karınca Düdük'ün gayrımeşru kardeşi mi?!?!?!
AAAAĞZ SOOĞRAAA!



her perşemce akşamı iki tepsi kuki XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
biyonse ve nazallar kızı reyhan XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
ev özlemi XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
ofişşıl vize sıkıntısı XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
kasım kasıntısı XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/

sabahlayıp öğlen üçte yatağın güzel gözükmesi, gece 12de uyanmak: /
sabahlama ertesi sakineştirici kullanımı, ertesinde dışarı çıkmak: X
haftada bir gün ders olmasına rağmen bir ay okulda kalmak, inziva kafası: X/
sabahın köründe odanın kapısından çıkınca karşılaşılan teyzenin yurtlar bölgesi müdürü olma gerçeği: XX/
winston classsic'in değişen paketi (ve hafifleyen tadı?): XXX/
çarşamba geceyarısı wotlk release: XXXXXX/
gitmeyecek olmak: XXXXXXXXXXXXXXXX
yurtiçi kargo: XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

tık tık
giriş yapın?
olur.

merhaba
sünee zararlıı bir böcektir. kımıl zararlısı ile süne zararlısı, ülkemizin daha çok güney, güneydoğu anadolu ve trakya bölgeleriyle ege bölgesinde bulunur. bu süneeğ zararlısı ile aelia, kendini bilmez kımıl çok büyük ekonomik hasar veriyo toprağa. Şekle bakınız.

O Şekil

Meraba ben sünE.

SüNEEden etkilenen ekmeklik buğdayların görünümü bozuk olmakla kalmıyor but also bu zarar görmüş buğdaydan yapılan hamur cıvıq ve yapış yapış oluyor, ekmek yapan amcalar gıcık oluyo.

BU ŞEKiL http://www.urschleim.com/center/rechts/makro/new1/wanze-aelia.jpg
Kımıl bu. Kımıl. Merhaba ben kımıl. turuncuyum. zararlıyım bana kımıl zararlısı diyeni var aelia diyeni var. aeliyayı tercih ediyorum. daha havalı.

ex adı extra. şimdilerde xtra olarak anılıyor. biz onu e halini de, e-siz halini de sevdik. normal kutuların, tombul şişelerin yanında olmasını istedik hep.
şimdilerde şişeye doldurmuşlar.
çok tutulmadığı için her yerde bulunmuyor. tutun bu şişeyi.
sonra dibiniii göööör, dibini göööör !

http://www.efespilsen.com.tr/markalar/xtra.aspx?SectionId=24

Mirkelam, çocukluğumuzu imleyen adam, pulları olsun zarları olsun, 90'lı yıllardan bir koşu tutturarak, AB uygulamaları muhalifliğiyle de gündeme gelmeyi eksik etmeksizin, 2006'da olay mı olay bir albüm çıkarmış. Ben farkında değildim; asuman/pansuman ikilemesinin ötesini bilmiyor, tv'de bir ara bir bakış yakaladığım elma/ayva klibini ise aklımdan çıkaramıyordum. Sabah sabah duşta ne dürttü ise aklıma geldi-indirdim albümü. Bence her yurdum indie'si dinlemeli ve dalga geçmeksizin sevmeli. Herkesin evinde bi Mirkelam kasedi var neticede (bu neticede kelimesini kullanmayı hep çok istedim), eskiliğinden ötürü bir Queen - Best Of tadı yakalamış olan. Hem Jens Lekman gibi bir saçççmasapan şarkı sözleri ve ortalama melodiler üretim merkezini bağrına basan kitle eminim yerel muadillerine (ki bence Mirkelam koyar ya neyse) daha bir şevk ve sevgi ile yaklaşacaktır. Yaşasın milliyetçi yaklaşımlar. Ve fakat ben en son bu adamı 2007 dolaylarında, Şarkı Söylemek Lazım rezilliği esnasında seyrederken bir anormallik de sezmedim değildi. Öteki tarafa geçtiğini varsayıyorum. Neden Şarkı Söylemek Lazım yarışmasını her hafta manyaklar gibi izlediğimi ise söylemiyor ve bu yazıyı bitiriyorum.


Mirkelam - Asuman Pansuman
(Özellikle bu kusursuz bi parça... Intro'su, outro'su, şiirli bölümü, climax'i... Ovş matafaka)
Mirkelam - Elma Değil Ayva


- The best free videos are right here





Peeekii... Asıl sebebi Metin Arolat'tı, evet, işte söyledim de kurtuldum.



daha gider...


7 kasım 2008 bjk-kocaelispor maçı hatırasına küçük bir hediye
çarşı ulan!
seviyorum ulan!

Sesyon.

söylediklerimi değil söylemediklerimi aleyhte delil olarak kullanacaklarını biliyorum. bunu bilerek söylenmeyecek neyi söylememeliyim? başkalarının da gelip ulaşması ve bulaşması için, neleri söylememeliyim, nereyi boş nereyi beyaz bırakmam gerekiyor? "hiçbir şey söylemeyi" beceremediğim ortada, "söylememek" de burada imkansızlaşıyor.

kendime siyah orta boy tüylerden dünyalar inşa ediyorum. ve kendimle oyunuma dahil ettiklerim, bilmelisiniz masum olduğumu. düşünceler dünyasında renk değiştiren bukelamunlardık biz. bence. ve her dokunuşumda size kendi rengimi verdiğimi sürekli unutuyordum, dahası dikkat bile etmedim. ancak kırmızıysanız üzülüyorum. hep kanadınız sanıyorum, oysa bazen tutkudanmış diyorlar, tutkuya inancımı yolda düşürmüşüm, çok değil bir iki yıl önce... "O"nun yokluğundan anladım. Gidişi ile gelirken uyandırdığını götürmeyi unutmamış...

ama ben de unutmadım geriye kalan portakal ağaçlarının kokusunu. kan portakalı olmayanları mesela. şeker portakalı sandım onları, aslında sanmaktan ziyade umdum, istemedim mis kokulu turunçların üzerinde kan yaftasını. çok da dert edinmedim belki de, zaten portakal reçelini de sevmem ki...

beynimin kıvrımları güldürüyor beni, kırkyama bohça gibi, ama hayalgücü kıt biri tarafından yapılmış sanki, sırf gri ya da her ne renkse işte o garip ton. böyle kırkyama yapanı gelin etmezlermiş eskiden. ruhu gri olanın çocuğu olmaz, olsa da serseri olurmuş. hatta daha beteri belki de... ana baba katili bir evlet olursa ya? amanın düşmanıma vermesin ya rab. komşular ne der sonra? halime hanım'ın kızı tıbbiyeyi kazanmışken bizimki ana baba katili olursa vallahi rezil olurum, gidemem günlere bir daha. zati sevmez o karı beni, geçen sefer pişirdiğim böreğin tarifini vermedim diye, bir de bunu duyarsa konu komşuya saniyede yayar alimallah. kocası sekreteriyle boynuzluyor diye heyheyleri üzerinde zaten... nalet karı.

Eziklikle birleşik odunluk, ben kafama odun yedim abla, bugün de bir odunla karşılaştım yolda. Yayvan sularda aynı kulaçları atabileceğimizi düşündüğüm odunlar tomruk tomruk geçip gitti. Fakat kafaya giden odun büyük oldu. Zırım zırım zırılda, sakın beni unutma, kralından beyin sıvısı akaçlamaca ltd. şti. -temiz duygularınız içinizde itinayla çürümeye terk edilir- post apokaliptik beşeri durumlar pek neşeli çocuklardık kazağı üstünde pantolonsuz yol kenarı tecavüzleri esnasında.

ama "bakire kafalarda" olunabilir hala, elbette. her nasılsa kadın olacakken her nasılsa bakire de kalınabilir, öyle ya iadeli taahhütlü yeni hücrecik oluşumları pek mümkün. belki bu şekilde cnnt sessiz harfleri ile "ev gibi" bir yer varmış da gide(bile)cekmişiz gibi davranabiliriz.

orkestra şefi hareketleri eşliğinde içimdeki molekülleri evrene hediye ediyorum. kasım ayı osur ayı. kasım ayı kapısına kırmızı ile çarpı atılmış bir ay, kasım ayının kendine hassssssssss-talıklı bir tarihi mevcut; kasımlarda olanları hatırlamasan da vücudun anımsıyor, yıldönümleri yapıyor. bu şenlikli orcinin bitmesine tam 598,5 saat kaldı. hayır sabretmek için sigaraya ihtiyacım yok.

ben beyazları çekip vakti zamanın yasaklı kıroları gibi hem çorabın beyazı hem de iç donlarımın-gelinlik diye yutturdum kendime yüzotuzsekiz yıl geçti, inandın mı... hiç saf değilsin o zaman, ben inandım.mıştım. ama pişman değilim, bilmeden lades, oyunununumunuzun kuralı.

ama ama yoruluyor insan bunca dantelli ipek çorap arasında dede efendinin donuyla oturup internette surf yapma saçmalığının gerçek olduğunu görmemek için pc'yi kapatmak lazım. malesef olmuyor canım. olmuyor, biz bu ortamlara son çiçek resimlerini yükleyen son çiçek çocuklar, son çiçek ananeler olarak yaşamak zorunda mıydık HAYIR. Öyleyse erase &rewind dinleyelim ve dinlerken silinemeyecek tüm dosyaları alzheimer miydi parkinson muydu hangi yaşlılık illetiydi işte ona havale ederek virüsten sayalım geçmişi, bugün bu gece şimdi içinde olduğumuz an yeni yıkanmış mis kokulu çarşaflar gibi serilsin altımıza, sevişelim tercihen. bakire kafalarımızla.lal.alalalala.

DİKKAT DİKKAT
BÜTÜN ÖĞRETMENİMLER
HERKES BURDA MI?

Aklıma hep beraber oynayabileceğimiz bir oyun geldi, hepimiz kayıtlara ulaşabildiğimize göre. hep beraber aynı kayıt içinde bir yazı yazalım, herkes önce birer cümle yazsın, ya da söylemek istediğini söyleyecek uzunlukta da olabilir, diğer öğretmenim kaldığı yerden devam etsin, bakalım ne menem bişey cıkacak.

öptüm.
h.


Kendi doğasından medeti kesen yurdum müzik dinleyicisinin tapındığı, levha tektoniğinden ve şimdilerde ekonomiden muzdarip izlanda elleri e bay'de satışa çıkmış. Satışa Björk dahil değilmiş, Sigur Ros'da selamsız bandosu olacakmış.

Radikal'ın şipşakçı haberi

ilkpostaposttanarmyofme

Björk - Army of Me

tadelle'nin gümüş rengi ambalajlı mükemmel çikolatası tadelle 2000'in hayranlarından mısınız?
uzun bir süredir kendisini arıyor fakat bulamıyor musunuz?
işte sebebi: tadelle'nin dağıtımını yapan şirket batmış. o yüzden tadelle ortalıklarda görünmüyormuş. yoğsam piyasadan çekilmemişler.

kaynak: bizim bakkal

bu varan bir.

varan iki, etilerde yaşanan akü krizi. fakat bunu anlatmayı görkeme bırakıyorum.

varan üç, depeşmodum depreşti, çok fenayım, göğsüm ağrıyor saatlerdir. repid hesabımı halleder halletmez indirmekten çekindiğim diskoğrafyasını hatta bir sürü b-side-remix-rare-video-dvd ekstrasını yutucam sanırım. aslında tüm bunları bir güzel paketlediğim bikaç dvdm var idi, bir zamanlar ne de güzel döndüre döndüre dinlediğim, ancak tahmin edileceği üzere fena hacılandı kendisi; sonra ben de bağımlılıklarımdan vazgeçmeliyim evhamı ile edinmedim herhangi bir şeyini; bikaç klip bikaç şarkı ile geçiştirdim aşkımızı. ama olmuyor. konser haberini aldığımdan beri manyak gibiyim. mayısa kadar sadece dm dinleyerek yaşayabilirim falan. hayır bir de durumun böyle olmasından utanıyorum hafiften, 15 yaşında gibi hissediyorum, zaten iş bu kadar paçozlaşınca buraya yazıp arınayım dedim, kendi biloguma da ergenleşmem yetmemiş gibi. ay ölücem. hakkaten çarpılmış gibiyim ve farkettim ki uzuuuun bir süredir de sylvain chauveau coverları ve gahan'ın hourglass'ı dışında dm namına bir şey dinlemekten itinayla uzak durmuşum. of. herhalde konserden sonra da "like a virgin" hissiyatı yaşıyor olucam. neyse. gider bu.

İki gündür manyaklar gibi püsüketdolz'dan bir misi elyıt el emeği göz nuru olan vaçatinkebağtdet (powered by dokuzharf) adlı parçayı dinliyorum. Bengü'nün post-apokaliptik parçası (powered by sezyum) "menemendeki son deveye binip çek git" (powered by kaan ılgaz) gibi bir hava, ama daha acımasız, daha güçlü, hatta zevkten köşe olmuş bir hal/tavır; görlpavır gibi görünen ama öte yandan partneriyle beraber evden çıkmadan evcimence ölmek isteyen bir kadın hissiyatını da barındıran... gaza gelmiş bir eser. sizden istediğimse... aman işte yapısöküm yapıverin, işiniz mi var allasen. En iyi sökene yeni çıkan fındıklı metrodan alcam. Valla.

üf

bi an neşeli bi an sıkıntılı olmakXXXXXXXXXXXXXXXX
acaba ikizlerim de haberim mi yokXXXXXXXXXXXXXX
değilimXXXXXXXXXXXXX
canım sıkılıyo>>>>>>>>>>>>>>>
handel'in bazı süitleri beni fena tavlıyorXXXXXXXXX
ne zaman piyanom olacakXXXXXXXXX
olmasa da mutluyum çünkü idolüm salak heidi ile salak polianaXXXXXXX
başına salak koyunca savunma yaptığımı düşünmüyorumX
sadece akıllı insanlar öyle yapar tamam mıX
üfX
benm niye arkadaşım yok,
ben niye sürekli üşümekle mükellefim
ben neden ben'e ve ağzımdan çıkan şeylerin gerçekliğine hiç inanmıyorum
ciddiye alamıyorumXXXXXXXXx
puf diye fleyince toz olup uçuşan bir çiçek var yaXXXXXXXXxx
işte "ben" öle bişiy
neyse
çalışıyım yine bari
cok sıkılıyorum sölemiş miydim
gidiyorum
gittim

Alt kattaki magazanin tavanindan su akmasi sonucu bir bina gorevlisinin evime neseli ve de gayet casual bir sekilde girmesi, mahal arastirmasi yaptim ben demesi, evimin fotograflarini gormem, dumur olmam XX

Fotograf hocasi'nin super pedagojik aciklamalari

1)Bu odevi sene sonuna versem hepiniz son haftada yaparsiniz o yuzden bu odevi gelecek haftaya veriyorum sene sonunda notunuzu alirsiniz.
2)Yasayarak ogrenmek lazim, teori nedir ki? O yuzden ben size hicbisi anlatmayacagim, sadece odevler olacak, odevleri yapamayacaksiniz sonra ogreneceksiniz. Rahata alismak yok gencler.
3)Nerde o eski sarisin modeller, simdi hepsi odasina kapanip iki badem bir corba guzellik uykusuna yatiyorlar. Sanirim kariyer degistirmek icin pek gec degil. Hmm... Bunu dusunmem lazim.

Evin silikonlarinin yenilenmesi, faturayi gormem, odemem, iki hafta sonra silikonlarin tekrardan kaybolmasi, silikon kacakciligindan suphelenmem. XXX

Alerji ile karisik nezle olmak, nefes alamamak XXXX

McDonald'sdaki finli cocuklara turklerin de yabanci dil ogrenebildigi sirrini aciklamak, cocuklari dine dondurmek, hayatlarini sekle sokmak, babacan olmak XXXXXX

Pad Thai yapan arkadaslara deniz urunu koymayalim diye yalvarmak XX

Soya pastasi ve pirinc krakerleri ile gunlerini gecirmek X

Premature ejakulasyon deneyimini partnerine yasatmak XXXX

Icmek ve de kendini sehir merkezindeki cesme'nin sularina birakmak XXXXX

Icmek ve sabah kalktiginda cenesinde ikinci bir agiz bulmak XX

Bakir escinseller sehir efsanesinin gercekligini kanitlamak XXXXX

Ruyasinda koynunda bildigin beyaz yilan beslemek, yilanin ruyada bilgelige yorulmasi, gogsumun erecegini ogrenmem XXXX

Saca yakilan kinanin 4 ay sonra hala duruyor olmasi XXXX

Ara makasi XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

Katolik universitesi sanat tarihi dersinin icerigini anlamamak, ene'l hak diyerek dersten cikmak, gormedigini goruyormuscasina, gordugunu gormuyormuscasina anlatmak XXXXXX

Izole ve ciddi ogrenci izlenimi vermek XXXX

haz vasfini kaybetmek XXXX

Iki erkek arasinda kalmak, dilemma, suskun durmak, karar verememek, siz savassaniz olmaz mi diye beklemek, duygusuz kimlik olmak XXXXX

Dinlememek XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

CAPS LIZ XXXXXX

Uyumak XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

physic yo-yo



http://www.whitecube.com/artists/hirst/


Bugün Istanbul'un bomboş yollarında kendime yürüyecek bir alan bulamadım. Bu cümle ne imâ kaygısı taşıyor, ne oksimoronik hesaplar içinde, ne de bir edebiyat öğrencisinin kendini anlatma çabası arkadaşlar. Üç gündür yataktan çıkmak istemiyorum, nedense bana bonkör davranana rapidshare'den tonla albüm indiriyorum, hayır üye de değilim. Boşluktayım ama bu boşluğu koca yurtta bir göktürk ve bir senegalliyle kalınca hissetmeye başlayıp, bomboş Çırağan Caddesi'nden yavaş yavaş - her zamanın tersine- yürüyerek hava almaya başladığım iki demlik zaman vuruşlarında hissetim. Zaman ve mekândan sıyrıldım, evet, sonunda istediğim belayı buldum. Ben, düşündüklerimi size aktarmak da istemiyorum aslında, aslında benim kaygılarım var, size kompozisyonlarla çıkıp geleceğim. Ryan McGinley, Gottfried Helnwein ve Damien Hirst eserleri üzerinden yazılar yazacağım size, kaygımı törpüleyip kendimi sevicem. Şimdi size şahsıma münhasır boşluğumun ne denli huzurlu bir huzursuzluğu olduğunu gösteren parçayı sunuyorum:

Kammerflimmer Kollektief- Palimpset

BK'dan olay yaratacak paylaşım... (O da yalan, aramalar sonucu faideli türk forumlarının birikimini çalıyorum dolu dizgin)

http://rapidshare.com/files/28431212/Mezdeke_1.rar
http://rapidshare.com/files/28431261/Mezdeke_2.rar
http://rapidshare.com/files/28431288/Mezdeke_3.rar
http://rapidshare.com/files/28431345/Mezdeke_4.rar
http://rapidshare.com/files/28431437/Mezdeke_5.rar
http://rapidshare.com/files/28431564/Mezdeke_6.rar
http://rapidshare.com/files/28431572/Mezdeke_7.rar
http://rapidshare.com/files/28431614/Mezdeke_8.rar
http://rapidshare.com/files/28431631/Mezdeke_9.rar
http://rapidshare.com/files/28431695/Mezdeke_-_10.rar

pass: www.delimiyiz.biz

Paylaşılmalı, paylaştırılmalı...



İlker Bey'in şok açıklamalarına (“Küresel güçler tarafından kurgulanan ve ülke içi medya, bazı akademik ve sermaye çevreleri ile sivil toplum örgütleri
içine yuvalanan post-modern bir tabakanın oluşturduğu propaganda ve etki ağı; ulusal birlik, ulusal değerler ve güvenlik parametrelerinin zayıflatılması ve çözülmesi yönündeki gayretlerini sürdürmektedirler.”) (ayrıca bknz. bianet)
içerleyen bir grup insanın (including me, pınar, selim, michel foucault, fatih ürek) yürekten tepkisi-talebi.

Fatih Ürek feat. Michel Foucault - Sus (Şarkı sözlerini hakikaten Tsk için düşününce, mükemmel bir taşlamaya dönüşüyor, ben yaptım oldu)

Bugün baydım, biliyorum, bu sebepten kendimi affettirmek için hizmetlerde bulunayım dedim.

Bir önceki yazıda da belirttiğim üzere, leptapımın dividiraytırı bir dividiyi 1 (bir) saatte yazıyor idi, uzunca bir süredir. Nero bu konu için dma memea gibi arıza uyarıları veriyordu. Eşe dosta sormuştum ve bir yardım alamamıştım; "bir gün vatankömpütere gider tamir ettiririm" diyordum. Mamafih az evvel benim bilgisayarımın 90 günlük sınırlı garanti ayakları ile elime geldiğini, dahası uzatmak için annemin satın alırken herhangi bir şey yapıp yapmadığını hatırlamadığını öğrendim. Öyleyse, bu problemi tamircilerin eline bırakamazdım, kendim çözmeliydim.

Aradım, forumcu oldum, taradım, sunulan çözümleri, hadi bir cesaret diyerek, büyük sıçmak pahasına uyguladım.

Şu an elimde boş DVD yok ve test edemiyorum, ama anlatılan doğru ise, sorunum çözülmüş demektir.

Şimdi sorunun kökenine inelim.
Bu yavaş yazma hadisesi, dvd romların güç kullanma modları ile alakalı imiş. İki mod varmış, dma ve pio modu. Zaman zaman rom'lar kendini pio moduna alabiliyormuş çeşitli sebeplerden, uzun uzadıya okumadım niyedir diye. O moda geçtiğinde de yavaş yazıyor-okuyormuş. DVD rom'umuzda bi hıyarlık yokmuş.

Bu pio modundan dma moduna geri döndürmek için, driver'ları resetlemek gerekiyormuş. Bunun için bir script yazmış abiler sağolsunlar. Onu uyguluyorsun, resetliyor, çiçek gibi ultra dma modu ile geri dönüyor alet. Akarı yok, kokarı hiç yok. Henüz.

Dell forumunda açıklanan çözüm için buraya, scriptin olduğu sayfa içinse buraya tıklayınız gönül dostları. Bir gün BK'da bunu yapacağım aklıma gelmezdi. Bilgisayar forumu artırep havası yaşattıysam affola, ama eminim buranın ikidirhembirçekirdek yazarlarının bir kısmının başına geliyor bu türden zırtoluklar, afiyetle düzeltsinler isterim. BK olarak dayanışmak vazifemizdir. Popülarizm ise göbek adım.

[Şimdi google'dan aratıp buraya gelirlermiş, bilgisayar temalı bilog (berk, nağber?) sanıp bukmark filan ederlermiş, aman diyim. Trekırdan bakıcam. Zaten ne zamandır sinirim bozuluyor, bütün ahlaksız ayıpçı aramalar buraya geliyor, anlamadım gitti. Çok mu terbiyesiziz farkında olmadan bilemedim.]

emeğe saygı, rep'ler ellerinizden öper...deeermişim.

Canımsın BJK, kanımsın BJK!...

Öncelikle hocam Berk Bey'den ödevinin ortasına mum diktiğim için özür diliyorum, bu yazıyı okuyanlar, alttaki posta da baksınlar, blog aleminin selameti için önemli bir ödev olduğu kanaatindeyim.

Ama dayanamadım.
Booomboş ve kocaman kampüste avazım çıktığı kadar bağırmama rağmen rahatlayamadım.
Olmadı, kasık ağrılarım durmadı, ıslanmış ayakparmaklarım sızlamaktan vazgeçmedi.
İşte burdayım.

***

tüm bu olaylar silsilesini başlatan, bu yazıda adı gbeyinevarkadaşı adı ile yer alacak olan kişidir. g.bey ise kendini biliyor. (evine sağ salim varmış olman dileğiylen...)

bırendının annecağzının teee uzak şehirlerden ayakkabılarını ve kitaplarını ulaştırmak için binbir zorlukla petete'ye götürüp postaya verdiği iki adet küçümen koli, çeşitli sebeplerden ötürü g.bey'in evine gidecekti. gitmeliydi. gitti de. ne var ki, g.bey'in bayram sebepli memleketine gidecek olması işi bir miktar çetrefilli hale soktu. neden mi? aaaz sonraaa...

***

gbeyinevarkadaşı günler günler öncesinden uyarılmıştı. bak denmişti, bu eve hatun için koli gelecek, onları al denmişti, onlara iyi bak denmişti. gbeyinevarkadaşı söylenenleri anladığını belirten birkaç elkol hareketi bile yapmıştı. ne var ki, tüm uyarılara rağmen, evin kapısına gelene dek asansörsüz altı kat çıkarılan koliler, gbeyinevarkadaşının ağzından dökülen "ben..ben bilmiyorum" sözleri ile, yağmurlu bir cumartesi öğleden sonrası ilgili petete şubesine geri götürüldü.

kolilerin akıbetinden bihaber bırendın ise, sigara almak için koca dağı tırmanmadan evvel, gbeyinevarkadaşını aramayı akıl etti, ne oldu bizim mallar diye soracak, eğer teslimat yapılmış ise sigaranın yanı sıra bir takım alkollü içecekler de alarak gbeyinevine yollanacaktı. telefonu açtı. arama ilk dırt sesiyle yanıt buldu. sorular soruldu. acı gerçek şu sözlerle ifadelendi: "ama ben.. yani bana bir hafta önce şeyetti gbey.. yani ben ne biliyim.."

tüm bilgilendirmelere rağmen, bir koli hadisesi olduğunu tamamiyle unutan, kolilerin prezansında bile bunu anımsayıp bi alo demeyen gbeyinevarkadaşı, telefonun öbür ucundaki bırendın'ın aklını yitirme sekansını işte böyle başlattı. oysa bırendın güne ne de güzel başlamıştı! kahvaltı etmeyip çay-sigara sularına atılmış, arada birkaç aspirin içerken internetlerde ananıniyolayyeye adlı efsane parçaya kavuşmuş falan, sevinmiş, ne bileyim, feytlıs dinleyesi gelmiş, mayın tarlası oynamış, yağmuru sevmiş... oysa acı gerçeğin ortaya çıkması ile, bırendın, ayakkapsız, kitapsız birkaç gün daha geçirecek, annesi yine bir sürü zahmete girecekti. bir ümit petete'ye de gitti, ancak petete erkenden kapanıyordu cumartesleri. ertesi günün pazar olması, pazartesinin ise bayram arifesi olması, bırendının ümütlerini kırıyor, ümüğünü sıkıyordu.

tüm bunları unutmak için sigara almaya gitti. düzeltmeli; bırendın pek sigara içmez, daha çok tütün sarar; tütüncü abisi ise tablasını açmamış idi. gitti gazte aldı, marketten ton balığı ve üstünüze afiyet çikolata aldı. yolda hırsla yedi. annesi ona bilgisayarının garanti süresinin "çok yakında" dolacağını haber etti üzerine. bir an evvel vatankömpütere gitmeliydi. dividiyazmama problemini çözdürmeliydi. ve bunu çok daha önce yaptırmış olmalıydı. kendine kızdı, "bir yıllık garanti süresi mi olur" cümlesi eşliğinde üreticilere küfretti.

o sırada başlayan sağanaktan ayakkapları ıslandı. çorapları ıslandı. ayakları ıslandı.
kasıkları ağrımaya başladı.
sırtından soğuk terler boşanıyordu.
kapşonuna rağmen kafasına kafasına vuran sert yağmur damlalarının sesi da cabası idi.
işte tam bu sırada kocaman kampüste tek başına olduğunu fark etti.
avazı çıktığı kadar "hüvüenaaayyyyhhhhhhıııaaaaa" diye bağırdı.
durdu, etrafına baktı, hiçbir şey değişmemişti.
odasına girip su kaynattı.
bunları yazdı.

***

çıkarılması gereken sonuç. enayi olmamalıyız, enayi olanları uyarmalıyız. ama daha da önemlisi, en ufak bir aksilikte yavşamaya meyilli olan sinirlerimiz. kontrolümüzün minicik şeylerle kaybı. keskin sirke küpüne...

(yakında hürrüyette yazıcam, belli oluyor di mi)

Legoblog

Günümüzün iletişim ve paylaşım araçlarından biri olan internetler dünyasının bir alt kümesi olan blog-blogosferde, hocamızın da belirttiği üzere pek çok blok-grup peydah olmuş, takip ettiğim kadarıyla da iyi işler çıkarmışlar ve çıkarmaktadırlar. Ödevin özüne inebilmek için ise, pek çok blog kullanıcısını bir araya getiren çoğulcu blogladan ziyade (bknz. şanlı bilogumuz BK, etrafta, vs) veya sadece dosya paylaşımı yapan ve bu anlamda bi ortaklık kuran blog ve komşularından ziyade, kişisel bloglar üzerinden bu gruplaşmayı örneklemeyi deneyeceğim.

Bu noktada ise, herhangi bir kişinin üzerinden kendi grubunu anlatma çabası bir anlamda afişe etmeye varabilecek olumsuz sonuçlar doğurabilir diye düşünüyorum. Örneğin BK üyelerinden biri olan Burak Bey'in kendine has bir enturajı vardır, kendileri edebiyat, müzik, sinema gibi konularda kişisel yazılar yazarlar, komşularını da bu tür yazılar yazan insanlardan ve hatta aile üyelerinden seçmiştir. Bununla beraber, ipliği en kolay pazara çıkarılacak kişi ise, bu yazıyı yazma cesarti ile birleşitirlerek, şahsım olmaktadır.

Ancak önemle belirtmek isterim ki bu çalışma "bakın ben ve biz nasıl da gangsta'yız" türünden bir söylem içermemekte, samimi sıcacık çikolata tadında falan bir ödev kağıdı teşkil etmektedir.

Blogum ve linkini verdiğim komşularımın gruplaşma noktasını ifadelemem için, kendi blogumdaki tematik ağırlık merkezini seçmem gerekiyor. Aslında bu zor bir şey çünkü çorba haline geldi konular, gündelik bir "sevgili günlük" havası yok değil. Ama bunun dışında insanlarla ortaklık kurduğum konular müzik ve sahne sanatları alanlarına dahil gibi duruyor. Eli yüzü düzgün sayılabilecek yazıları da bunlar üzerine yazıyorum zaten.

İşte tam da bu konularda üretim yapan fanzinella.blogspot.com, dinoaah.blogspot.com, hurhilmipir.blogspot.com, bozukkaset.blogspot.com, suetkafa.blogspot.com, örnek olarak sayılabilir bu tür bir gruplaşmaya, ki bu insanlar da birbirlerinden haberdarlar. Ortada örülmüş bir kader birliği ağı olduğu bile söylenebilir, uğraşılır ve linkler takip edilirse L Word Chart'tan beter sonuçlar çıkabilir. Aynı şekilde Boğaziçili bir takım rahatsız indie olarak kocakafa.blogspot.com, farkyaralari.blogspot.com, phrenologist.blogspot.com, bakanel.tumblr.com da bir grupta toplanabilir.

Dışarıdan ise dino (dinoaah.blogspot.com) kişisinin enturajı örnek verilebilir. Kendisi sahne sanatları, görsel sanatlar ve çağdaş sanat gibi başlıklar altında toplanabilecek, bir ajanda havası taşıyan, inanılmaz faydalı bir blogun sahibi olmakla beraber, link listesinde de bu gibi insanların-grupların-kuruluşların adreslerini barındırmakta. Bu anlamda orası başlı başına bir blok hakikaten, kendisini bilmeyen-duymayan yok ve bu tür konularda bilgi toplamak için de ilk adres seçiliyor. Gaztelerde-dergilerde haberleri-yazıları görülüyor.

Ha ama bunlar salt bir toplumsallaşma güdüsünden mi yapılıyor? Büyük bir etkisi olsa da, dapdağınık ve yığın haline gelmiş kişisel alanların tematize edilerek sunulması, böylece bir kaynaktan diğerine ışık hızında geçilebilmesi, insanların birbirlerinin bilgisini-fikrini tamamlaması şahane-şugar ve kişisellikten uzak görünüyor. Kişisel alanlar bu şekilde işlevsellik kazanıyor, internetlerin koca ormanlarında kaybolmaktan kurtuluyor.

Sanırım şimdilik sadece bu kadar.

NOT: Bayram sezonu açıldı, aile ziyaretinden kaçmak isteyeni yazmaya davet ediyorum. En azından benim yapacağım budur.

kendi blogumda yazdığım ve sıfır (rakamla 0) ilgi gören, şopar merakımı doyurmaya yönelik bu yazı/ödevi ilginize sunmak isterim.


ego; fazla gelişmiş psikolojik savunma sistemidir.

kendinizi özel hissetmeniz egonun görevidir. sizi geri kalan yedi milyardan ayırmak onun görevidir. ve bu görevi beceremez. kurnazdır, becerdiğini hissettirir. inanırsınız.
bilinciniz yeni yerine gelmeye başladığından beri kendinizi hep ileride, ulaşılması zor olan noktaya koyarsınız hayal kurarken. ama başlarda hepimiz aynıyız değil mi? ilkokul sıralarını ve arkadaşlarınızı düşünün. hepinizin üzerinde aynı üniforma, sizi ayıran tek şey çok da farkında olmadığınız cinsiyetiniz. yüzünüzün tipi. boyunuz, kilonuz. kokulu silginiz olup olmaması, renkli kalemtraşınız. sadece fiziksel.
büyüdükçe ortamdan ortama aktınız, o insanlardan ayrıldınız. yenileriyle tanıştınız. egonuz gizlice çalışıyor biriktiriyor. karakter veritabanı oluşturuyor bilinçaltınızda. ileride lazım olacak; bunlardan birini seçmeniz lazım.
insanoğlu son iki yüzyılda medenileşme yönünde farkedilebilir adımlar atsa da, içindeki ilkelden hiç kurtulamayacak belki de. etrafınızda binlerce kişi dolaşmasına rağmen yalnız hissedeceğiz. ve o kabile bulma ihtiyacı, sürüye katılma hissi egomuzun getirdiği özel hissetme ve kendini ayırmayla birleşerek konumuzun ana başlığını oluşturacak;bloklaşma.
tdk> blok: 2. birden çok bölümü bir araya getirilmiş olan, bir bütün oluşturan.
biz bölümleriz, bütün blok. metalciler, tikiler, emolar gibi çok yüzeysel ve kokuşmuş bir örnek verebilirdim. bu konu sosyolojik ve psikolojik açıdan, onlarca sınıflandırmayla incelenebilir, o derece derin. biz daha ilgimizi çekebilecek bir ortamda, sanal bir somutlukla bloklaşmanın en hasının yaşandığı, blog dünyasında araştırmamızı gerçekleştirelim.
sınıfları, blokları nasıl ayrıştırabiliriz? çok basit. başlangıç noktası olarak bir blog belirleyin. diğer bloglara verdiği linklerle kendisi birbirleriyle ilintilidir. ve hepsini ifade edecek ortak bir başlık bulabilirsiniz.
mesela "yemek tarifi veren otuz yaş üstü kadınlar".
ödev: seçeceğiniz herhangi bir blog blokunu en güzel örnekleriyle, irdeleyerek anlatınız. isterseniz birden çok tane seçin. valla.

gardrob

...bu ağlama kabininden bizim yurtta da buldum bir tane, duşakabin diyorlar bizimkiler kendisine. açtım suyu, benim yerime ağladı falan. işin cıvığı, ağlayamıyor insan bazen, sanırım bunun sebebi ben küçükken evde ağlama kabinine benzer bir şey olmamasaydı, arada gardroba girerdim, orda da ağlmaz ''crazy little things called love''ı dinleyip, karanlıklan meşk ederdim. bir kere kilitli kaldım orada, kilidi kırıp çıkmıştım dışarıya. şimdi derslerde kafka, poe moe okurken aklıma gelir o kilidin rokokko style çakma yapısı. ağlama kabini, bence devlet tarafından herkese sağlanmalı, durumu iyi olmayanlara burs gibi dağıtılmalı, ki o da kurumsallaşsın, meşrulaşsın, herkes günlük bir destur haline getirsin ki bunu, sığınacak bir dünyamız daha kalmasın. ağlama kabininin işine işemeyin, içinde içlenin ama işemeyin işte. umumî bir oluş bazen oraları.

evet, kaotik çıkmazım olan yaz mevsiminin sona ermesi ilen birlikte en sonunda yaz uykumu bitirip sizlere tekrardan marhaba demenin haklı gururunu yaşıyorum. bi de soda içiyorum ama konudan bağımsız bu tabi.

iki saattir bir iso dosyasını mount edecek programı kuramamanın sıkıntısı az önce kalktı üzerimden, meğerse rebootmuş derdi. reboot! yeniden başlatma. peheheyt, biz de hayatına kurulacağımız insanlardan reboot mu istesek? ya onlar bizden isterse? nası olacak bu?

ağlama kabini hımm?
ağlama kabini dediğin aletin içerisinde 2 tane eleman vardır, bir bank ve bir mp3 player. ve fakat bu bankın kalamış koyuna bakması, mp 3 playerın da içerisinde isteyene adını verebileceğim (halka açmak tehlikeli olabilir) bir ya da birkaç parçanın olması elzemdir, aksi halde ben o kabinde anca çişimi yaparım.

absinth absinth diye etrafta dolaşan gençliği 3 dövüp 1 saymak istiyorum izninizlen.

yeni eğitim-öğretim yılına giriş olarak vereceğim ödev ise çok yakında!

kib öptüm bye

Ağlama kabini, arınma olduğu kadar ıslanma ve kirlenmeyi de barındırır. Bununla birlikte ağlama kabini, tarihsel kırılma sonrası zamanın ve bu zamana ait insanların tek umudu olabilir. Burada söz konusu olan "güçlü olan ağlamaz" pozuna bir karşı çıkış değil, aksine, güçlü olma, bedeni ve zamanı aşarak bir kurtuluşa kavuşma olasılığını temsil eder. Kabin, sadece uçaklara değil, mekansal bağlara sahip uzamları da, yani sabıkalı sabıkasız şehirleri de işgal edebilir. Örnekler için sarajevo sokakları, prag çöküntüsü ya da buenos aires taşkınlığına göz atılabilir. Ağlama kabini omurgamızın C şeklinde kıvrılma lüks olan tek yerdir-klavye başı hariç. Ağlama kabini, anne kokusu alma şansımızın bulunduğu yerdir. Ağlama kabini, anadan bağımsızlaşabilen de bir yerdir ayrıca. Tekildir. İsimsiz ve sıfatsızdır. Gizlidir. Sırsız ve rezillik doludur. Ağlama kabini, göbek deliğimizin içindedir.

yurdun (uçaksavar-boğaziçi) deposunda zemin suylan kaplanmış XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
tüm eşyalarımızın ebesi bellenmiş XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
yönetimden ayrılırken ihale takan rektörü ben... XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
o ihaleyi alıp işini bitirmeyen firmayı ben... XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
işi pişkinliğe vuran mühendisi ben XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
eşyamıza sahip çıkamayan yurt müdürlüğünü ben... XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
sürüm sürüm süründürücem, zararımın karşılığını alıcem XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
boğaziçi: amerikan kafası, türk uygulaması XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
sevmiyorum işte, sevmiyorum, sevmiyorum XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
ayrıca bu yazıyı bi türlü yayınlamayan bloggerın da allah belasını versin XXXXXXXXXXXXXXX
ortalık da çürümüş karpuz kokuyor XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
sylvain chauveau, sen de, senn deee XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
otomatik x butonu falan mı tasarlasak, elim yoruldu XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

orhan bey'i eskiden de sevmezdik. müziğe katlanamadığı deklarasyonlarına kadar gider bu, o kadar eski. ama asıl problem sevmemek de değil. bir yazarın sevilmesi/sevilmemesi üzerine bunca sansasyon olması. ya da bunu sadece orhan pamuk üzerinden yapılması -ha bi de yeşermiş gelin elif shafuck var-. kendisi mütemadi olarak gündemde kaldı. ki böylesi bir şöhret çılgınlığının zaman kırılmaları yaşatacağı aşikar. meslektaşlarım konuyu hem matematiksel hem de psikolojik anlamda derinlemesine incelemişler. bana söz söylemek düşmez. ancak benim gördüğüm kadarıyla kendisinde yaşlanma belirtileri söz konusu, bu yüzden de geçen yıllarrrrr konseptine dalgın gözlerle kendini kaptırmış olabilir. bu tırto inceleme için üzgünüm. ne var ki x'leme sekanslarına geçesim var.

koca oda beni aştı XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
ve bu aşma ile gelen "sardı korkular", sıkıntılar, çıllldırıciğmler XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
hoşçakallaşamama a.k.a. homsiknıs XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
f. ürek ile m. foucault postmodernizm avcılarına karşı: çok yakında! XXXXXXXXXXXXXXXXXX/
BKLife dergisine çok samimi pozlar verdiler! XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
turuncu ve sessiz şimşekler ufku siliyor XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
üzerine hans zimmer çalıyor XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
gökyüzü bir ekolayzır adeta XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
"efendim benim kızım dicey" XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
plastik çatal, kaşık XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
küçük besleme olma arzusu XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

(---------------------------------------)

Orhan'ın adı aslen Orlan olup, kendisi meşhuur yüz ameliyatlarından birinde tercih ettiği eril yüze sahip olduğu dönemde bir süre de bu kimlikte ve Türkiye sınırları içerisinde ikamet ettikten ve halkın bütün problemlerini bu beş on sene içerisinde çözümleyip dokuz kitap sayısız makale ve klasik dünya edebiyatının ellinci basım yapan çevirilerine önsöz, sonsöz yazdıktan sonra buraya kadar demiş, ve nüyork'a geri dönmüştür, bu kimliğini çok, pek çok benimsediği iddia edilen orhan veyahut nam-ı diğer orlan, kendisi yerine yüz ameliyatlarına devam edebilecek bir Öteki arayışındayken kimlikler, gerçek, sanal gerçeklik birbirine girmiş ve entellektüeliği tartışma götürmez yazarların makalelerinden içi şişmek suretiyle gazetelere ne idüğü düzenli hata verme potansiyelinde ve bu potansiyeli mütemadiyen kullanan, performansı yüksek beyanatlarda bulunmaktadır. Özellikle kendisini okumayanlar tarafından eleştirilmesiyle ayrıksı bir yerde duran orlahanımn etnik kökeni (portoriko kökenli abd vatandaşı, honolulu soykırımı şahitliği gibi açmazlardan muzdarip) ve sosyal sınıfının getirileriyle ilgili bir takım insani sorunları olup kendisin lakanyan psikoterapist emanuel pele ile zorlu bir analiz sürecine girmeye hazırlanıyor. Hazırlık maçında sarkozy'e beş çeken orlan: formdayım dedi.




*Zaman
**Bükülmece
***10 yıl? 6 yıl?
(ne olur ne olmaz)





"Öhehem..!" diye ibrahim tatlıses tarzı boğaz temizleyerekten gireyim

konuya. Bu zorlu ödeve başlamadan evvel çok araştırma yaptım,

kütüphanelerde sabahladım, 100 kişiye sordum 98'inden cevap aldım ve işte

burdayım.

Şimdi; resmi kayıtlara bakarsak Kar romanı 2002'de basılmış. Hemen

müyendiz kişiliğimi konuşturup hesaplama yapıyorum, 6yıl önce yazmaya

başlamış olamaz Kar romanını çünkü kitap zaten 6 yıl önce basıldı (burada

Nobel ödülünün başka skimdirik nedenlerden ötürü verilmediğini ve Nobel

ödülü alacak bir kitabın birkaç günde yazılamayacağını varsayıyor, en

azından sayın OP'nin kurduğu cümlelerden o zekada olmadığını

çıkartıyorum). Zira canlarım, şu cümleye dikkatinizi çekmek istiyorum

yeniden: "10 yıl evvel düşünmeye başladım ama altı-yedi yıl evvel yazmaya

başladığım ‘Kar’ romanı yayınlandıktan sonra.". Bu nasıl bir cümle

düşüklüğüdür, nasıl bir anlam bulanıklığıdır, dili bilmezliktir. Şahsen

bir yazar kendi editörü olabilmelidir, sen dilini adam gibi

kullanamadıktan sonra, kitabını kotaran -anlaşılır hale getiren- editörün

olduktan sonra ne anlamı var!


Az buçuk sinirlerimi boşalttıktan sonra sıra geldi daha zor kısma:

kitleler için anlaşılır kılmak. Alıntıdaki son cümleyi göz önünde

bulundurur ve muhterem OP'nin 7 -ya da 6, o sorunsala daha sonra

değineceğiz- yıldır bu kitapla uğraştığını düşünürsek kendisinin son on

yıllık yazın hayatının kronolojisini şu şekilde çıkarmak doğru olacaktır:


1998: Benim Adım Kırmızı isimli romanı basılır.
İsmi daha sonra Masumiyet Müzsei olacak ktiabı düşünmeye başlar.

1999: Yazarımızın kredi kartı borçları vardır, parasız kalır, yazacak bir

şeyi yoktur, Masumiyet Müzesi hala oluşamamıştır, düşünülme evresindedir,

o yüzden Öteki Renkler adı altında eski yazı ve söyleşilerinden seçip

seçip bi kolaj kitabı çıkartır yazarımız.


2000: Yazarımız hala düşünmektedir, diğer yandan da Kar'ı yazmaya

başlamıştır kendisi. Onun dışında yapacak pek bir şey bulamadığından bu

yılı milenyumu kutlayarak geçirir.


2001: Sıtil tinking end olso vırayting Kar(Sınov).


2002: Kar basılır. Sonra boş kalan yazarımız Masumiyet Müzesi'ne geri

döner, bu sefer oturup boş duvara bakıp kahve yudumlamaktan vazgeçip

yazıya dökmeye başlar. Ama kitabın bahtsızlığı işte kadim dostlarım, OP

bu kitabı bırakır ve İstanbul: Hatıralar ve Şehir adlı anı kitabını

yazar, bir nevi depodan yer yani. Bu kitap basıldıktan sonraki 5 yıl da

Masumiyet Müzesi'ni yazar, son bir ıkınmayla basılır kitabımız. Kolay

değildir o kadar küçük delikten çıkması, 500 sayfalıktır roman, oku oku

bitmez. (Gerçi 500 rakamı OP'nin ağzından çıktığından lütfen fazla

takılmayınız.)

İşin özü sayın seyirciler, kendisi 98'de düşünmeye başlamış, 2002'de yazmaya başlamış, bir sene ara vermiş, 2003'te tekrar başlayarak toplamda kendisi 10 dese de yine de bir wanna-be müyendiz olarak onu 9 sene diye düzelttikten sonra, 9 senede bitirmiştir best selır romanını.


Orhan Pamuk'taki zaman bükülmesine gelecek olursak; ..


Amaaan, valla gelesim yok, yaşına verip güzel(!) hayatıma devam etmek, karşımdaki FSM manzarasına arka fonda Chrysalide ve elimde çayla beraber dalmak istiyorum, yemişim pek sayın noğbıl pırayz vining vıraytır OP'yi.

Bu arada fotoğraftaki bıyık ve göğüs olayı için özür dilerim, Türk'üm ve vazgeçemiyorum alışkanlıklarımdan, genlerime işlemiş.

Hepinize şu mübarek ramazan ayında hayırlı akşamlar diler, bol bol kadayıf yemenizi temenni ederim.

!OP Ödevi


BG: Orhan Bey, ‘Masumiyet Müzesi’nin konusu, fikri ne zaman ortaya çıktı ve nasıl?

!OP: 10 yıl evvel romanı düşünmeye başladım. Bu bir aşk hikâyesi, aşk romanı... 10 yıl evvel düşünmeye başladım ama altı-yedi yıl evvel yazmaya başladığım ‘Kar’ romanı yayınlandıktan sonra. Arada ‘İstanbul’ hatıralarımı yazdım. Sonra, aşağı yukarı yedi yıldır hep bu kitapla meşgulüm.


kaynak

Yukarıdaki Orhan Pamuk(!OP)cümlesinin zaman çizelgesini çıkarınız, bir grafik ya da anlaşılır bir naratif üzerinden açıklayınız. Cümleyi en büyük kitle için anlaşılır kılan öğrenci ve en masum bir arkadaşına İtalya'daki Masumiyet Müzesi'ne 3 günlük seyahat bileti verilecektir.

Kurtarıcı soru:

!OP Cevap1,son cümle: Sonra, aşağı yukarı yedi yıldır hep bu kitapla meşgulüm.

!OP Cevap2, son cümle: Ve altı yıldır bununla uğraşıyordum, evet.


Orhan Pamuk'ta zaman bükülmesi konulu bir makale yazınız, kenarlarını süsleyiniz.

Ayrıca ropörtajı sonuna kadar okuduğunu belgeleyebilene yarım altın takıyorum.

Bu Cumartesi gecesi de dışarı çıkmamamın birden fazla sebebi olmalı.

Her şeyden önce bozuk ağızlı, genel içinde özel eğilimli, kitap kurdu bir akıllı bıdık değilim - hiç de olmadım. Kaşlarımı kaldırıp ait olmamanın ne acılı bir süreç olduğundan hiç bahsetmedim. Çünkü değil. Yıllardır yaşıtlarım mutlu olmak için birbirinin aynı kaoslar yaratırken ben buna anlam veremedim.

İnsanların huzursuzluğu, yalnız kalmamaktan kaynaklanıyor bence. Kendini bilmeye, tartmaya zamanı olmadan ilgi görüyor çoğu. İlginin sonu belli. Bir yerden sonra zeki olmak da kurtaramıyor kimseyi sıradanlıktan. Hayatını etkili yöneteni görebiliyorum. Belki ben hastayım biraz, ama insanlar kesinlikle sıkıcı. Gerçi bahaneler mantıksız gelmiyor, "İyiliğin sonu yok".

sadece kurbanın (herhangi bir insan olabilir) çığlık attığını duyup vücudunun defalarca kasıldığını hissedebilmek ve bunun üzerine ekstrebilitelerini kilitleyip dişlerimi zavallının trapezius'una daha fazla geçirmek istiyorum.

cinsel bir alt metin yok, sadece ev ve ev arkadaşı aramaktan gına geldi.


elimde olsa bütün bu şehri tek bir doğal afet ile, şu an(26:08:08:04:38:24) 8. defa sulara gömebilecek bir ruh halindeyim.



tanrınız olmadığım için bana dua edin.



bir yaz sabahı soğuktan titreyerek uyandığımda zaten açık olan pencerenin pervazında duruyordu. ne yapıyorsn orada demek üzere yanına gittim ağzımı açtığımda içime kaçtı. çık oradan dedim ısıt beni dedi. emrivakileden hiç hoşlanmam ya, artık parçam olduğundan mı nedir, kabulleniverdim. gittim içeriye çay demlemeye, çay boğazımı yaktı ona ulaşınca donuverdi. Daha sıcak, dedi kabanımı giyip çıktım sokağa hazirandı sanırsam. İki tane dosta rastladım yolda bana bira ısmarladılar benim içim ısındı o daha da dondu kalp atışları yavaşladı küçük küçük. yürüdük yolda bir kargaya rastladık karga bana baktı ben kargaya baktım kanım dondu damrlarımda o içimde doğruldu kanat çırptı. karga havalandı kafama kondu saçımdan bir tel kopardı ya da birkaç tane yükseldi uzaklaştı içimdeki kanatlar durdu dondu.


PS. kadöşütüm hocam, ödev verildiğinden nir gün sonrasından beri taslak olarak dururdu dolabımda bir türlü yazamadım. iki gün önce işteyken elimdeki hanehalkı sorukağıdında 15.08 yazdım, yazdığıma baktım ve hiii bugün internete girmem lazım dedim, giremedim. bugün demicekmişim, yarın demeliymişim aslında, şimdi de dün oldu. HEPPİ BÖRTDEY KADÖŞÜT.
(flair olarak mı yollasam?)

PS2. hikaye saçma geldiyse de affoluna, gerçektir.



ooohooov meriba, tabii ki de tatilde falan degilim. bodrum'a, antalya'ya, kas'a kalkan'a, silebezci olimpos'a gitmedim. fethiye'de, kendi evimdeyim. tatil beldesinde tatil yapmiyorum, gozlerimin altini ustunu her yanini siyaha boyayip gotik olabilirim. gozden kasa gelelim, kaslarim guzel. saclarimi kestirdim, cok kisa oldular. olsunlar bakalim. biraz da benden bahsedelim, bugun benim icin konusuyorum. her zaman herkes icin diyecek bir lafin var ttku diyenlere oh bir kosu bandi hediye ediyorum.


ben gidiyorum simdi, bye. ben gidiyorum artik, bay. baska bir kit'a-da okumaya gidiyorum. okuyacagim ve ucuz dijital slr fotograf makinasi dusurmeye calisacagim. yolumdan cikip amacimi sasiracagim, bir cok partiye katilacagim. haftasonuna persembede baslayacagim. tabii ki sizler icin de birer long island ice tea icecegim. sonra yaniniza gelip the marmara'da da ictim ama long island'ta yapilanin tadini bir turlu bulamiyorum diyecegim. elbette wayfarer gozlugum yok ama tipimde var degil mi; bu kizda kesin o gozluklerden vardir diyesiniz geliyor. inanin ama bende yok, gurcistan'da bak neler oluyor. gurcistan'da bak neler oluyor, bak yanginlarda kimler oluyor.

yuzumde hic yaz okuluna kalmis ifadesi yok, evet. yaz okuluna elbette kalmadim ama okulumu bir donem uzattim. hayirli bir is icin uzattim cunku gidiyorum. gitmek her seye degiyor biliyor musunuz dostlarim. belki iste simdi sampanyanin tadina bakmak ister misiniz. artik gitmenin heyecani yuzlerimden okunuyor.

yani hayat farkinda olmadan ezberledigimiz, kendi kendimize soyledigimiz pop sarkilarinin bi degisigi; o sarkiyi mirildandigini anlayan arkadasinin hayretle suratina bakarak seni kendine getirmesi ve ezberlemisim resmen diye aciklamada bulunman gerektiginin bilinci. simdi bendeki bu suat suna nereden cikti. haaaaydi gorusuruz.


beni arayin sorun, ben sizi ihmal etmem ben hep sizi anar hatirlarim. yaptiklarimiz he unutulmamak icin ya, hepimiz biliyoruz hani.




İyki doooğğduuuuğğn OOOGEEEE!

Ama allah belanı da versin ucundan, aradık açmadın (cabbar et moi).
Burdan yazmaksa günü elli dakka geçe aklıma geldi ama napıyım. Bühü.
Pakedini bekle çocuk. Seviyoruz seni, BK'cak (ve ayrıca sopranos olarak da :) ).

fransalardan sesimizi duymamaca XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
şımarık doğum günü piji olmaca XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
kesin sevgilisiyledir XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
çekeceğin var XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

Ödeviniz budur. Gençliği korumak BK'nın elinde! Haydi klavyelere!

sabah beşbucuk notları

ya içimden kocaman küfürler geçiyor, hiçbirini etmiyorum bu cici kızlığımı birazdan dokuzuncu kahveyle cezalandırıcam.
küfürün nedenlerine gelelim
kafama bilmem napiyim çünkü
işleri hep son dakkaya bırakıyorum ve bu cok sık görülen bişiy, beni özel biri bile kılmıyor ne işe yarıyor, hiç
ayrıca söylemek istediğim nerdeyse başka bişiy yok kişisel olarak yani gelelim toplumsal mevzulara..
toplumsal
toplum! sal bünyeyi
çalışma misal
demesi kolay da bu mottoyu da tuzu kuru biri uydurmuş gibi gibi geliyor bana, eğer ki fikir sokaklarda takılan diyojen kılıklı bir insandan cıktıysa önünde saygıyla eğiliyorum
velhasım kelam adamın kira derdi yok demek ki
ya anadan zengin ya da sokak cocugu
sabah aklımdan geçenlere bak ben kahve yapmaya gidiyorum
dönünce devam edersem o sokak cocuguyla tanışma ihtimalim çoğalmış olacak
göreceğiz
adiyos.

Hayırlı olsun.

Deneme bir kiii, bir kii!
Evet, sanırım halen varım.

Varlık anlayışım, internetin sanal olduğunca kara dehlizlerine fırlatılmış iki satır boş yazıya eşitlendi. Geceleri gezen terör olaydım.

Bir süredir kimi parça bölük durumlar var haklarında yazmak istediğim; lakin gözeneklerim ter ve tozla kaplandığı için ıkınmalar kar etmiyor. Yazın yapmadıklarımın suçunu yaza yükleyip, döngüyü gelecek sezon kaldığım yerden devam ettirmek adına besliyorum, içeriği konu başlığından öteye geliştiremiyorum.

Mesela; öğretmen çocuğu olmanın trajikliğinden bahsedecektim. ''Hoca camide bebeğim! Bir öğretmen çocuğu olarak bunu en iyi sen bilmelisin!''den... Tanımsız ve sürekli değişen bir küçük burjuva ahlakıyla içi doldurulmuş öğretmen kavramının, gerçekten uzak hareketler içerisinde bulunmaya itilen pre-adölesan kurbanları... Ütopik varlıkların distopik evlatları... Görüldüğü üzre cümle değeri taşımayan kimi tanımlardan öteye geçemeyip, noktalama işaretleri içerisinde nefretimi en çok(aradığınız sıralama yok sanırım) toplamış ''üç nokta''yla dağlıyorum avuç içlerimi; ''her gün biraz daha tükenerek''. Ergen şiirinde ''avuç içi''nin önemi de gündeme getirilmesi gereken bir diğer konu bence.

Sonra, bir süpermarket rafında bir takım popüler kitabın yanıbaşında gözüme ilişen, Seda Sayan ve Onur Şan çiftince verilmiş bir röportaj var elimde. ''İtaatkâr ama bir o kadar da güçlü ve oldukça sevimli ve işleri el altından çekip çeviren ve namuslu kadın'' ile ''derinde bir kedi, yüzeyde adeta bir aslan; cömert, sevecen ve kaya kadar duygusuz ama gerektiğinde ağlaya da bilen erkek'' i tüm güzelliğiyle gözler önüne seriyor. Her sağlıklı çift gibi onlar da çocuk istiyorlar, ortalama dört kelimelik cümleler kuruyorlar.

Bir de törkiş egzorsist'te türk toplumunun ahlaki ve benzeri rtük patentli özellikleri açısından incelenmeye değer kimi sahnelere rastladım ancak bunları da ''izlenimlerim'' tadında başlıklar dışında ''ne toplaya ne de derleye''biliyorum. (var böyle)

Tüm bunların ışığında ''bari yapamadıklarımı yazayım cinliği''ne başvuruyor, kıçımdan tanım uydurmayı inatla kesmiyor ve haykırıyorum:

Nalet olsun bu hayata!

ahah milliyeytimbakanlıı sakıncalı içerikten ötürü sevgili bugün konuşanlar'ımızı yasaklamış a dostlar. bu da bir ara nağme olsun, götlerine cetvelimiz sokuşsun. (olmadı bu kafiye, neyse)

bu arada, çalışmalarınızı sıklaştırın karpuz yiyeceğinize. aslında bir yazı akışı var farkındayım, fakat dikkat yönlendirmek istediğim bir husus var: cabbar'ın şu animasyon procesi için verdiği ödev. hafiften aciliyeti olmaya başladı ve buradan iyi hikayeler çıkacağına düşünüyorum. ulan bi prodüksüyonda adınız olur, fena mı be. hem geyik yap hem speşıl tenks tu listesinde ol, kolay iş değil. hem nerde öğrenciye yardım eli? ha cabbar demeye utandı, ben darlıyorum, o ayrı, vallahi bu işten karım yok (yalan).

bir de, ilerleyen zamanlarda türrrrrk tarih ve gündemini anlamsızca işgal eden mevzularla ilgili nazlı ılıcak tadında üretimler bekliyorum. yani günceline koyayım bize bişey olmasın ama bu konu ile ilgili ortalıkta sömürülecek baya malzeme görüyorum, vazelinli şaplak atarcasına eğleniriz ayol.

hepinizi öperler.

*brandon sasalı'dan bildirdi.... -reklam-sasalı, bir dünya markajı-*

kimbo <3

Karşılaştırmamı yaparkene gerçek kanlı terli dövüş sporu olarak sokak dövüşünü alıyorum ve karşısına her türlü amerikan güreşini koyuyorum. inceleyen kişi olarak objektif olmak yerine doyamamış yağ oranı yüksek bir amerikalı olacağım beş dakika için.

-sokak dövüşünü televizyonda izleyemezsin. nokta. eğer amerikalı değilseniz ikna olmadınız ve aşağıdaki maddeleri de okumak istiyorsunuz.
-güreş etkinliğine kız arkadaşınızla gidebilir, bir celebritynin hemen 3 arka sağındaki koltukta oturup izleyebilirsiniz. büfeden alışveriş yaptınız değil mi? bir tür sinemadasınız ama bağırma hakkınız var. tamamen güvendesiniz. güreşçilerden biri sahanın dışına çıkıp hakeme sandalye fırlatsa bile kesinlikle size doğru gelme şansı yok. sokak dövüşünde ise ringi sizin oluşturmanız lazımdır. adam size çarptığında kaçacak yeri olmadığını farkeder. ayrıca dövüşçülerin koçları ekstra kavga çıkartmak için fırsat kollar. (hayır ikisini de hiç izlemedim, tahmin etmek çok harika)
-amerikan güreşi sektördür. hulk hogan'ın dangoz filmlerinden birisini hepimiz izledik. inkar etmeyin. ringde de bir film oynanır. seyirci gerçek olamadığını bile bile (ayrıca hepimiz en az bir kere baba modelimize "bu güreş gerçek mi" diye sorduk) oraya gidip izler, hatta eğlenirler. maç başlamadan kazanan bellidir. ortaya bir şov sunulacaktır, seyirciyi cezbeden budur. çok salakça değil mi :( sokak güreşi gerçektir. adam yaşamını dövüş bahisinden kazanacağı paralara bağlamıştır çünkü. ne kadar dayak yese de ertesi gün yine çıkar dövüşür. gerçektir. burada soru tsubasanın yarıda kesilen bölümünün devamını mı yoksa şampiyon kulüpler kupası finalini mi tercih ederdiniz? ben benjamini izlerdim..
-yukardaki maddeyle bağlantılı; güreş daha popülisttir. her sene posterler, dvdler, oyunlar; onlarca lisans anlaşması. amatör küme play-offları her zaman daha eğlencelidir ama az kişi izler.


listemizi bitirdiğimize göre ödeve ekstramı da çakayım. sizi kimbo slice ile tanıştırayım.


Kimbo vs Gannon

ilk yenilgisinin efsanevi videosu ._.'


Az önce kendi çöplüğüme yazarken farkına vardım: bu sorunun cevabını tek başına bulmam çok zor.

Bu yüzden de ödev veriyorum.


"Neden insanlar gerçek kan ve ter içeren, çene, kol ve bilimum kaburga kemiği kıran "spor"lar dururken, penthouse pornosu tadında WWF ürünleri izlemekten zevk alırlar?"



Ödül: Hünkarbeğendi.

Ben bu diyara nefes dursun diye ordu cikarmadim
Ordu; ben
Cikanlar; oydu
Bolen ve de kalanlar...gazi oldu.

Anit diktiler arkasindan,
Mum yaktilar basucunda mezarin.
Bir islem de boyle sonlandi,
Bir sinav daha boyle bitti dediler.

Oysa...

Ben burada, ben degildim
Bitmis ve yenilmeyi ertelemis...
Dusun, nedendir ki gordukleri hep kuslar, bulutlar, pembe balonlar?
Havada suzuluyorlar.
Derken,
Durmus gibi yapanlardan birkac tanesi dusuveriyor.
Urkekler;
Ulsersiz erkekler,
Kansersiz bedenler.
Tir tir titrer-ler.

« Kus! » dedi.
Yavas yavas ilerlerken,
Kus dedi, beni yakaladi.
Aldi goturdu;
Fildisi kuleler...
Bildigimiz yerler,
Hikayeler.

Kus dedi ve atladi ustume!
Pervasizca ve yersizce...
Korkmus mini mini bir kus donmustu?
Acti penceresinin panjurunu;
« Yine iceri, hep iceri... » dedi.

Yutkunmustu,
Ufuklarda kaybolmus,
Hayat bastirmadikca batmaz olmus.
Sonra pas verdiler,
Onu pas verdiler,
Pes etmediler
Ama es gecmeden,
Kafasina tam onikiden bir rovasatayi esirgemeden,
Pas verdiler onu.
Ona vermediler;
Onu bana verdiler.

Dogmus oldugum,
Dogacagim
Icinde olup dirilecegim insan kilifi... dantelsiz.

Gun oldugu, gece oldugu,
As hatta koyun oldugu gibi;
Insan bedeni:
Kininda kilic... gibi...

O ki, bedensiz
Ben pasi alincaya... dek.
Benden oteye gol yok!
Gol yok dedim.

« Kus! » dedi tuylerimden tuttu beni!
Kanatlarimdan salladi...
« Ozgurluge uc! » dedi,
« Uc! » dedi, tekrar etti.

Sarsti beni.
Asabi kildi.
Kilifimi bozdu,
« Kus! » dedi bana « uc! » dedi.

Kactim ama ucmadan,
Uctum ama kosmadan;
Kanat cirpmadan.
Ozgurluge teget gecmeden inadina,
Ozgurlukten bir parca koparmadan,
Gittim penceresine kondum.

Salt merak.

Sarki soyledi bana;
Kus dedi, uc dedi.
Yine kondum,
Hala susmuyordu.

Terbiyesiz.

Kis geldi sonra,
Ben de dondum.

Elaleme rezil?
Iste boyle oldum.

Imza,
Kus.

Siradan konan ve donan kuslar (lat. codokus familiaris) endangered species'i hakkinda bir nostaljik calisma beklentisi icinde odevimi vermekteyim. Bu unique canlinin hayatina bir anlam kazandirmak ve de toplumun sempatisini kazanmak icin elinizden geleni yapin. Hedef kitlemiz cocuklar olmamakla beraber sarkinin yaygin versiyonunu tamamiyle kullanmak yasaktir, kismi olarak kullanilabilir. Kusun agzindan yazabileceginiz gibi cesitli epistoler eserlere de yol acabilir bu proje, kusun ask hikayesi neden olmasin? Derinlere inin. Icinizde bu sarkiya gicik olmaniza sebep olan her ne varsa dokun ve de yokedecek sekilde yeniden yazin.

c a s d e c h u t e : c e q u i n ’ e s t p a s u n e c a r a c t é r i s t i q u e s t a n d a r d d e l a p l u p a r t

ben de geçen yaptığım tarifleri vereyim, gerçi bilinen şeyler ikisi de ama olsun, lezzetli, güzel...

malzemeler:

4 kabak
3 patates
2 patlıcan
3-4 çarliston
2 domates
1 soğan
2 yufka
100 gr kıyma
ayçiçek yağı
para üstüyle de baharat

bölüm bir - annelerin ruhu

kızartma yapacağız. hani üzerinde domates sosu olan, dolaptan çıkartıp da yenilebilen kızartmadan. bunun için 2 kabak, 1 patates, 2 patlıcan ve çarlistonları kullanıcaz. önce patlıcanın kafasını kesip iki tarafındaki kabuğu alıyoruz, çubuklu forma giymiş gibi oluyor, kabakların da kafalarını kesip dış kısmını hafifçe temizliyoruz. yuvarlak yuvarlak kesip suya atıyoruz. patatesler de kızarmalık şekilde parmak parmak kesiliyor, onlar da suya, biberler de aynen. sonra süzüp temiz bir bezin üzerine seriyoruz tüm suları gidene kadar. sonra parti parti pişirip bi kaba alıyoruz. domatesleri rendeleyip az yağda baharatla çeviriyoruz çok az, sonra kızartmaların üzerine koyup kenara bırakıyoruz.

bölüm 2 - börek bir türk geleneğidir

kalan malzemelerimiz, ki bunlar kabak, patates, kıyma ve soğan oluyor, az sonra börek içi olacaklar. yalnız olaydaki önemli nokta, iyi bir bıçak. zira bütün bu malzemeleri kibrit çöpünden daha ince kesiyoruz. uzunluğu dert değil ancak çok ince olması lazım. bu zorlu süreci bitirdikten sonra hepiciğini (ya da pişirilen kap formatına göre yarısını) çok kızgın yağa atıyoruz. gene elimize geçen tüm baharatları atıyoruz. kendilerini yağ emmesi için üzerine bişiler konulmuş bir tabağa alıyoruz. bu sırada yufkayı serip dörde bölüyoruz, 1/1 ölçüde karıştırılmış yağ ve su karışımını üzerine sürüyoruz. şimdi olayımız şu ki, bu içi yufkanın dış kısmı boyunca serip, devasa sigara böreği gibi sarmalıyız. nası olacağını tasvir edemedim, anlamışınızdır umarım. sonra bu parçayı sarmal şekilde kendi etrafına sarıp gül böreği haline getiriyoruz, az yağlanmış tavanın ortasına koyuyoruz. diğer parçayı sarınca sarmal yapmayıp ilkinin bittiği yerden itibaren onun çevresine sarıyoruz. böylece tavamızda sarmal bir böreğimiz oluyor. gidip altlı üstlü pişiriyoruz biraz.

ve yemek hazır. fazladan bir domates aldıysanız zeytinyağı - kekik olayıyla sofraya getirebilir, bi şekilde edineceğiniz beyaz peynirinizin yanına koyabilirsiniz. afiyet olsun

Avrupa'da yedi avro ile yapilabilecek yemekler grubunu fransa'da sept avro ile yapilabilecek yemekler ve de belcika'da sept avro ile yapilabilecek yemekler adi altinda iki gruba ayirarak inceleyecegim ancak biliniz ki avrupa icerisinde daha farkli ulkeler de vardir, farkindayim bu durumun, ancak guncel urun fiyatlarini teker teker takip ederek sonunda bir yemek kitabi cikarmayi ve adini "septavro cuisine" koyacagim bir akimi yaratmayi daha uygun gordugumden her ne kadar bana uygun bir davranis gozukse dahi yapmayacagim. Hayir, yapmayacagim.

Odevi veren hocamiz direk ytl'yi avro'ya cevirerek verdiginden dolayi olsa gerek gercek hayat kosullarinda yedi avro ile doymak icin yapilabilecek en makul sey en yakin arkadasinizin evine gitmektir. Zorla ben kendi kendime yetecegim otonomi krizine girerseniz o zaman sizin sorununuz, markete gideceksiniz.

Belcika sinirlari icerisinde yedi avro ile yapilabilecek yemekler;

Entrée

Zeytinyag ve baharatlar esliginde kizartilmis ekmek
Peynirli ve creme fraiche'li sos yaninda cips

knorr hazir besamel sos (2 kisilik) 1kusur euro
knorr hazir baharat bulyonu (bir tencerelik, bir kup, gozkarari) 1,30 euro
monoprix zeytinyagi buyuk boy 10euro OLDUGU ICIN biz zeytinyagi almayalim.
knorr hazirotesi creme fraiche.. ee.. hayir, knorr bunu daha cikarmadi, onemli degil. Biz crem fraiche alalim orta boy monoprix kutusunda %50 yag oraninda. 25 cl icin 2,60 euro oduyoruz.
maggi moussline hazir pure 2 euro (4 poset cikar, bir posedini kullaniriz kisi basina)
kelogs korn fleyks 2,10 euro
bir konserve macédoine de légumes 0,90 euro

sebzeleri grill yap, mikrodalganin gril fonksiyonu kullanilabilir. Bunlar cerez niyetine misafirlerin onune koyulacak. ona gore. veggicrisps aslen taze sebzelerle yapilmasi tercih edilen bir olay olmakla beraber ekonomik nedenlerden burada sebzeler karisik ve konserve halinde ele gecirilmistir.
sebzeyi isit creme fraiche ile -tencerede-, ustune baharat bulyonunu koy, biraz su koy, cekmeye yakin pure miksini bosalt. bu ana yemek. chezenna ai legumi di stagione kendisi olur.
korn flakes'i al, servis et. kuru kuru yiyin. bu korn flakes, bildigin, korn flakes. Hem de sutsuz. Uzgun. Bos ve de anlamsiz.

toplam 10 euro ile ancak bu kadar minimize edebildim.
ancak neden 10 euroluk bir tarif verdim?
butun bunlarin sebebi ne olabilir?
bunlar fransa fiyatlari olabilir mi?
Evet, mi?

Evet. Bunlara alternatif olarak eger ki metro ile belcika sinirina gecebileceginiz bir yerde oturuyorsaniz benim gibi metro'nun son hattina kadar 1,30 euro odeyerek gidebilir ve oradan bu urunlerin tamamini 7 euro'ya alabilirsiniz. Bu durumda 8,30 euro ile verilen miktara cok yaklasmis olabilirim.

Kapis?
Fransa'da yemek pisirilmez.
Yemek alinir.

Chinois'ya gidilir ve de nudil alinir yanina da boeuf aux oignons alinir sonra da yayilirsin 5 euro'ya karnim doydu dersin. Cidden. Yemek pisirmek hic bu kadar anlamsiz olmamisti sevgili BGKSnlrrjaheyrzhjajzke
whatever.

ciao ciao babes

oh by the way
I am growing middle eastern
Making jazz in wazemmes
how hard it is to breathe
henna on your hair
to be henna
henna over what you feel.
henna your hair.

Yapmayı bildiğim yegane lezzetlerden körili tavuk tafiyle ödevimi hazırlıyorum. Buyursunlar:

Malzemeler (2 kişilik):
350-400 gr Tavuk Kalça Şiş (Zevke göre göğüs de olur)
Curry Sosu
1/3 Paket Krema
6-7 Biber (Sayılırsa hem kırmızı biber hem çarliston biber, sayılmazsa birini seç okur)
Zeytinyağı

Hazırlanışı:
Biberlerimizi zeytinyağında hafif eritip kenara alıyoruz. Sotelenmiş tavuğumuzu suyunu çekene kadar kısık ateşteki kapaklı tavamızda pişiriyoruz. Tavuk partiküllerimiz suyunu çekince biberlerimizi ekliyor, 2-3 dakika da öyle çeviriyoruz. Ardından 5-6 tatlı kaşığı curry sosunu ekleyip bir 5 dakika daha pişiyoruz. Son olarak kremamızı ekleyip yediriyoruz. Krema ve curry bolluğu tavuk tarafından çekilip geriye zeytinyağı kalana kadar tavuğumuzu kavuruyoruz. Sonra da yiyoruz. Çok yapmanız önerilir, genelde yanında parmaklar da yeniyor. Bir iki noktayı atmak zorunda kaldım öğretmen yalakası olmak için. Ama böyle de olur okur.

Listelerde kendisini bulanlar parmak kaldırsın.


9-dan 59'a blog

http://www.divshare.com/download/4849475-28f


Aşk acısı

http://www.divshare.com/download/4849478-9a8

elinizde seçebileceğiniz 5 malzeme ile (her bişi dahil) ve maksimum 15 lira ile yapılabilecek en güzel "sıcak" yemeği yazınız, anlatınız, uygulayınız.

not: her bişi derken yağ olsun karabiber olsun dahil. sadece tuz ve su dahil değildir.
not 2: fazla kalan her malzeme başına 10 puan.
not 3: ciddiyim.

ödev yaptım yeter ki iş yapmiyim

hocam, sormuşsunuz demişsiniz ki erkeklere napar bu porno, erkeklerden bir çeşme yaratır. beyinde sürekli olarak uyarılan bir nokta adem oğlunu durmaksızın eli ve pipisiyle muattap olmaya zorlar ve nerdeyse anlamsız bir sürtünme ortaya çıkar. Bu aynen taşı keşfeden homo sapiens (miy di o ya, her kimse)'in anam ateş çıkıyo burdan ne acayip bişi lan diyip boş yere enerjisini boşaltması sayılabilir. Giving some response to some stimulus is a must. Bunlardan haz verenine yönelmek, ve sık sık yönelmek bir tür obezliğe yol açar. Aynen devrin imaj devri olması ve bir imajın kendini birkaç saniye içinde çürütmesi kadar hızlı tüketiriz hazzı. Durmaksızın başa sardığımız bir iktidar ikamesidir belki. Kendini kendiyle ve kendi kendine beceren receiver tv başındaki erkekle, pornoda oynayan adam arasındaki yegane fark onun bir kadınla birlikte olması değil, aksine o da kendini kendiyle ve kendi kendine becermektedir, artı üstüne parayla birlikte belki izlenmenin ekstra hazzını alıyordur, bilemiycem. Erkeklerin ve kadınların en eşit oldukları yer belki pornolardır. Çünkü bu bir iş. Ve ikisi de oyuncu. İzleyici de üçüncü oyuncu veya sekizinci filmine göre.. satıcı da dokuzuncu veya onuncu.. hakkında yazanlar da öyle, ve belki de en iyisi bu pornoları açık havada halka göstermek olurdu. İşte böyle diye. İşte böyle.

erkekler ve porno. iki faydasız şey mi desem (hahayt asla demem), iki güzel şey mi desem (bunu da demeyebilirim sık sık), iki ilintili şey diye başlamak en güzeli sanırsam.

öncelikle, hocacım, affet beni, uyku tutmayan yatağımdan kalkıp geldim, gördüm, yazıyorum; bütünlük bulunabilecek en son şey olabilir.

nerden başlayalım, hangi dala atalım elimizi önce. ilk olarak pornonun özellikle sanal evrimi hakkında neler var bakalım bu gece zihnimizde:

pornonun ne zaman doğduğu hakkında bir bilgim yok. göstermekten zevk alan bir kişinin görmekten zevk alan bir kişiyle karşılaşmış olması yeterli doneyi sağlamış mıdır vakti zamanında? bunu bilememekle beraber "bildiğimiz" pornonun, yani dergi pornosunun çıkış vakitleri öğrenilebilir, keşfedilebilir. sonrasında vhs - beta ve cd evrimleri sırasıyla kendini göstermiştir.

peki noldu internet çıkınca? en basit haliyle erişim kolaylığı. vhslerde, el altından satılan ilk dönem cdlerde var mıydı golden shower, var mıydı bukkake ya da cbt? (varsa ne fena patlarım, bi bilgim yok doğrusu şahsen) anal seks bile bir tabu halindeyken, ass to mouth olmayan videoyu pornodan saymayacak bir hale geldik (biz kim lan?) bu hızlı dönüşüm mü insanları yeni fantaziler bulmaya itti yoksa insanların içinde var mıydı da erişebildikleri için açığa çıktı? Porno evrimindeki ana soru budur bence.

devir değişince çelik de değişti. bir dönem "feleğin sillesini yemiş porno yıldızı" bakışı, cff'lerde çılgın atan gençlikle beraber "ulan ciğerleri yanmıyo galiba bunların" düşüncesini beraberinde getirdi. özellikle vivid gibi bir efsane yaratan emekçi jenna jameson'la beraber , işin bir de sahne arkası belgesellerinin çıkması pornonun sırf muhtaç durumdaki genç kızların son seçeneği olduğu görüşünü yıkmaya başladı. bu kızlar bunu yapıyor, para kazanıyor ve zevk de alıyorlardı! bu bir showbiz olmuştu. artık en hanım kızlarımız bile rocco lolipoplarına kıkırdayarak bakıyorlardı, çünkü rocco siffredi en az bir hollywood yıldızı kadar ünlü ve rahat bahsedilen bir insan olmuştu.

fakat en başından beri pornstar kelimesi kadın çağrışımı yapar. bir rocco, bir peter north, bir şahin k da saygı duyulan(!) kimselerdir ama adları geçmez. ve işte asıl soru:

neden erkekler porno konusunda karanlıkta kalan, neler çektiği düşünülmeyen grup olmuştur?

bunun bence 2 sebebi vardır. birincisi, eylemci kadınlar pornocu kadınların haliyle uğraşır ve en temelde pornocu erkeklerin de zevk aldığını, herhangi bir kaybı ya da hırpalanmışlığı olmadığını düşünür. ikincisi, eylenci erkekler porno sektörünün kurbanları olmuş erkekler için ağızlarını açmaz zira başlarına gelebileceklerden biri "sen erkek değil misin, erkek dediğin porno izlemez mi, onun derdi seni mi gerdi gavat ibne", diğeri "noldu, kıskandın mı, erken boşalma problemin mi var?" olacaktır. Örnekler çoğaltılabilir, anafikir belli.

"normal" bir erkek, pornoda bir erkeğin oynamasından ancak istisna bazı durumlarda rahatsız olur: asian diye indirdiği film gay pornosu çıktıysa ya da barely legal beklerken dominatrixle karşı karşıya kaldıysa (normal diyerek genelgeçer, hetero, bdsm'yle işi olmayan wasplar kastedilmiştir.)

şu ana kadar yazdıklarımda herhangi bir mantıki bütünlük olmaması ve porno lügatımın bu kadar geniş olması beni de bir kısım endişelere sürüklese de devam etmeyi bir borç bilirim.

bahsedilmesi gereken diğer bir konu da porno sektörünün erkeklerin tam hakimiyetindeki bir alan sayılması. iddia ediyorum ki, tüm dış etkenlerden yalıtıldığına ve güvende olduğuna inandığında erişebileceği yerde porno olan her kız bunu izler. ve işte erişim burada da karşımıza çıkıyor. dükkanda tezgah altı muhabbeti yapamayacak ya da gidip kuytudaki "hayvanlı var latin var" diyen adamdan talep edemeyecek güzide kızcağızlarımız, internetin getirdiği tartışılır ama ilk elde koruyucu anonimliği sonuna kadar kullanmakta. o müthiş fizikli adam o kadının içine giriyor ve onu zevkten bağırtıyor. ne ütopik bir an... yarısı zorla bakire diğer yarısı orgazm bilmeyen kızlarımızın az bir tahrikle webcam önünde dekoltesini açıp kapama yoluyla kur yapmasına kim ne diyebilir? zamanında çok fırtınalar estiren fufme de bu durumun çok güzel bir parodisiydi. gerçek olsa rekorlar kırabilirdi.

libido eros'u french maid kostümüne sokup anal, oral ve banal olarak takılırken, erkekmiş kadınmış bir farkı kalmadı artık. feromonlar fışkıracak ekrandan yakında, sevgilileriyle sağlıklı ilişkiler kurma şansına sahip son nesillerdeniz bence. hadi gidip güzelce sevişelim, pornoda gördüğümüz şaplakları atmadan ya da özendiğimiz iniltileri çıkarmadan.


 

Bugün Konuşanlar | Kollektif Beyin Boşaltma Saçmalama Saçmalatma Çarpma Çarpılma Çarpılama Alanı | 2007-2009 | Tüm Hakları Çamaşır Dolabının Çorap Çekmecesinde Saklıdır