geçen gün ucuz bir lunaparka gittim. Ve gözlerimin içine bakan bir balerin gördüm. İnsanlar bu balerine binip kusmayı yeğlerken ben onun gözlerine baktım belki 2 çeyrek saat boyunca.. Ona sordum "bugün konuştun mu biriyle?" diye kızdı. Aşık oldum balerine. Ben bunu neden yaptım bilmiyorum.. Herkesi eteğinde döndürürken beni gözlerinin içine alıp fonksiyonel tavırlarla başımı döndürdü. En yakın sürede onun yazılarınıda burda görmek dileğiyle..

blogger'a koyayım - XXXXX
where have all the hot girls gone (by shania gayson) - XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
microsoft hayatımı yedi - bir çanta dolusu X
jack off jill - XXXXXXXXX
çitostan çıkan dövmeler XX

Hiçbişey deil de bu dengesizlik halinin yol açtığı sersemlik beni bitiriyor, kalan ömrümü ne hissettiğinden bu kadar bi haber bir ruhla beraber geçirecek olduğum aklıma geldikçe – ki bu bizim denge yoksunu terazimizin negatif tarafının ağır bastığı zamanlarda gündeme gelen bir düşüncedir- yaşama dair şevkim sanki hiç var olmamışçasına silinip gidiyor belleğimden ve bir anda kendimi bi isyan, bi çöküntü, bi derin içsel saçmalama silsilesi, hemen ardından ancak az önce saydığım evreleri geçirmiş bir insandan beklenebilecek panik halinde alınmış, birbirinden kasınç,birbirinden gereksiz ve anlamsız fakat uygulandığında tüm fani sorunlarımın çözümü olması muhtemel kararlar alırken buluyorum. Kendi hayatıma dair istikrarlı olabildiğim bir konu varsa işte o da bu kararları alıp uygulayamama rutinimdir…

Bu çöküntüyle yaşamayı kabullenmiş bir halde günü bitirip ertesi sabaha uyandığımda sanki yukarılardan birileri tarafından gece boyunca aralıksız gıdıklanmışçasına sebepsiz bir neş’e ve ağzı kulaklarındalıkla yataktan fırlıyorum. Zira henüz “hayat, evren ve herşey” hakkında düşünmeye başlamamışımdır. Tüm kemiklerim kendilerini çevreleyen kaslarla hiç olmadığı kadar bir uyum içinde, her türlü akrobatik (hadi len :/ ) aktiviteye hazır, ekşın aşkıyla kıpır kıpır, gözlerim uykusuzluk ve beraberindeki semptomlarla hiç işi olmayacağını haykırırcasına berrak ve diri… Yüzümü yıkıyorum ve bu zaten şahane gitmekte olan yaşamıma ayrı bir güzellik katıyor, geçen gece yaptığım gözenek temizleyici maske işe yaramış, 22 yaş gençleşmişimdir.

Kahvaltıda simit vardır. O gün giyeceklerimi oluşturacak alt ve üst parçalar geceleyin gardıropta verilen bir partide tanışmış, ilk görüşte aşkı tatmış ve geceyi mükemmel bi uyum içinde tarafsızlar rafında beraber geçirmişlerdir. Ve işte bir an canımı sıkar gibi olan “ ne giyeceğim ? ” sorusunun cevabı olaraktan birbirlerine sarılmış, kapağı aralamamla içeri dolan güneşi ve sahipleri beni selamlamaktadırlar. Yine bir aydınlık kaplar içimi, servise de yetişeceğimdir, topuklularla otobüs peşinde koşmadan başlayacak bir gün !!! Hayat bir dere yatağı, ben ise az önce herhangi devasa yükseklikteki bir şelaleden dökülmüş ultra debili coşkun bir dere, akıyoruz ne hikmetse…

İşyerine gidilir, harika bir gün geçirilir,işçilerle, daha önce konuşmaya tenezzül edilmeyen insanlarla, diz kapağı hizasında bir masada, çalıştıkları 1500 derecelik ocak başlarında kir pas içinde çay içilir, sohbetler edilir, kimisiyle zoraki hemşeri çıkılır.. Kahrolası kibir duygusu, emekçilerle bir olunup altına dinamitler döşenerek yerle bir edilir ( kalıcıdır diye umuyoruz… )

Eve gelinir, aylar önce “kötüyüm” deyip bir anda ortadan kaybolan bir dosttan haber alınır, iyidir artık, msn de çet bile yapabilecektir, ah canım beniiim denir, sevinilir… Kas yığını, boş beyinli sevgiliyle konuşulur, bir küsür saatini dünyanın en sığ ama şaklaban adamıyla telefonda geçirmenin ve bundan herhangi bir rahatsızlık da duymamanın hazzıyla huzur hissiyatı iliklerinize kadar işler. Ne kadar basit ne kadar yüzeysel, o kadar acısız düsturunun ellerinden öpülür… Derken biri girer odadan içeri, hararetle bişeyler anlatmaya başlar ve artık nasıl bir mimik yaptıysanız “senin ne salak yerlerinde gamzelerin var farkında mısın, şimdi de alnının ortasında çok saçma bir çukur çıkmış, .o.ondaki gülden bahsetmiyorum bile.. zuahahha ” gibi bir cümle çıkar ağzından, zaten nasıl göründüğünüzle ilgili az takıntınız varmış gibi bi de bu nahoş üslupla söylenmiş yeni bilgiler ışığında ufaktan bi canınız sıkılmaya başlar. Bunu takip edecek ;

Gecenin 11 inde, en fazla 30-40 dk sürecek yürüyüş + dondurma içerikli bir aktivite için seçtiğiniz eşofman ve askılı bodynizle sizi, kendi sivri burunlu, altın rengi pullarla bezeli ayakkabıları, aynı ışıltıda ve rüküşlükte bi bluz, (abartmıyorum) gelin başı denebilcek özenle ve binbir postişle desteklenip salınmış saçları ve yüzünün üzerinde 1-2 cm kalınlığında yer yer farklı tonlarda vurgulanmış bir boya badana katmanı, etrafını saran yoğun parfüm bulutunun içerisinden o baştan aşağı süzen aşağılayıcı bakışlar / bu derece süsleneceğini bilsem en azından bi kot neyim geçirirdim popoma ! / , yolda konuşarak geçecek dakikalar esnasında caddede yoyo oynamanıza, lombak ‘ ı özlediğinizi söylemenize (oysa kasıt deli cevat ve baruter dir ) , dinlediğiniz müziklere, izlediğiniz filmlere, arkadaşlarınıza, sevgililerinize ve nihayetinde hayata dair genel tavrınıza yönelik bi dolu eleştiri, hor görme ve.. en beteri de bunları işitip kendini savunamama, anne baba yerine koyduğunuz, tek bir övgüsüyle tek bir yergisiyle sizi moddan moda sokabilecek kudrete ve etkiye sahip, hayatta zaafınız olan tek kişiye karşı cümle dahi kuramamak, saçmalamak, bi ezilmek bi ezilmek.. artık anlayın gerisini…

Tam emin oluyorum; hayat kesinlikle bozulmuş bir süt kadar leziz, sonundaki twist bilinerek izlenmiş bir gerilim filmi kadar sürükleyici, bir babun poposu kadar sevimli... kısaca mutsuzluk, tatminsizlik ve acı dolu… Sonra yine bişey oluyor, güzel bişey ve kendimi ağzım kulaklarımda abuk danslar yaparken buluyorum… Oysa tek istediğim istikrar ve düzen… Ne biliyim odam toplu olsun, tek bi sözle dünya başıma yıkılmasın, geçmişe ait birine rastlayıp vicdan azabıyla dolu geceler geçirmeyeyim yani mutlu olduğumu hissettiğim anlar bu kadar pamuk ipliğine bağlı olmasın, bi kapıdan girer girmez yerle bir olmasın…

Gayet gerekli ve anlamlı bazı çıkıntılarımda oluşan acı hissiyle bu haddinden fazla uzun yazıyı burada kesiyor ve muhtemelen güzel geçecek bir güne daha uyanmak için yatağıma zıplıyorum.. Lanet olsun dostum, size bir daha hayattan bahsetmeyeceğim.

ben küçükkene boğazımda gördüğüm damarların herbirini bişiy borusu zannederdim.mesane; gazoz borusu, su borusu, bonibon borusu vs.official deli (bkz. çocuk) olmanın değerini bilemedim, çok üzgünüm.

winston soft çarpı bile değil
su böreği çaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaarpııııııııı
kola az çarpı
ishal olunca aspirinli gazoz içmek eski çarpılardan

esti kavaklarımın yelleri
yeller ki
aldı götürdü hayallerimi
hayallerim ki bulutlar üzerinde
bulutlar ki uçurtmalardan yüce
esti kavaklarımın yelleri
çaktı şimşeklerim
ama kuru kaldım ben
sekti damlalarım
damlalar ki çıktı gözlerime
kuruttum onları da

bunca kraliçe varken kondun yaprağıma
esti kavaklarımın yelleri
kaydın gittin seken damlalarca
elim kolum yok benim
esti mi kavaklarımın yelleri
yıldızları kaydırırım bulutların üzerinde
kaydılar ki göremedin sen
sen ki tutunamadım
hep istedim
hiç istemedim
uçtu gitti kelimelerim
taş kesti goncam
goncam ki sallandı yellerce
yeller ki
teğetim
sana hep teğet geçtim
geçtim ki durduramadın
gittim
esti kavaklarımın yelleri
bir sen estin
bir onlar
elim kolum yok ki benim
hep istedim seni
hiç istemedim
sen durduramadın
ben gittim.





horaley görsel üretim alanı XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/






sinekkavanozu XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/


bi gecede oturup 4 tane mektup yazmak XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
nev XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

elm

derme evlerin çatma çatılarının üstünde salınan gri bir uçurtma gördüm dün. gece birkaç mini kurbağa, hayatımda ilk kez. bugünse bacağıma bir kertenkele kondu. yapacak bir şeyler olsa burayı sevmemi sağlayacak şeyler silsilesi.

ama olmuyor. çok şey yapsam da.

hem neden taleplerim karşılanmıyor. kasesüt geri dön. çabuk dön.

boris vian XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
yürek söken XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
armağan bülent'i 20 günde aldatmış XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
annem kasesüt'ün vesikalığını gördü, e bu gayet de erkeğe benziyo dedi XXXXXXXXXXXXXXX
cowboy bebop ost XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
proficiencal kasışlar XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
yerel kanalların film yayınlama konusundaki acizlikleri XXXXXXXXXXXXXXXXX/
mimi'ye mektuplar XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

_________________________________

aşağıdakilerin çağrışımsal karşıtlarını ifadeleyiniz:

* yeşillenmiş, kokuşmuş dereler
* akşam serinliğinde balkonda çay içmek
* tanımadığın birine mektup yazmak istemek
* çocuk ağzındaki süt kokusu
* kırmızı jaluziler
* teypteki kasetin sarması

Nasıl bir acı bu biliyor musun? Böyle göğsümün tam ortasında, boğazımda veya. Midemi yakıyor, midem bulanıyor açlıktan ama iştahım öylesine kapalı ki, çünkü yediğim tüm yemekler seni hatırlatıyor, yemek yiyemiyorum. Viski var, en yeni arkadaşım. Hayatımda ilk defa viski içebiliyorum, iyi geliyor. Biraz ayılıyorum, fotoğraflarımızı silemiyorum beynimden, ağlıyorum, şimdiden koskocaman bir mendil koleksiyonum oldu, sonra biraz daha içiyorum, biraz daha ağlıyorum. İçsem de ağlıyorum içmesem de ağlıyorum. Hayatımda dinlemediğim damar şarkılar dinliyorum. Çok sigara içiyorum. Elimde değil, her an, nefes aldığım her an aklıma geliyorsun. Terk edildim ya hani, terk edene kızamamak aşksa eğer, ben sana hiç bu kadar aşık olmamıştım. Yoksun. Artık hiç bir sabah senle uyanmayacağım, şiş gözlerimi boş duvarlar görecek ilk önce, Beyoğlu'ndaki her sokak, ama her sokak, seni hatırlatacak. Parmağımdaki yüzüğün hala yerinde, sol kolumdaki dövmen sonsuza kadar "hayatımda şimdiye dek aşık olduğum tek erkek"in hatırası olarak benle kalacak. Kasedin B yüzü bende, A yüzü sende. Belki sen sildireceksin o kasedi, ya da üstünü kaplatacaksın, bu beni bağlamayacak, çünkü zihnindeki fotoğrafların üstünü asla kaplatamayacağını hep bileceğim. Beni terk ettikten sonra isminin baş harfini kendimi toparlar toparlamaz elimin içine yazdıracağım, mesele seni hala seviyor olmam ya da ilk kez bir erkek için ağlıyor olmam değil, mesele seni kötü hatırlayacağım hiç bir şeyin olmaması, sana kızgın olmamam, kötü bir anımızın olmaması ve senin gibi, dünyada belki de en son aşık oluncak erkeğe aşık olmam. Olur da arkadaşlarımla paylaşmak istesem acımı bana senden önce de varolduğumu ve senden sonra da varolmaya devam edeceğim için güçlü olmamı söyleyecekler. Aşkın ne olduğunu bilmeyenler! Elbette vardım senden önce, ve elbet varolacağım. Ama bu yokluğunu değiştirmeyecek. Benim varlığım senin yokluğun değiştirmeyecek ve varlığım yokluğunu daha yoğun hissetmemden başka bir halta da yaramayacak. Seni hayatımdan silmeyeceğim, seni unutmaya çalışmayacağım çünkü ben bir erkeği hayatımdaki her şeye sırt çevirebilecek kadar büyük bir aşkla sevdiğim için kimsenin anlayamayacağı kadar mutlu ve gururluyum. Gururum kendime, hala aşık olabilen birileri var, hala terk edilip ağlayan birileri var. Bir daha birlikte Taksim'e çıkamayacağız, bir daha kimse telefonlarımı "bebeğim" diye açmayacak ve bir daha senden başka kimsenin telefonlarımı "bebeğim" diye açmasını istemeyeceğim. Bir daha beni arkadan seyredemeyeceksin dişlerimi fırçalarken ya da piercinginin topunu takmak için dakikalarca uğraşmayacağım. Bir daha beni öpmeyeceksin, bir daha sana sarılmayacağım, sigaralarımızı paylaşmayacağız ve hiç bir Cemiyette Pişiyorum şarkısını birlikte söylemeyeceğiz bir daha... Kimsenin evlenme teklifini kabul etmeyeceğim, "bak şimdi başka birine aşık oldun, unuttun H.'yi, bu yazı da sana kapak olsun Su Hanım" diye kimse bu yazıyı gösteremeyecek bana. Mesele şu ki, sen beni hayatından çıkarsan da ben bizim anılarımızla kalmaya devam edeceğim, çünkü her günümüz ayrı bir film, her saniyemiz ayrı bir şarkı. Buna rağmen savunamadın ya benim kadar yoğun olmadığı gün gibi aşikar olan aşkını, ona üzülüyorum. Senin için sevgilimi terketmemi istediğinde arkama bile bakmadan ve fütursuzca "ben aşık oldum başka birine" diye yazmıştım ona ve sen aynısını yapamadın o eskiden gelen sevgiline. Hayatıma şimdiye dek giren en doğru erkektin sen çünkü bizim kavgasız ve yüzde yüz iletişim içinde bir ilişkimiz oldu. Tek sorun iki aşk arasında kalıp uzaktakini seçmendi, uzaktakinin cazibesini öyle iyi bilirim ki... Seni hala sevmem gibi. Belki bir hafta sonra gözüm yaşlı olmayacak, ama Beyoğlu'ndan kaçacağım, her sokağında bir fotoğraf gizli, her duvarında bir yazı, her kırmızı Tuborg şişesi terkedilmemin gözyaşlarıyla dolacak içindeki bira boşaldıkça.
İyi ki seni tanımışım beni terk eden adam, hayatımın en büyük aşkı. İyi ki ağlayabiliyorum arkandan ve hala fotoğraflarımıza bakıyorum mutlu günleri hatırlayıp, hala telefonuma bakıyorum "belki aramıştır" diye, aramayacağını adım gibi bilerek.

Beni terk edip seçtiğin o uzak şehirde yaşayan yeni sevgilin umarım benim kadar sadık olur sana, asla sadık değilsindir ama karşı tarafın sadakatini çok önemsersin bilirim. Sadık olmamana rağmen sadık olmamı istemeni kabul edecek kadar seviyorken seni keşke şarkılara birlikte eşlik etmeye devam etseydik.

Kimsenin yanında seninki kadar huzurlu uyanmadım, belki viski şişem o huzuru verir bana, bunu zaman gösterir, sen meraklanma, benim canım ikimize yetecek kadar yanıyor. Yaşadığım şey her ne olursa olsun asla pişman olmama huyum vardır ya benim, işte o en sevdiğim şey.

Seni kaybettikten sonra kaybedecek daha fazla hiç bir şeyim yokken, tüm gurursuzluğumla, bana geri gelsen muhtemelen seni reddedemem. Bilirim aynı kitap iki kere okunsa da sonu değişmez. Satır araları daha cazip gelir belki ikinci okuyuşta, ama kitapların sonu hep aynıdır.

Babam küçükken "hızlı okuma, anlamazsın" derdi bana, sanırım hala değişmemiş hiç bir şey, seni öyle hızlı okudum ki aklım hala satır aralarında, ve sonun değişmeyeceğini bilsem de bir sarılmana dünyaları verirdim, ama bil ki sen gittin ya dünyalar artık benim değil.

CabbarLAR da Kimmis Neymisss?????
Ben telif hakkimi istiyorum. Cabbar -lar ne oluyor? soruyorum.
buyrun sordum.
cevap bekliyorum.
haneme tecavuze isyan ediyorum.
CabbarLAR yok, ben varim.
Ben Cabbar'im!
Hah!
Yazarim mektubumu dort ucu kara.
Elimden bu kadari geliyor, ben kullanissiz biriyim.
Yapacak seyim kalmayinca haykirarak turku soyluyorum.
"Oy beni beni, cikayim daglara kurt yesin beni
satarim bu cani alirim seni"
...
Canim sikiliyor, duvarda bir kelep kirmizi biberin isi mi ne?
ohoooo sordugu seye bak.
imza: ben.
sen kim oluyorsun yahu?
gercekten, ben kim oluyorum?
Bigudiler gece yatarken kafaniza mi batiyor?
cikarin oyleyse, siz de kravatinizi.
Ne dertlisiniz.
Bu sezon unlu terzilerin kreasyon kolleksiyonlarinda sari renk yok demek.
olur ya.
Bayraminiz mubarek olsun.
Efendim?
Bayraminiz mubarek olsun.
Ne bayrami yahu?
(hic teklemeden) Seker Bayrami.
Al iste, yolu yok tozutacagim.
Bakin o dediginiz baska. Bu ise,
kis kumanyasinda maydanoz eksik cesidinden.
Ustelik de "mubarek" sariyi sevmeye samandan basladigim icin belim dogrulmayacak, is basindan bozuk.
Tavanin sivalari iyice dokuldu, kar neredeyse ustume yagacak.
Baharda sivattirip badanalatmali.
Badanalatmali mi badanalatmamali mi, badamalanalali mi?
Uf Uf sikiliyorum.
UZUN HAVA:
Oyle durma ne olur. Seni seviyorum. Bana guzel birseyler soyle.

Bendeniz Cabbar, CabbarLAR yok.
Ben varim.
Ben.
Cabbar.

klavye f tus dizilimine sahip. fakat yaptigim butun ayarlamalara ragmen q gibi yaziyor. ve ben q'yu ne kadar ezberden yazabilirim orası supheli.

evet ekran klavyesi sistemine bayılıyore.

bugun bisikletle konustuk. yanimiza amy winehouse'u da alip sineklerin ve sapiklarin ucustugu dere kenarlarinda kosarak gunesi durdurmaya calistik, olmesi an meselesiydi eger kendini israrla denize bansaydi. bu pek seksuel eyleme engel olamadik galiba, gittikce kizariyorlar.

birkac saat once biri bana bir radyo hediye etti. simdi o eve bu kadar uzak olmak olduruyor beni.

aranizdan biri bazi seyleri anadilde soyledigimizde gulunc gulunc hissetmemizin olasi sebeplerini "avam" ve "yabancilasma" kelimelerini kullanmadan aciklasin bana.

kill bill
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
virgin suicides XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/

piç olsun güç olmasın.

komik geldi değil mi? aslına bakarsan ben de gençliğini "diğerlerine" göre daha çok yaşayabilmiş bir kadın olarak espri yapabilme hakkını görüyorum üzerimde. şimdi yine kaktüsleştiğimi söyleyeceksin. keşke peyoten olabilseydim.

analar saflığı sütten başka bilmezler. ki meme uçlarımın nasıl bir günah objesi olabileceğini ben anlatamam sana. gece vakti günah gibi parlar onlar, ya da kapı çarpışındaki gürültü gibi, sessiz ağlayış gibi, uyku arası sigarası gibi.

benim gibi olma, niye olacaksın? içini kurut demedim ki sana. yanında yaşamak zorundayım, senin gibi olmayaraktan, bir başka insanın tablosu gibi karşında durmalıyım, biblo gibi kırılgan olmadan, ama bir ceviz masa kadar da dayanıklı değil. yerim pekala değiştirilebilir, formum da.

içindeki kötülüğü ele güne karşı akıttıkça saflaşsan da
adın dokuza çıkar kızım.

üzülme,
de evine dön.
bir umut annesi.



























not. vallahi billahi iyi olasın, gülesin diye yazdım. sevgiler, öpücükler.

Ben sesimi yükseltebilmiştim ya hani, bilmem kaç sene önce, işte o zamandan belliydi senin gibi olmayacağım sevgili anne. Sen bana hiç bir zaman katlanamıyordun ya hani, ben hep katlandım isteklerine, o yüzden daha güçlü oldum senden, sabretmeyi bildim bir kere. Sen saf ayaklarına yattın ya hep, her pisliğimde "düşündüğüm kadar saf değilmişsin" dedin ya bana, asıl masumiyet pislendikçe kazanılır, benden yirmi yedi yaş büyük olabilirsin, ama bunu görememişsen doğduğun senenin bir önemi yok anne.

Ben büyüyünce piç olucam anne, senin gibi olmayayım diye ve içim rahat yine, istesem de dünya beni senin gibi şekillendiremez diye.

Vantilatör kulağımı emiyor. Çokça yaşadığım semtin bilmediğim bir mahallesine, kendisini hiç bilmemiş olsam da ağaçların binalara olan mesafesi ve balkonların yere yaptığı açılardan dolayı adını hemen verebiliyorum. Mutfak tezgahında balıklar can çekişiyor. Karşı karşıya bakışmalar, göz kapaklarındaki katlanmalar, çenelerin hareketleri, masada çatal bıçak sesleri, meyvelerin suları çoğalıyor, önümüzde bir evlilik gerçekleşiyor yaz yaz gece gece si. Bakmasalar her an yanımdaki birini öylece öpebilirim, diye geçiriyorum aklımdan. Sakalımı kaşıyorum, sokaktaki tozlar ufak ve sıcak bir rüzgarla çamura dönüşüyor, renkler kına denen maddenin tanımsız rengine bürünüyor. Aklımdan öylece geçen her şeye sadık kalmaya çalışıyorum ama sorular bu zorlama durumu daha da zorlaştırıyor. Özel hayatımız kibarca sorgulanırken biz büyük bir arsızlıkla masanın altında dolanıyoruz, gezinerekten, iç içe geçmek suretiyle. Arabanın koltukları ikiye ayrılıyor, üstünde sevişilen ve sevişilmeyen. Tüm dünya insanları bir uçurumdan şehir ışıklarını izlerken ale, lager ya da pilsener'dan birini seçiyor, hoparlörlere hemoroid yaşatmak pahasına sesi açıyor, ya Thomas Fersen ya da Ferdi Tayfur dinliyor. Biz otları, tek tük ağaçları, kuru dere yataklarını geçiyoruz ve tüm kara boşluklar Piano Magic ile doluyor. Arka koltuğu ortalarken koltukaltımdaki büyük şişliği farkediyorum; gün biterken uyanıklık başlıyor.

Başucumda casio mor bir alarmlı saat var. Kendisiyle pek iyi geçinirdik, çılgınca çalıp beni en derin rüyadan da oynatırdı. Son bir haftadır, kendinden geçiyor. Bir bakıyorsun bir saat ileri gidiyor, bir bakıyorsun tam bir saat geride. Önce uzaylılar geldi evet evet dedim, sonra baktım ilginç birşeyler olmuyor, saat delirdi dedim. Hala çözebilmiş değilim ama şu anda bir saat ileri gidiyor örneğin. hiç uyumıcam, ne zaman kendini şaşırıyor bakıcam diyorum, olmuyor. Nasıl olur gün içinde bir ileri bir geri yahu? Delirtiyor beni.

az önce kadıköy'e gittim. sonra geri döndüm.
"lütfen bu gece eve git" dedi, "tamam" dedim. sesimin nasıl ifadesiz olduğuna kendim de şaştım. bazı hataların bedelini ödeyebilmek için ufak bir deniz-aşırı seyahat gerekiyor (mu?). kadıköy'de dolmuştan indiği gibi "abi, taksim bu araba mı?" diye soran oldu mu başka?


 

Bugün Konuşanlar | Kollektif Beyin Boşaltma Saçmalama Saçmalatma Çarpma Çarpılma Çarpılama Alanı | 2007-2009 | Tüm Hakları Çamaşır Dolabının Çorap Çekmecesinde Saklıdır