sagol...
acilman kirk saat surdu
ayrica bacaklarimin bir gun ambalaj kagitlarini susleyecegini hayatimda dusunmezdim
ama dusunmemek bazi seylerin olmasina engel degil
arkadaslar siz siz olun bacaklarinizi orospik orospik pozlarda insanlara gostertmeyin
simdilik mimuncanaysenazbayirgil ile birlikte tatilimizin doruk noktasina ulastik
kendisi kirksaat photoshopta bi skim yapamamakla kalmayip ayni zamanda
gulmekten kirilmak suretiyle yazi yazmami da engellemekte
miuj
SAYIN OGEDAY BEY
gulmekten gobek kaslarim kendilerinden gecti,
tabi ama
-osururken gulmek vs. gulerken osurmak-
bu sinir bozuklugu ogedayin bacaklarinin benden guzel olmasi mi
yoksa gecenin unutulmus bir korunde o guzelim bacaklardan ambalaj kagidindan baska bi'sey yapamamis olmamis mi?
sanirim cok deneyseliz der oge
diyaloglar:
fik fik fik fik
abi neye guluyosun sen?
fik fik nkakahah
abii ne oluo ?
hehehehehelel fik fik
double fik fik fik
double kih kih
osuramiyorum ama en azindan gegirebilirim
agh agh
space-tik
olmak ve olani bulundurmak.
bu arada gordugumuz baglami size iletmekten gurur duyariz:
sabahtan beri adamlarin bacakalarina bakarak cesitli yorumlar yaptik
sonra geldik yanindaki kizlari onlara layik gormedik
ama sari pipi tasti yaaa
zavallim gul falan almiks kartoloz karinin tekine
masada romantizm esio
ulan ne balli kari ya
olm bu kadar yakisikli adam bu kariyla dolasiosa kesin ya gerizekalidir ya da hirbo
yaramasss bize
sonra AKSAM bacaklari
sabah isigi bacakalri
ve de gun ortasi bacakalri
cok mu muhim?
cok mu vahim?
durumumuz:
disconnected.
özetlen... sorun var sorun
Herşeyleri yitirdiğim yerdeydim. Boşluktaydım. Tek başımaydım. -SİZLER NEREDEYDİNİZ?- Öylece, görmeden boşluğa bakıyordum. Vücudumun ağırlığını duyuyordum yalnız. Dayanılmaz, çekilmez bir ağırlık.
Yüzyıllar yaşamışcasına yorgundum. Gri duvarların içinde oturuyordum. -BİLİYORUM, SİZLER CEHENNEMİN DİBİNDEYDİNİZ.- Sürekli bir suskunluk içindeydim. Katılıp kalmıştım. Herşeylerin yitirildiği yerde.
Duvarların ittiği, sıkıştırdığı yoğunlaşmış hava gözlerimden, kulaklarımdan içeri dolup, soluğumu kesiyordu. Gözlerimi yumup, kulaklarını tıkamak kurtuluş değildir. Zaten kurtuluşu uman kim? Tek istediğim biraz daha dayanabilmekti.
Ansızın bir çılgınlığa kaptırdım kendimi. Hiç telaşsız, kolumdaki saati çıkardım. Hızla yere çarptım. Ufacık parlak parçalar taş döşemeye dağıldı.
Soluğumu tutup bekledim. Yeryüzündeki bütün saatler durdu o anda. -uzaklarda, bulutların sardığı bir yerde bir genç adam başını karanlık gökyüzüne kaldırdı. Kollarını, kendini aşmak ister gibi gerdi. Derin derin soludu. Sonra yığılıp kaldı. Ölmüştü.- Kopkoyu bir suskunluk.
-KENDİ KURDUĞUNUZ DÜZENİN TUTSAĞI OLAN SİZLER, GÖZLERİNİZ BAĞLI, DOLAPLARI DÖNDÜRMEKTEYDİNİZ.-
-----------------
Neymiş? Hepsi fasarya. Ye iç çoş gez başka ne ister bu şen gönlüm.
bir seni, bir beni. düşelim yollara. ben senin suyundan içeyim, sen benim ekmeğimden ye.
oturalım bir köşese kahve içelim, iki sevişelim. akşam olsun biraları devirelim.
yine sevişelim. sonra sen git, başkası gelsin. tutsun elimi. dönmedolaba binelim.
sen ister bekle ister bekleme. gelsen de olur gelmesen de.
başkası gitsin, digeri gelsin. alsın beni havalara uçursun.
Aman, tutturamadık.
özetlen... yar bir eğlence şu şen gönlüme
ben doğmadan çok çok evvel anlamlar denizinde boğulan biri kız biri erkek iki kişinin ne suçlar işlediğini bilememiş olan annem, elinde kolalı bezi, içinde çektiği bir nefes (ki yıllar yılı bırakmamıştır aynı nefesi, çürüm çürüm çürümüştür şimdi kim bilir) pencerenin başında oturdu ve canının dünya meyvelerinden çekmesini diledi, bir umut. ciddiyetsizliğini meşgale edinmiş bir ailenin bir oğlu babam ayağını paspasa sildi, kapıyı sonra çaldı, kimin o saatte odalarda koştuğundan emin. evin önünde bürokrasi sokak, arkasında askeriye caddesi, tozlu tozlu yanıt verdi kapı, kimdir o? annem kapıyı açmadan önce bürokrasinin ötesiyle askeriyenin berisi boy'na bostanlıktı.
çıngıraklı yılanlar gibi ses çıkaran koyu mavi bir araba, kırmızı bir topa benzer ev evladiyesini ankara kışlarının çamura ve aceleye bulanmış karlı yollarında yuvarladı durdu. götürdüğü koca binanın çivisi çıkmış tahta zemininin üzerine çok sakin ve sessiz bir "tokk" sesiyle düşen evladiye, öğretmeninin sözünden hiç çıkmadı ve her evladiye gibi o da minimini bir kız çocuğunu kucaklayıp içinde farelerin fransızca öğrendiği tuvalete götürdü, sağır dilsiz taklidi yaptı, kirli dudaklarından öptü. o günlerde o okulun etrafı boy'na bostanlıktı.
güneş yakıyor ay yakıyor evladiyenin saçları kirli rüzgarlar gibi kokuyordu. her nasıl olduysa o kapalı, o içine çekilmiş şehirden uzaklaşır uzaklaşmaz bir deniz meydanına konmuş, büyümüş, serpilmişti. tam o zamanlarda bir bedeni olduğunu unutmuş, sadece kafadan ibaretmiş gibi yaşamakta idi. gözleri sınırlayan duvar diplerine oturmuş yeni çıkan uzuvlarından konuşuyordu oğlanlar. onlara katılıyor, onlar gibi konuşuyor fakat onları anlamıyordu. eve giderken koştuğunun farkında bile değildi ki acı duysun içinin dalgalanmasından. evladiye cühelalığına bir çift çorap giydirirken orlağ burlağ şurlağ boy'na bostanlık ve oğlanlara aitti.
bir gün annem uyanmadığında evladiye artık saçlarını kendi taraması gerektiğini anlayıp topyekun ellerinde jilet topyekun lavaboda kıl gülümsedi karşısına. oğlanlar aralarına birinin daha katılmış olmasını kanıksamışlardı vakit geçmeden. ne var ki şehr'i vaha artık evladiye için farklı bir yerdi ve anlayamayacağı hızla küçülüyordu elbiseleri, bilekleri paçalarından taştığında bir eti olduğunu farkedip sessizleşti, büyük eylemleri bıraktı, yorulmamalıydı ki yorulan annemi görmekteydi artık her sabah. o zaman bütün dünya boy'na bostanlıktı onun'çün. ve onun idi.
kuşların göç edişini gördüğü gün, ya gidecek ya da bir eve zorla girip... bu ikilemin düğümünü iliğinde hissettiği gündür. uzak mesafeli tüm konuşmaları es geçerek babama nispet gönlüne kısmet kaldı, kaldı ve bir silsile halinde hatalı zar atışları, beyaz topu deliğe yuvarlayışları, faullü vuruşları, kart çalışları hasıl oldu. çimlerde yuvarlandı ve ağzından köpükler saçtı, aşırılığı özü belledi, havaya sıçrayıp parçalandı, parçaları çiçeksiz bitkilerin yapraklarına döküldü. daha geçen gün dinlediği bir şarkının kime ait olduğunu hatırlayamayışından büyük nümayişler çıkardı ve bıyıkları ter içinde kaldı, odasına girdi, sesini kıstı, uyuyakaldı. odası bir ucundan bir ucuna yazıyla dört metrekare boy'na bostanlıktı ve onun içindeydi.
tesadüfen rastladım size diyemeden bir kadıncağ'zın eteğinden tutup toz dolu yollardan, yolların ritmine uygun adım geçip gitti. ellerini kavuşturdular, elleri kimseye yalan söylemiyordu, evladiye kadar kadıncağız da heyecanlı ve limitlerini aşmış idi. tanışalı beri ay yıl gün hafta ve saat hesabı yapmayı imkansız kılacak biçimde zamanı bükmüşler, bir ömrü birlikte taşımış gibi birbirine pek alışmış ve vedaları hep erken gelmiş saymışlardı. bir gün eski bir şehrin pislik kokan tren garından tarihi denen şeyi defalarca nerelere götürdüğü bilinmez bir trene atlayıp ay'a gittiler, rötarlı rötarsız. ay'da isimlerini unuttular ve şu küçük uyduda orlağ burlağ şurlağ boy'na aynalıktı ve onlarındı, öbür taraftaki kendilerine dolanıp düştüler, sarılmış bir biçimde uyuyakaldılar.
ayrıca bknz. http://ttku.org/2007/08/gum.html
Ben küçük bir kız/oğlan karışımı çocukken, satıcı olmak isterdim. Bir arkadaşımın ailesinin dükkanı olsa özenirdim içten içe. Kasada durup mal satmak, karşılığında para almak ne de hoş gelirdi sevimli minik pembe beynime. Harçlığımı biriktirirdim, hesabımı bilirdim. Biraz büyüyünce bu paramla önce kasetler, sonra CD'ler alır alır, müzikler dinler, öğrenirdim.
Sonra büyüdüm, üniversiteye gittim. Üniversitede de paramı biriktirdim, giysilerimi kendim aldım, aileme "harç ücreti 10yüz3 milyar" gibi yalanlar söylemedim, ayın sonunu hep rahat getirdim. Borçlanmamaya çalışır, borcumu mutlaka öderdim. Cimri de değildim, alışverişe tutkun oldum. Kiralara ne paralar akıttım, birbiri ardına elektronik eşya aldım, rocobop kadar teçhizatlı bir hale büründüm. Ama tutumluluğu elden bırakmadım, hesabımı yaptım ihtiyacım olmasa da.
Kendimi hayal ettiğimde kusursuz bir top gibi başlangıç ivmemle yuvarlandığımı düşünmem gerekirken, son zamanda kendimden utanır oldum. Paranın hesabını bilmek ayıp, gireni çıkanı hesaplamak küçük hesap yapmak oldu. Hesap yapmak ayıp değildi, yeter ki büyük olsun. Ama benim hesaplarım hep küçüktü; "onu alsam noluyor", "bunu satsam nasıl olur"du - işin kötüsü bu düşüncelerden pek bir zevk alıyordum, alıyorum. Ama sanki insanlar uyduruyordu bunları, onlar benden daha para odaklıydı, ben içtendim en azından. Yok ama, belki bendim pislik olan, ay sonunda parası artan bir ben olduğuma göre, bendim paraya önem verip saklayan.
Anarşik abiler beni beğenemezdi bu halimle; alışveriş bağımlısı olmuş, hesap yapan küçük domuzcuk olabilirdim belki de ben onlar için. Belki her şeyim vardı ama daha çoğunu istiyordum, birine ulaşınca diğerine geçiyordum. Hepsine değer veriyordum, ama birer hedef gibilerdi benim için pratikte. Alışverişe bağımlı olmak yalan söylemekten kötü bir şey miydi? Feminist nutuklar atarken çok PC'ydim de, yaşamak için eşyalara mı ihtiyaç duyuyordum? Hayatımın bütün heyecanı alma eylemine mi bağlıydı?
Ben zaten hep böyleydim, biriktirirdim, arşivlerdim - kullansam da kullanmasam da hepsi orada olmalıydı. Sahip olma duygusuyla bdsm ilişkiler içerisindeyim. Nedeni bilinmez, sonucu bu. Utanmak istemiyorum bu yüzden. Ne kadarı ayıp, ne kadarı doğru, ne kadarı ucuz, ne kadarı saçma ben bilmiyorum. Kendimi idare ediyorum diğerlerinin arasında her zamanki gibi. "Benden nefret etmeyin, sizden nefret ediyorum ama ilginizi çekmek istiyorum." İstekleri bitmeyen, ilgi odağı olmaya bayılan, her şeyi fazla düşünen küçük hesapların sevgilisiyim ben. Kendimden nefret etmem, sıkışırsam sizden ederim.
PS: Bu yazının ilk girilme sebebi, TTNET'in yeni kampanyasını duyurmaktı. Daha fazla hız, daha büyük arşiv, ohş mothafucka.
geçen gün ucuz bir lunaparka gittim. Ve gözlerimin içine bakan bir balerin gördüm. İnsanlar bu balerine binip kusmayı yeğlerken ben onun gözlerine baktım belki 2 çeyrek saat boyunca.. Ona sordum "bugün konuştun mu biriyle?" diye kızdı. Aşık oldum balerine. Ben bunu neden yaptım bilmiyorum.. Herkesi eteğinde döndürürken beni gözlerinin içine alıp fonksiyonel tavırlarla başımı döndürdü. En yakın sürede onun yazılarınıda burda görmek dileğiyle..
blogger'a koyayım - XXXXX
where have all the hot girls gone (by shania gayson) - XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
microsoft hayatımı yedi - bir çanta dolusu X
jack off jill - XXXXXXXXX
çitostan çıkan dövmeler XX
Hiçbişey deil de bu dengesizlik halinin yol açtığı sersemlik beni bitiriyor, kalan ömrümü ne hissettiğinden bu kadar bi haber bir ruhla beraber geçirecek olduğum aklıma geldikçe – ki bu bizim denge yoksunu terazimizin negatif tarafının ağır bastığı zamanlarda gündeme gelen bir düşüncedir- yaşama dair şevkim sanki hiç var olmamışçasına silinip gidiyor belleğimden ve bir anda kendimi bi isyan, bi çöküntü, bi derin içsel saçmalama silsilesi, hemen ardından ancak az önce saydığım evreleri geçirmiş bir insandan beklenebilecek panik halinde alınmış, birbirinden kasınç,birbirinden gereksiz ve anlamsız fakat uygulandığında tüm fani sorunlarımın çözümü olması muhtemel kararlar alırken buluyorum. Kendi hayatıma dair istikrarlı olabildiğim bir konu varsa işte o da bu kararları alıp uygulayamama rutinimdir…
Bu çöküntüyle yaşamayı kabullenmiş bir halde günü bitirip ertesi sabaha uyandığımda sanki yukarılardan birileri tarafından gece boyunca aralıksız gıdıklanmışçasına sebepsiz bir neş’e ve ağzı kulaklarındalıkla yataktan fırlıyorum. Zira henüz “hayat, evren ve herşey” hakkında düşünmeye başlamamışımdır. Tüm kemiklerim kendilerini çevreleyen kaslarla hiç olmadığı kadar bir uyum içinde, her türlü akrobatik (hadi len :/ ) aktiviteye hazır, ekşın aşkıyla kıpır kıpır, gözlerim uykusuzluk ve beraberindeki semptomlarla hiç işi olmayacağını haykırırcasına berrak ve diri… Yüzümü yıkıyorum ve bu zaten şahane gitmekte olan yaşamıma ayrı bir güzellik katıyor, geçen gece yaptığım gözenek temizleyici maske işe yaramış, 22 yaş gençleşmişimdir.
Kahvaltıda simit vardır. O gün giyeceklerimi oluşturacak alt ve üst parçalar geceleyin gardıropta verilen bir partide tanışmış, ilk görüşte aşkı tatmış ve geceyi mükemmel bi uyum içinde tarafsızlar rafında beraber geçirmişlerdir. Ve işte bir an canımı sıkar gibi olan “ ne giyeceğim ? ” sorusunun cevabı olaraktan birbirlerine sarılmış, kapağı aralamamla içeri dolan güneşi ve sahipleri beni selamlamaktadırlar. Yine bir aydınlık kaplar içimi, servise de yetişeceğimdir, topuklularla otobüs peşinde koşmadan başlayacak bir gün !!! Hayat bir dere yatağı, ben ise az önce herhangi devasa yükseklikteki bir şelaleden dökülmüş ultra debili coşkun bir dere, akıyoruz ne hikmetse…
İşyerine gidilir, harika bir gün geçirilir,işçilerle, daha önce konuşmaya tenezzül edilmeyen insanlarla, diz kapağı hizasında bir masada, çalıştıkları 1500 derecelik ocak başlarında kir pas içinde çay içilir, sohbetler edilir, kimisiyle zoraki hemşeri çıkılır.. Kahrolası kibir duygusu, emekçilerle bir olunup altına dinamitler döşenerek yerle bir edilir ( kalıcıdır diye umuyoruz… )
Eve gelinir, aylar önce “kötüyüm” deyip bir anda ortadan kaybolan bir dosttan haber alınır, iyidir artık, msn de çet bile yapabilecektir, ah canım beniiim denir, sevinilir… Kas yığını, boş beyinli sevgiliyle konuşulur, bir küsür saatini dünyanın en sığ ama şaklaban adamıyla telefonda geçirmenin ve bundan herhangi bir rahatsızlık da duymamanın hazzıyla huzur hissiyatı iliklerinize kadar işler. Ne kadar basit ne kadar yüzeysel, o kadar acısız düsturunun ellerinden öpülür… Derken biri girer odadan içeri, hararetle bişeyler anlatmaya başlar ve artık nasıl bir mimik yaptıysanız “senin ne salak yerlerinde gamzelerin var farkında mısın, şimdi de alnının ortasında çok saçma bir çukur çıkmış, .o.ondaki gülden bahsetmiyorum bile.. zuahahha ” gibi bir cümle çıkar ağzından, zaten nasıl göründüğünüzle ilgili az takıntınız varmış gibi bi de bu nahoş üslupla söylenmiş yeni bilgiler ışığında ufaktan bi canınız sıkılmaya başlar. Bunu takip edecek ;
Gecenin 11 inde, en fazla 30-40 dk sürecek yürüyüş + dondurma içerikli bir aktivite için seçtiğiniz eşofman ve askılı bodynizle sizi, kendi sivri burunlu, altın rengi pullarla bezeli ayakkabıları, aynı ışıltıda ve rüküşlükte bi bluz, (abartmıyorum) gelin başı denebilcek özenle ve binbir postişle desteklenip salınmış saçları ve yüzünün üzerinde 1-2 cm kalınlığında yer yer farklı tonlarda vurgulanmış bir boya badana katmanı, etrafını saran yoğun parfüm bulutunun içerisinden o baştan aşağı süzen aşağılayıcı bakışlar / bu derece süsleneceğini bilsem en azından bi kot neyim geçirirdim popoma ! / , yolda konuşarak geçecek dakikalar esnasında caddede yoyo oynamanıza, lombak ‘ ı özlediğinizi söylemenize (oysa kasıt deli cevat ve baruter dir ) , dinlediğiniz müziklere, izlediğiniz filmlere, arkadaşlarınıza, sevgililerinize ve nihayetinde hayata dair genel tavrınıza yönelik bi dolu eleştiri, hor görme ve.. en beteri de bunları işitip kendini savunamama, anne baba yerine koyduğunuz, tek bir övgüsüyle tek bir yergisiyle sizi moddan moda sokabilecek kudrete ve etkiye sahip, hayatta zaafınız olan tek kişiye karşı cümle dahi kuramamak, saçmalamak, bi ezilmek bi ezilmek.. artık anlayın gerisini…
Tam emin oluyorum; hayat kesinlikle bozulmuş bir süt kadar leziz, sonundaki twist bilinerek izlenmiş bir gerilim filmi kadar sürükleyici, bir babun poposu kadar sevimli... kısaca mutsuzluk, tatminsizlik ve acı dolu… Sonra yine bişey oluyor, güzel bişey ve kendimi ağzım kulaklarımda abuk danslar yaparken buluyorum… Oysa tek istediğim istikrar ve düzen… Ne biliyim odam toplu olsun, tek bi sözle dünya başıma yıkılmasın, geçmişe ait birine rastlayıp vicdan azabıyla dolu geceler geçirmeyeyim yani mutlu olduğumu hissettiğim anlar bu kadar pamuk ipliğine bağlı olmasın, bi kapıdan girer girmez yerle bir olmasın…
Gayet gerekli ve anlamlı bazı çıkıntılarımda oluşan acı hissiyle bu haddinden fazla uzun yazıyı burada kesiyor ve muhtemelen güzel geçecek bir güne daha uyanmak için yatağıma zıplıyorum.. Lanet olsun dostum, size bir daha hayattan bahsetmeyeceğim.
ben küçükkene boğazımda gördüğüm damarların herbirini bişiy borusu zannederdim.mesane; gazoz borusu, su borusu, bonibon borusu vs.official deli (bkz. çocuk) olmanın değerini bilemedim, çok üzgünüm.
winston soft çarpı bile değil
su böreği çaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaarpııııııııı
kola az çarpı
ishal olunca aspirinli gazoz içmek eski çarpılardan
özetlen... bonibon
esti kavaklarımın yelleri
yeller ki
aldı götürdü hayallerimi
hayallerim ki bulutlar üzerinde
bulutlar ki uçurtmalardan yüce
esti kavaklarımın yelleri
çaktı şimşeklerim
ama kuru kaldım ben
sekti damlalarım
damlalar ki çıktı gözlerime
kuruttum onları da
bunca kraliçe varken kondun yaprağıma
esti kavaklarımın yelleri
kaydın gittin seken damlalarca
elim kolum yok benim
esti mi kavaklarımın yelleri
yıldızları kaydırırım bulutların üzerinde
kaydılar ki göremedin sen
sen ki tutunamadım
hep istedim
hiç istemedim
uçtu gitti kelimelerim
taş kesti goncam
goncam ki sallandı yellerce
yeller ki
teğetim
sana hep teğet geçtim
geçtim ki durduramadın
gittim
esti kavaklarımın yelleri
bir sen estin
bir onlar
elim kolum yok ki benim
hep istedim seni
hiç istemedim
sen durduramadın
ben gittim.
özetlen... kavaklarımın yelleri

horaley görsel üretim alanı XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
sinekkavanozu XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
bi gecede oturup 4 tane mektup yazmak XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
nev XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
özetlen... horaley, mektup, nev, sinekkavanozu
derme evlerin çatma çatılarının üstünde salınan gri bir uçurtma gördüm dün. gece birkaç mini kurbağa, hayatımda ilk kez. bugünse bacağıma bir kertenkele kondu. yapacak bir şeyler olsa burayı sevmemi sağlayacak şeyler silsilesi.
ama olmuyor. çok şey yapsam da.
hem neden taleplerim karşılanmıyor. kasesüt geri dön. çabuk dön.
boris vian XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
yürek söken XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
armağan bülent'i 20 günde aldatmış XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
annem kasesüt'ün vesikalığını gördü, e bu gayet de erkeğe benziyo dedi XXXXXXXXXXXXXXX
cowboy bebop ost XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
proficiencal kasışlar XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
yerel kanalların film yayınlama konusundaki acizlikleri XXXXXXXXXXXXXXXXX/
mimi'ye mektuplar XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
_________________________________
aşağıdakilerin çağrışımsal karşıtlarını ifadeleyiniz:
* yeşillenmiş, kokuşmuş dereler
* akşam serinliğinde balkonda çay içmek
* tanımadığın birine mektup yazmak istemek
* çocuk ağzındaki süt kokusu
* kırmızı jaluziler
* teypteki kasetin sarması
özetlen... ajitasyon arzu strikes back, ödev, waiting for temptasyon nejla, whippin
Nasıl bir acı bu biliyor musun? Böyle göğsümün tam ortasında, boğazımda veya. Midemi yakıyor, midem bulanıyor açlıktan ama iştahım öylesine kapalı ki, çünkü yediğim tüm yemekler seni hatırlatıyor, yemek yiyemiyorum. Viski var, en yeni arkadaşım. Hayatımda ilk defa viski içebiliyorum, iyi geliyor. Biraz ayılıyorum, fotoğraflarımızı silemiyorum beynimden, ağlıyorum, şimdiden koskocaman bir mendil koleksiyonum oldu, sonra biraz daha içiyorum, biraz daha ağlıyorum. İçsem de ağlıyorum içmesem de ağlıyorum. Hayatımda dinlemediğim damar şarkılar dinliyorum. Çok sigara içiyorum. Elimde değil, her an, nefes aldığım her an aklıma geliyorsun. Terk edildim ya hani, terk edene kızamamak aşksa eğer, ben sana hiç bu kadar aşık olmamıştım. Yoksun. Artık hiç bir sabah senle uyanmayacağım, şiş gözlerimi boş duvarlar görecek ilk önce, Beyoğlu'ndaki her sokak, ama her sokak, seni hatırlatacak. Parmağımdaki yüzüğün hala yerinde, sol kolumdaki dövmen sonsuza kadar "hayatımda şimdiye dek aşık olduğum tek erkek"in hatırası olarak benle kalacak. Kasedin B yüzü bende, A yüzü sende. Belki sen sildireceksin o kasedi, ya da üstünü kaplatacaksın, bu beni bağlamayacak, çünkü zihnindeki fotoğrafların üstünü asla kaplatamayacağını hep bileceğim. Beni terk ettikten sonra isminin baş harfini kendimi toparlar toparlamaz elimin içine yazdıracağım, mesele seni hala seviyor olmam ya da ilk kez bir erkek için ağlıyor olmam değil, mesele seni kötü hatırlayacağım hiç bir şeyin olmaması, sana kızgın olmamam, kötü bir anımızın olmaması ve senin gibi, dünyada belki de en son aşık oluncak erkeğe aşık olmam. Olur da arkadaşlarımla paylaşmak istesem acımı bana senden önce de varolduğumu ve senden sonra da varolmaya devam edeceğim için güçlü olmamı söyleyecekler. Aşkın ne olduğunu bilmeyenler! Elbette vardım senden önce, ve elbet varolacağım. Ama bu yokluğunu değiştirmeyecek. Benim varlığım senin yokluğun değiştirmeyecek ve varlığım yokluğunu daha yoğun hissetmemden başka bir halta da yaramayacak. Seni hayatımdan silmeyeceğim, seni unutmaya çalışmayacağım çünkü ben bir erkeği hayatımdaki her şeye sırt çevirebilecek kadar büyük bir aşkla sevdiğim için kimsenin anlayamayacağı kadar mutlu ve gururluyum. Gururum kendime, hala aşık olabilen birileri var, hala terk edilip ağlayan birileri var. Bir daha birlikte Taksim'e çıkamayacağız, bir daha kimse telefonlarımı "bebeğim" diye açmayacak ve bir daha senden başka kimsenin telefonlarımı "bebeğim" diye açmasını istemeyeceğim. Bir daha beni arkadan seyredemeyeceksin dişlerimi fırçalarken ya da piercinginin topunu takmak için dakikalarca uğraşmayacağım. Bir daha beni öpmeyeceksin, bir daha sana sarılmayacağım, sigaralarımızı paylaşmayacağız ve hiç bir Cemiyette Pişiyorum şarkısını birlikte söylemeyeceğiz bir daha... Kimsenin evlenme teklifini kabul etmeyeceğim, "bak şimdi başka birine aşık oldun, unuttun H.'yi, bu yazı da sana kapak olsun Su Hanım" diye kimse bu yazıyı gösteremeyecek bana. Mesele şu ki, sen beni hayatından çıkarsan da ben bizim anılarımızla kalmaya devam edeceğim, çünkü her günümüz ayrı bir film, her saniyemiz ayrı bir şarkı. Buna rağmen savunamadın ya benim kadar yoğun olmadığı gün gibi aşikar olan aşkını, ona üzülüyorum. Senin için sevgilimi terketmemi istediğinde arkama bile bakmadan ve fütursuzca "ben aşık oldum başka birine" diye yazmıştım ona ve sen aynısını yapamadın o eskiden gelen sevgiline. Hayatıma şimdiye dek giren en doğru erkektin sen çünkü bizim kavgasız ve yüzde yüz iletişim içinde bir ilişkimiz oldu. Tek sorun iki aşk arasında kalıp uzaktakini seçmendi, uzaktakinin cazibesini öyle iyi bilirim ki... Seni hala sevmem gibi. Belki bir hafta sonra gözüm yaşlı olmayacak, ama Beyoğlu'ndan kaçacağım, her sokağında bir fotoğraf gizli, her duvarında bir yazı, her kırmızı Tuborg şişesi terkedilmemin gözyaşlarıyla dolacak içindeki bira boşaldıkça.
İyi ki seni tanımışım beni terk eden adam, hayatımın en büyük aşkı. İyi ki ağlayabiliyorum arkandan ve hala fotoğraflarımıza bakıyorum mutlu günleri hatırlayıp, hala telefonuma bakıyorum "belki aramıştır" diye, aramayacağını adım gibi bilerek.
Beni terk edip seçtiğin o uzak şehirde yaşayan yeni sevgilin umarım benim kadar sadık olur sana, asla sadık değilsindir ama karşı tarafın sadakatini çok önemsersin bilirim. Sadık olmamana rağmen sadık olmamı istemeni kabul edecek kadar seviyorken seni keşke şarkılara birlikte eşlik etmeye devam etseydik.
Kimsenin yanında seninki kadar huzurlu uyanmadım, belki viski şişem o huzuru verir bana, bunu zaman gösterir, sen meraklanma, benim canım ikimize yetecek kadar yanıyor. Yaşadığım şey her ne olursa olsun asla pişman olmama huyum vardır ya benim, işte o en sevdiğim şey.
Seni kaybettikten sonra kaybedecek daha fazla hiç bir şeyim yokken, tüm gurursuzluğumla, bana geri gelsen muhtemelen seni reddedemem. Bilirim aynı kitap iki kere okunsa da sonu değişmez. Satır araları daha cazip gelir belki ikinci okuyuşta, ama kitapların sonu hep aynıdır.
Babam küçükken "hızlı okuma, anlamazsın" derdi bana, sanırım hala değişmemiş hiç bir şey, seni öyle hızlı okudum ki aklım hala satır aralarında, ve sonun değişmeyeceğini bilsem de bir sarılmana dünyaları verirdim, ama bil ki sen gittin ya dünyalar artık benim değil.
CabbarLAR da Kimmis Neymisss?????
Ben telif hakkimi istiyorum. Cabbar -lar ne oluyor? soruyorum.
buyrun sordum.
cevap bekliyorum.
haneme tecavuze isyan ediyorum.
CabbarLAR yok, ben varim.
Ben Cabbar'im!
Hah!
Yazarim mektubumu dort ucu kara.
Elimden bu kadari geliyor, ben kullanissiz biriyim.
Yapacak seyim kalmayinca haykirarak turku soyluyorum.
"Oy beni beni, cikayim daglara kurt yesin beni
satarim bu cani alirim seni"
Canim sikiliyor, duvarda bir kelep kirmizi biberin isi mi ne?
ohoooo sordugu seye bak.
imza: ben.
sen kim oluyorsun yahu?
gercekten, ben kim oluyorum?
Bigudiler gece yatarken kafaniza mi batiyor?
cikarin oyleyse, siz de kravatinizi.
Ne dertlisiniz.
Bu sezon unlu terzilerin kreasyon kolleksiyonlarinda sari renk yok demek.
olur ya.
Bayraminiz mubarek olsun.
Efendim?
Bayraminiz mubarek olsun.
Ne bayrami yahu?
(hic teklemeden) Seker Bayrami.
Al iste, yolu yok tozutacagim.
Bakin o dediginiz baska. Bu ise,
kis kumanyasinda maydanoz eksik cesidinden.
Ustelik de "mubarek" sariyi sevmeye samandan basladigim icin belim dogrulmayacak, is basindan bozuk.
Tavanin sivalari iyice dokuldu, kar neredeyse ustume yagacak.
Baharda sivattirip badanalatmali.
Badanalatmali mi badanalatmamali mi, badamalanalali mi?
Uf Uf sikiliyorum.
UZUN HAVA:
Oyle durma ne olur. Seni seviyorum. Bana guzel birseyler soyle.
Bendeniz Cabbar, CabbarLAR yok.
Ben varim.
Ben.
Cabbar.
klavye f tus dizilimine sahip. fakat yaptigim butun ayarlamalara ragmen q gibi yaziyor. ve ben q'yu ne kadar ezberden yazabilirim orası supheli.
evet ekran klavyesi sistemine bayılıyore.
bugun bisikletle konustuk. yanimiza amy winehouse'u da alip sineklerin ve sapiklarin ucustugu dere kenarlarinda kosarak gunesi durdurmaya calistik, olmesi an meselesiydi eger kendini israrla denize bansaydi. bu pek seksuel eyleme engel olamadik galiba, gittikce kizariyorlar.
birkac saat once biri bana bir radyo hediye etti. simdi o eve bu kadar uzak olmak olduruyor beni.
aranizdan biri bazi seyleri anadilde soyledigimizde gulunc gulunc hissetmemizin olasi sebeplerini "avam" ve "yabancilasma" kelimelerini kullanmadan aciklasin bana.
kill bill
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
virgin suicides XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
özetlen... allahin dagi bayiri, amy winehouse, bisiklet, f klavye, je vous aime juste, radyo
piç olsun güç olmasın.
komik geldi değil mi? aslına bakarsan ben de gençliğini "diğerlerine" göre daha çok yaşayabilmiş bir kadın olarak espri yapabilme hakkını görüyorum üzerimde. şimdi yine kaktüsleştiğimi söyleyeceksin. keşke peyoten olabilseydim.
analar saflığı sütten başka bilmezler. ki meme uçlarımın nasıl bir günah objesi olabileceğini ben anlatamam sana. gece vakti günah gibi parlar onlar, ya da kapı çarpışındaki gürültü gibi, sessiz ağlayış gibi, uyku arası sigarası gibi.
benim gibi olma, niye olacaksın? içini kurut demedim ki sana. yanında yaşamak zorundayım, senin gibi olmayaraktan, bir başka insanın tablosu gibi karşında durmalıyım, biblo gibi kırılgan olmadan, ama bir ceviz masa kadar da dayanıklı değil. yerim pekala değiştirilebilir, formum da.
içindeki kötülüğü ele güne karşı akıttıkça saflaşsan da
adın dokuza çıkar kızım.
üzülme,
de evine dön.
bir umut annesi.
not. vallahi billahi iyi olasın, gülesin diye yazdım. sevgiler, öpücükler.