1. Mel Gibson'dan nefret etmek için üç (sayı ile 3) neden yazın, gerekiyorsa bu nedenleri açıklayın. (30 puan)
bir.tipi
iki.kadınlar ne ister filminde ağda yapışının aklımdan çıkmayı çocuk yaşımda travmalarıma travma katması
üç.mel gibson'dan nefret etmek için yeterince sebebimin olmaması. (zira bi insanın adının bu kadar çok tanınmış olup nefret etmek için yeterince neden bulunamayışı ne kadar gereksiz bir yere geldiğini gösterip nefret etmek için sebep yaratır. kaldı ki bu testi gönül rahatlığıyla tamamlamama engel olduğu için ayrıca bi gıcık olma faktörü zaten ekleniyo. şimdi cidden nefret ediyorum mel gibson'dan)

2. Erkekler toplu taşıma araçlarında neden yanındakine bıraktığı alanı düşünmeden bacaklarını sonuna kadar açıp oturmayı kendilerine hak görüyor olabilir? (40 puan, bir gün bu konuda bir şarkı yazıcam anne)

küçük iskender'in çükünün adını kullanarak yazmasını türdeşlerinin davranışlarına bir örnek kjabul edersek, çüklerini dünyanın en önemli varlıkları kabul edip en çok yere onları layık görmeleri. haa bu konuda ayrıca doluyum o ayrı. bana doğal olarak kıçım tarafından bahşedilmiş hakkımı yarım kadar heriflerin çalmasından dolayı yarım kıçla dolmuşta oturmalarım bunda büük etken. tabi sakin sakin oturduğum söylenemez. (elde sert bir nesne varsa kazara o bacakla aramızda dolaşıp durur zati her seferinde. bigün pataklıycam birini)

3. En fazla üç kelime kullanarak, dünyanın en lezzetli olabilecek hayali tatlısına bir ad koyun. (Hatalı yanıt örneği: "Sütlü Nuriye" (neden? çünkü zaten var), Doğru yoldaki yanıt örneği: "Çimene Bakan Prenses") (32 puan)

(hatun memesi diye bi'şey zaten var mıydı yoksa bu benim bilinçaltımın çalışmasının başarılı bi ürünü? yok ya ciddi ciddi soruyorum böyle bi'tatlı var mıydı hakkaten? hani var olduğunu iyi biliyoruz da böyle bi tatlının, gıda maddeleriyle hazırlanıp çiğnenip yutularak tüketilen cinsten?)

adam gibimsi yanıtım: incili bulut tatlısı. gözümün önüne gelen şeyi tarif bile edemiycem ama bi'gün yapar ikram ederim hepinize. efet. ağzım sulandı. afiyet olsun.

1. Mel Gibson'dan nefret etmek için üç (sayı ile 3) neden yazın, gerekiyorsa bu nedenleri açıklayın. (30 puan)

1-Isa'nin cilesi 2-O yagli saclari 3-Cemcuk agzi

2. Erkekler toplu taşıma araçlarında neden yanındakine bıraktığı alanı düşünmeden bacaklarını sonuna kadar açıp oturmayı kendilerine hak görüyor olabilir? (40 puan, bir gün bu konuda bir şarkı yazıcam anne)

Karsisinda oturan bir erkekse sidik yaristirmak, kadinsa nisan almak, karsisinda kimse oturmuyosa havalandirmak gayesini guttuklerinden.

3. En fazla üç kelime kullanarak, dünyanın en lezzetli olabilecek hayali tatlısına bir ad koyun. (Hatalı yanıt örneği: "Sütlü Nuriye" (neden? çünkü zaten var), Doğru yoldaki yanıt örneği: "Çimene Bakan Prenses") (32 puan)

Duriye'min gugumleri kurabiyesi

cok calistik da olmadi mi ? oldu. o zaman daha cok calisalim. daha guzel olsun.

Bugün Konuşanlar:

Erdoğan XXX
Tayyip XXX
Recep XXX

Bugün Yarışanlar:

35 hvv 53 XXXXX
Ambulans XXX

Bugün Kapışanlar:

Deniz XXXX
Abdullah XXXXX

Bugün Buruşanlar:

Çarşaf XXXXXX
Bir Takım A4 XX

Bugün Kavuşanlar:

Brandon XX
Bruce XxX

Bugün Tartışanlar:

Seçil Amrağ X
Anıl Gökpek X²

Bugün Kırışanlar:

Gömlek XX
Pantolon XXXXXX

Bugün Yakışanlar:

Ayakkabı XXXX

Bugün Çatışanlar:

Ayrılıkçı Militanlar XXX
Bütünlükçü Militanlar XXXXXX

Bugün Çarpışanlar:

Kimi Otolar X

Bugün Kokuşanlar:

Rafta Çürümüş Patates XXXX
Tat Kırmızı Sebze & Meyve Suyu XXXXXXXXXXX (bir ay önce açılmış, beğeniye uymamış)

Bugün Yanlışanlar:

O Halde Yarın Anlat XXXXX

Bugün Yaklaşanlar:

Dünya XX
Mars XXX

Bugün Çalışanlar:

Birleşin XXX
Zincirlerinizden XXX
Başka XXX
Kaybedecek XXX
... XXX

Bugün Karışanlar:

Babam XXXXX (Oğlum erken yat kalkamayacaksın)

14/08/07
23:44
bornova

Soru 1. Mel Gibson'dan nefret etmek için üç (sayı ile 3) neden yazın, gerekiyorsa bu nedenleri açıklayın.

Yanıt: 1-Mad Max, 2-Mad Max 2, 3- Mad Max 3

Soru 2. Erkekler toplu taşıma araçlarında neden yanındakine bıraktığı alanı düşünmeden bacaklarını sonuna kadar açıp oturmayı kendilerine hak görüyor olabilir?

Yanıt: Psikosomatik bir rahatsızlık olması kuvvetle muhtemel. Yanisi: "Bacaklarımı kapatamıyorum kusura bakmayın bağğyan, zira fizyonomik bir şiddet ve şişkinlikten mustaribim, ne kocaman değil mi? Elbette ki bu gece boşum." biçimli şizoid olduğu denli beklenti dolu iç monolog nedeniyle..
(Not: Hocam bu konuda yazılmış bir şarkı hali hazırda mevcut: Bkz. Korku - Yaşar Kurt)

Soru 3. En fazla üç kelime kullanarak, dünyanın en lezzetli olabilecek hayali tatlısına bir ad koyun.

Yanıt: Tepedeki Çimenlik Turtası

13/08/07
23:44
bornova

Aşağıdaki konuyu örtbas etmek niyetiyle, Temptasyon Necla ilk ödevini veriyor:

1. Mel Gibson'dan nefret etmek için üç (sayı ile 3) neden yazın, gerekiyorsa bu nedenleri açıklayın. (30 puan)

2. Erkekler toplu taşıma araçlarında neden yanındakine bıraktığı alanı düşünmeden bacaklarını sonuna kadar açıp oturmayı kendilerine hak görüyor olabilir? (40 puan, bir gün bu konuda bir şarkı yazıcam anne)

3. En fazla üç kelime kullanarak, dünyanın en lezzetli olabilecek hayali tatlısına bir ad koyun. (Hatalı yanıt örneği: "Sütlü Nuriye" (neden? çünkü zaten var), Doğru yoldaki yanıt örneği: "Çimene Bakan Prenses") (32 puan)

Sınav sistemimiz, üniversal sınav stresi standartları gereği 102 puan içermektedir. Katılımlarınız birer dilim Çimene Bakan Prenses'le ödüllendirilecektir. İstediğiniz sorudan başlayabilir, hatta o soruyla da bitirebilirsiniz.

PS: Şimdi düşününce, süper gelişmiş bilinçaltımı kullanarak 3. soruyu bi yerden araklamış olabilirim gibi geldi. Hatırlayan olursa bi zahmet hatırlatsın.

Israrlara dayanamadım ve geldim. (Israr tekil de havalı olsun diye ben şişirdim.)

Hatta yazıyı daha havalı yapmanın kimi inceliklerini de kullanacağım ki suyu çıksın.

Kısa cümleler. Şimdiki zaman. Dibine vurulmuş, manasızlaşmış bir kişiselleştirme. Birinci tekil şahıstan öte bir "tekinci benim şahıs" çabası. 3 noktalara gıcığım, bir, iki ve dört ile bir alıp veremediğim yok....

Hatta formül budur:
.²

Sağlaması ise şöyle:
.³

Tüm zamanların en kapsamlı "bugün konuşanlar" listesini, "bütün konuşanlar" başlıklı proje kapsamında gerçekleştirmeye çalışmaktayım. Hepinizin değerli katkılarını bekliyorum. (Katkılarınız değerli olmasına değerlidir ancak proje nihayetinde yalnızca benim adımla anılacak, önsözde bir kuru teşekkür edersem öpün de başınıza koyun, delirtmeyin beni.) İşte linkimiz, tıklayın:

http://butunkonusanlar.blogspot.com/

Kimler var peki bu bütün konuşanlar listesinde?

"Lukacs diye bir Macar köylüsünü getirip burnumuzun dibine dayadılar, estet diye." lafıyla yıldızı parlayan Nişantaşı entelektüeli Hamdi Efendi Hazretlerinden tutun da Zeytindağlı vatandaşlara hitap etmekteyken "Sevgili Zeytinyağlılar!" diyen Turgut Özal'a dek ortadoğu ve balkanların tüm renkli şahısları bu mümtaz listede olacaklar. (Sizlerin değerli katkılarıyla elbette.)

Yeterince laf dokundurduğumuza göre (ölçütümüz Levent Kırca'dır - hayır Ali Kırca değil, yaşasın grekoromen mizah!) artık apolitik terennüme kaldığımız yerden devam edebiliriz.

Ben Kaan Ilgaz, Anıl Gökpek'in alter-egosuyum. Çok konuşmaktır huyum. Kafiyeden tiksinir bir 3. yeniyim.

Uyuyamıyorum
Memleketimin hali
Beni seslerle uyandırdı
Oturup y a z ı y o r u m
Çünkü ben artık o e s k i ben değilim
Ben şimdi ıssız bir telgrafhane gibiyim,
Durmadan sesler alıyor
S e s l e r veriyorum
Uyuyamıyorum

Bu şiirimiz anlamca olmasa da şeklen bir Cyrano De Bergerac güzellemesidir. Anlayan beri gelsin.

BUGÜN KONUŞANLAR:
Cyrano: XXXXXXX
Stephen Hawking: XXX
Chuck Palahniuk: XXXX XXX XXXX
13/08/07
23:33
bornova

ödev

daha önce verdiğim ödevleri yapınız, ayrıca temptasyon nejla'dan ödev bekleyiniz, ben havuzlarda yüzüyor, güneşlerde yanıyorum anacım.


Brandon yolda, Casdechute iki dakika evvel verandadan buyurdu "Nissy! Nerdesiin?" diye, ben de ayakkabı çılgınlığına tutulmuş bir vaziyette Christian Louboutin'leri kesmekle meşgulum. Pembe bir stiletto bot vardı koleksiyonda ama nette görme şansına erişemedim. Hayattan son iki beklentim; kim-olduğunu-bilen-bilir çılgın bir koca ve super skinny kotumun altına giymek için böyle bir stiletto bot. Çok lüzumsuzum, çok tüketiciyim, lanet olsun, parazitim! Ve bu halimle pek iyiyim.

Yeri gelir Tarlabaşı'na ineriz, yeri gelir bahçelerde rakı içeriz, ben demiştim ama kimse inanmamıştı, ben büyüyünce Paris Hilton olucam.

Guugıl her adımımızı izliyor, ben şahidim XXXXXX
Brandon kod adlı uzay aracı lütfen bir ödev koysun artık XXXXXXXXXXXXXXXXX
Yoksa Temptasyon Necla koyacak XXXXX
Murathan Mungan şiir yazmasın XXXXXXX
Cameron Diaz çirkinlikten ölmesin ama bunu kabullensin XXX
Biri bana "Ne kadar negatif bir insansın hoşt pişt" desin XXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Sevgilim tatilden dönsün XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Bi kişi de yüklediğim torrentı indirsin allasen XXXXXXXXXX
Mel Gibson kel kalsın XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX (evet en çok bunu istiyorum)

ıslak mendillere yeni tasarımlar, carmen elektra'lı, jenna jameson'lu, amatör pornoculu, normali 750, tasarımlısı 2 abi XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/

80'ler ingiltere'sinin rock sound'u çorulmak suretiyle kurulacak bir şapka çıkartıcı grubun adı The Thes olsun isteriz XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/ (bknz. the smiths)

rüyalarımız gerçek olsun isteriz XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

ki bu öğlen uyuduğumda hafiften bir lain tadı yakaladım kendimde. evet bilgisayarlarımız, televizyonlarımız ve kadavralarımız vasıtesiyle psyche'yi de görürüz, umut da sır saklar, yılmaz da ambale olur XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

ne dedim ben?

sagol...

acilman kirk saat surdu

ayrica bacaklarimin bir gun ambalaj kagitlarini susleyecegini hayatimda dusunmezdim

ama dusunmemek bazi seylerin olmasina engel degil

arkadaslar siz siz olun bacaklarinizi orospik orospik pozlarda insanlara gostertmeyin


simdilik mimuncanaysenazbayirgil ile birlikte tatilimizin doruk noktasina ulastik

kendisi kirksaat photoshopta bi skim yapamamakla kalmayip ayni zamanda

gulmekten kirilmak suretiyle yazi yazmami da engellemekte

miuj

SAYIN OGEDAY BEY
gulmekten gobek kaslarim kendilerinden gecti,
tabi ama
-osururken gulmek vs. gulerken osurmak-
bu sinir bozuklugu ogedayin bacaklarinin benden guzel olmasi mi
yoksa gecenin unutulmus bir korunde o guzelim bacaklardan ambalaj kagidindan baska bi'sey yapamamis olmamis mi?

sanirim cok deneyseliz der oge

diyaloglar:

fik fik fik fik
abi neye guluyosun sen?
fik fik nkakahah

abii ne oluo ?
hehehehehelel fik fik

double fik fik fik
double kih kih

osuramiyorum ama en azindan gegirebilirim

agh agh
space-tik
olmak ve olani bulundurmak.


bu arada gordugumuz baglami size iletmekten gurur duyariz:

sabahtan beri adamlarin bacakalarina bakarak cesitli yorumlar yaptik
sonra geldik yanindaki kizlari onlara layik gormedik

ama sari pipi tasti yaaa
zavallim gul falan almiks kartoloz karinin tekine
masada romantizm esio

ulan ne balli kari ya

olm bu kadar yakisikli adam bu kariyla dolasiosa kesin ya gerizekalidir ya da hirbo

yaramasss bize

sonra AKSAM bacaklari
sabah isigi bacakalri
ve de gun ortasi bacakalri


cok mu muhim?
cok mu vahim?
durumumuz:
disconnected.

Herşeyleri yitirdiğim yerdeydim. Boşluktaydım. Tek başımaydım. -SİZLER NEREDEYDİNİZ?- Öylece, görmeden boşluğa bakıyordum. Vücudumun ağırlığını duyuyordum yalnız. Dayanılmaz, çekilmez bir ağırlık.
Yüzyıllar yaşamışcasına yorgundum. Gri duvarların içinde oturuyordum. -BİLİYORUM, SİZLER CEHENNEMİN DİBİNDEYDİNİZ.- Sürekli bir suskunluk içindeydim. Katılıp kalmıştım. Herşeylerin yitirildiği yerde.
Duvarların ittiği, sıkıştırdığı yoğunlaşmış hava gözlerimden, kulaklarımdan içeri dolup, soluğumu kesiyordu. Gözlerimi yumup, kulaklarını tıkamak kurtuluş değildir. Zaten kurtuluşu uman kim? Tek istediğim biraz daha dayanabilmekti.
Ansızın bir çılgınlığa kaptırdım kendimi. Hiç telaşsız, kolumdaki saati çıkardım. Hızla yere çarptım. Ufacık parlak parçalar taş döşemeye dağıldı.
Soluğumu tutup bekledim. Yeryüzündeki bütün saatler durdu o anda. -uzaklarda, bulutların sardığı bir yerde bir genç adam başını karanlık gökyüzüne kaldırdı. Kollarını, kendini aşmak ister gibi gerdi. Derin derin soludu. Sonra yığılıp kaldı. Ölmüştü.- Kopkoyu bir suskunluk.
-KENDİ KURDUĞUNUZ DÜZENİN TUTSAĞI OLAN SİZLER, GÖZLERİNİZ BAĞLI, DOLAPLARI DÖNDÜRMEKTEYDİNİZ.-

-----------------
Neymiş? Hepsi fasarya. Ye iç çoş gez başka ne ister bu şen gönlüm.
bir seni, bir beni. düşelim yollara. ben senin suyundan içeyim, sen benim ekmeğimden ye.
oturalım bir köşese kahve içelim, iki sevişelim. akşam olsun biraları devirelim.
yine sevişelim. sonra sen git, başkası gelsin. tutsun elimi. dönmedolaba binelim.
sen ister bekle ister bekleme. gelsen de olur gelmesen de.
başkası gitsin, digeri gelsin. alsın beni havalara uçursun.

Üçüncü kişi, tekil.
Eğleniyorum. Düpedüz eğleniyorum. Farkında değiller. Bu, eğlentimi yoğunlaştırıyor. Kestiremiyorlar. Aldırmamazlık edemiyorlar. Usul usul yaklaşıyorlar ellerinde olmaksızın. Merakın dürtüsü mü desek... Sonra ansızın kaçışıyorlar çığlıklar atıp, birbirlerini çiğneyerek. Ürküntüleri görülecek şey. Eğleniyorum ben. Öyle yüzleri çarpılmış, gözleri uğramış dışarı, gülünç çırpınmalarla öyle... Dinginliğimi bozmaksızın, düğmelerimi ilikleyip yei bir sigara yakıyorum.

Aman, tutturamadık.

ben doğmadan çok çok evvel anlamlar denizinde boğulan biri kız biri erkek iki kişinin ne suçlar işlediğini bilememiş olan annem, elinde kolalı bezi, içinde çektiği bir nefes (ki yıllar yılı bırakmamıştır aynı nefesi, çürüm çürüm çürümüştür şimdi kim bilir) pencerenin başında oturdu ve canının dünya meyvelerinden çekmesini diledi, bir umut. ciddiyetsizliğini meşgale edinmiş bir ailenin bir oğlu babam ayağını paspasa sildi, kapıyı sonra çaldı, kimin o saatte odalarda koştuğundan emin. evin önünde bürokrasi sokak, arkasında askeriye caddesi, tozlu tozlu yanıt verdi kapı, kimdir o? annem kapıyı açmadan önce bürokrasinin ötesiyle askeriyenin berisi boy'na bostanlıktı.

çıngıraklı yılanlar gibi ses çıkaran koyu mavi bir araba, kırmızı bir topa benzer ev evladiyesini ankara kışlarının çamura ve aceleye bulanmış karlı yollarında yuvarladı durdu. götürdüğü koca binanın çivisi çıkmış tahta zemininin üzerine çok sakin ve sessiz bir "tokk" sesiyle düşen evladiye, öğretmeninin sözünden hiç çıkmadı ve her evladiye gibi o da minimini bir kız çocuğunu kucaklayıp içinde farelerin fransızca öğrendiği tuvalete götürdü, sağır dilsiz taklidi yaptı, kirli dudaklarından öptü. o günlerde o okulun etrafı boy'na bostanlıktı.

güneş yakıyor ay yakıyor evladiyenin saçları kirli rüzgarlar gibi kokuyordu. her nasıl olduysa o kapalı, o içine çekilmiş şehirden uzaklaşır uzaklaşmaz bir deniz meydanına konmuş, büyümüş, serpilmişti. tam o zamanlarda bir bedeni olduğunu unutmuş, sadece kafadan ibaretmiş gibi yaşamakta idi. gözleri sınırlayan duvar diplerine oturmuş yeni çıkan uzuvlarından konuşuyordu oğlanlar. onlara katılıyor, onlar gibi konuşuyor fakat onları anlamıyordu. eve giderken koştuğunun farkında bile değildi ki acı duysun içinin dalgalanmasından. evladiye cühelalığına bir çift çorap giydirirken orlağ burlağ şurlağ boy'na bostanlık ve oğlanlara aitti.

bir gün annem uyanmadığında evladiye artık saçlarını kendi taraması gerektiğini anlayıp topyekun ellerinde jilet topyekun lavaboda kıl gülümsedi karşısına. oğlanlar aralarına birinin daha katılmış olmasını kanıksamışlardı vakit geçmeden. ne var ki şehr'i vaha artık evladiye için farklı bir yerdi ve anlayamayacağı hızla küçülüyordu elbiseleri, bilekleri paçalarından taştığında bir eti olduğunu farkedip sessizleşti, büyük eylemleri bıraktı, yorulmamalıydı ki yorulan annemi görmekteydi artık her sabah. o zaman bütün dünya boy'na bostanlıktı onun'çün. ve onun idi.

kuşların göç edişini gördüğü gün, ya gidecek ya da bir eve zorla girip... bu ikilemin düğümünü iliğinde hissettiği gündür. uzak mesafeli tüm konuşmaları es geçerek babama nispet gönlüne kısmet kaldı, kaldı ve bir silsile halinde hatalı zar atışları, beyaz topu deliğe yuvarlayışları, faullü vuruşları, kart çalışları hasıl oldu. çimlerde yuvarlandı ve ağzından köpükler saçtı, aşırılığı özü belledi, havaya sıçrayıp parçalandı, parçaları çiçeksiz bitkilerin yapraklarına döküldü. daha geçen gün dinlediği bir şarkının kime ait olduğunu hatırlayamayışından büyük nümayişler çıkardı ve bıyıkları ter içinde kaldı, odasına girdi, sesini kıstı, uyuyakaldı. odası bir ucundan bir ucuna yazıyla dört metrekare boy'na bostanlıktı ve onun içindeydi.

tesadüfen rastladım size diyemeden bir kadıncağ'zın eteğinden tutup toz dolu yollardan, yolların ritmine uygun adım geçip gitti. ellerini kavuşturdular, elleri kimseye yalan söylemiyordu, evladiye kadar kadıncağız da heyecanlı ve limitlerini aşmış idi. tanışalı beri ay yıl gün hafta ve saat hesabı yapmayı imkansız kılacak biçimde zamanı bükmüşler, bir ömrü birlikte taşımış gibi birbirine pek alışmış ve vedaları hep erken gelmiş saymışlardı. bir gün eski bir şehrin pislik kokan tren garından tarihi denen şeyi defalarca nerelere götürdüğü bilinmez bir trene atlayıp ay'a gittiler, rötarlı rötarsız. ay'da isimlerini unuttular ve şu küçük uyduda orlağ burlağ şurlağ boy'na aynalıktı ve onlarındı, öbür taraftaki kendilerine dolanıp düştüler, sarılmış bir biçimde uyuyakaldılar.

ayrıca bknz. http://ttku.org/2007/08/gum.html

Ben küçük bir kız/oğlan karışımı çocukken, satıcı olmak isterdim. Bir arkadaşımın ailesinin dükkanı olsa özenirdim içten içe. Kasada durup mal satmak, karşılığında para almak ne de hoş gelirdi sevimli minik pembe beynime. Harçlığımı biriktirirdim, hesabımı bilirdim. Biraz büyüyünce bu paramla önce kasetler, sonra CD'ler alır alır, müzikler dinler, öğrenirdim.

Sonra büyüdüm, üniversiteye gittim. Üniversitede de paramı biriktirdim, giysilerimi kendim aldım, aileme "harç ücreti 10yüz3 milyar" gibi yalanlar söylemedim, ayın sonunu hep rahat getirdim. Borçlanmamaya çalışır, borcumu mutlaka öderdim. Cimri de değildim, alışverişe tutkun oldum. Kiralara ne paralar akıttım, birbiri ardına elektronik eşya aldım, rocobop kadar teçhizatlı bir hale büründüm. Ama tutumluluğu elden bırakmadım, hesabımı yaptım ihtiyacım olmasa da.

Kendimi hayal ettiğimde kusursuz bir top gibi başlangıç ivmemle yuvarlandığımı düşünmem gerekirken, son zamanda kendimden utanır oldum. Paranın hesabını bilmek ayıp, gireni çıkanı hesaplamak küçük hesap yapmak oldu. Hesap yapmak ayıp değildi, yeter ki büyük olsun. Ama benim hesaplarım hep küçüktü; "onu alsam noluyor", "bunu satsam nasıl olur"du - işin kötüsü bu düşüncelerden pek bir zevk alıyordum, alıyorum. Ama sanki insanlar uyduruyordu bunları, onlar benden daha para odaklıydı, ben içtendim en azından. Yok ama, belki bendim pislik olan, ay sonunda parası artan bir ben olduğuma göre, bendim paraya önem verip saklayan.

Anarşik abiler beni beğenemezdi bu halimle; alışveriş bağımlısı olmuş, hesap yapan küçük domuzcuk olabilirdim belki de ben onlar için. Belki her şeyim vardı ama daha çoğunu istiyordum, birine ulaşınca diğerine geçiyordum. Hepsine değer veriyordum, ama birer hedef gibilerdi benim için pratikte. Alışverişe bağımlı olmak yalan söylemekten kötü bir şey miydi? Feminist nutuklar atarken çok PC'ydim de, yaşamak için eşyalara mı ihtiyaç duyuyordum? Hayatımın bütün heyecanı alma eylemine mi bağlıydı?

Ben zaten hep böyleydim, biriktirirdim, arşivlerdim - kullansam da kullanmasam da hepsi orada olmalıydı. Sahip olma duygusuyla bdsm ilişkiler içerisindeyim. Nedeni bilinmez, sonucu bu. Utanmak istemiyorum bu yüzden. Ne kadarı ayıp, ne kadarı doğru, ne kadarı ucuz, ne kadarı saçma ben bilmiyorum. Kendimi idare ediyorum diğerlerinin arasında her zamanki gibi. "Benden nefret etmeyin, sizden nefret ediyorum ama ilginizi çekmek istiyorum." İstekleri bitmeyen, ilgi odağı olmaya bayılan, her şeyi fazla düşünen küçük hesapların sevgilisiyim ben. Kendimden nefret etmem, sıkışırsam sizden ederim.

PS: Bu yazının ilk girilme sebebi, TTNET'in yeni kampanyasını duyurmaktı. Daha fazla hız, daha büyük arşiv, ohş mothafucka.


 

Bugün Konuşanlar | Kollektif Beyin Boşaltma Saçmalama Saçmalatma Çarpma Çarpılma Çarpılama Alanı | 2007-2009 | Tüm Hakları Çamaşır Dolabının Çorap Çekmecesinde Saklıdır