özet

Senelerce hayalini kurduğum gibi boş, bomboş olmak XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Yeni şeyler dinlemek Bach'ı çok çok özlemek XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Başka şeyler dinlerken Bach'ın müziğine aşık olmak XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Bach dinlemeye gün ayırmak, o günü beklerken hafif bir kalp çarpıntısı, yanakların pembeleşmesi
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Dayanamayıp birazdan dinleyecek olduğumu anlamam XXXXXXXXXXXXXXXXXX

Sigara içmeye mutfağa yollanma düşüncesine günde yirmi kez kapılmak XXXXXXXXXXX
Mutfağa gidiyorum gelicem XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Dönünce sınav sorusu hazırlıycam XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

outro'nımla gece konuşmaları, şehrin ezanları gibi XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
ağır roman XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
arabesk kafalar XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
turistik bakış değil içimde yaşıyor valla XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
türk popu türk rockı yalan açıkçası XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
dimitrokopulo XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/

Bir film klişesi olarak; oyuncu olmayan celebrity'lerin (mesela bakınız ağır roman'da k.iskender) genellikle çok kötü bir performans sergilemesi, rezil piç etmesi filmi.
Bi de, Müjde Ar iyi bi oyuncu, ama oyunculuğu berbat, yu nov vat ay miğn.

Lale Mansur geldi aklıma şimdi, o da yen filmde oynasa da eğlensek XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
bi de oge istanbul'a gelse, ucuz şarap içsek, şarkı söylesek, yemek yapsak XXXXXXXXXXXXXXX

herkese özlem de, en çok o'na XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
sabah kirpiğimde gece duamda XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
"aklımın odaları senle doldu taştı" XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/

Valla uzak kalıcam, yazmayacam , vizem var falan ayağı ama okudum okudum güldüm, allah sizi bildiği gibi yapsın. Buyrun doughnutlarınız, anca bu kadar benden. Devam edin anacım. Bir tv ekranı gibi bakıorum size ilgili gaze'lerlen.

şekil öz a-1
Klişelerin Emine S. Beder'ine el atacak olmaktan gurur duyduğumu belirtmeliyim öncelikle.Günlerdir evvel zamanda izlediğim filmleri tekrar izleyip zaman kaybetme hobisini yapılandırmaktayım.Ve artık ruh kaşıntısı mı nedir bilmem ama aksiyon filmlerinde boğulurken buldum kendimi ve hatta bu konuda malum olmuşçasına 'ulan ne klişeler var içlerinde ,hey hey,' de dedim.
Sektirmeden her filmde donut görüyoruz.Görmüyoruz diyen varsa alttaki arkadaşlardan birisi çıkışta hortumla bekliyordu.Sizi oraya yönlendireyim.Her filmde kişiler donut alır-kutu içinde-onu tüketirken bir olay çıkar donutları bir yere fırlatırlar ve aksiyona yol alırlar.Burdan donut klişemizin 1. dereceden bağlı olduğu amerikan filmlerindeki polis,fbi,cia ve daha niceleri oluşumlarında bulunan muhtemel başrol ve ona yakın rollerdeki amcalarımızın ,teyzelerimizin saçma sapan,kabız sonrası -ve during(tam da fatih terim telaffuzu ile)kabız- tavırlarını görüyoruz.
Mesela Se7en filminde Brad Pitt dünya ahret kardeşim sezon sonundan bol bol mutferfucker,asshole,piece of shit etc etc almış ki bunları filmin her bir karesine eşit olarak dağıttı.Yine diğer polis görevlilerine ve katil olan-sağım solum izlemeyen spoiler-fotoğrafçı amcaya burası benim vişne bahçem,donut da yerim kahve de içerim ek olarak shut the fuck up da derim kontenjanında saldırdı.
Sonra sonra aklıma The Heat adlı De Niro ,Al Pacino(val kilmer'ı unutmam) düetisyenliğinde seyreden film geldi.Orda da klasikleşecek moda giren oyunculukları ile fink atan iş bu yukarıda adları zikredilmiş amcalardan Pacino'muzun coştuğunu hatırlıyorum.Muhbir bir arkadaşa son derece piece of shit muamelesi yapıp,işime gelene hay hay,işime gelmeyene bay bay demişliği de olmuştur.Hele ki hata yapan ortaklarının yanında çılgın atışları vardır ki bu da cabası.
Bu iki filmde çok fazla donut&çılgın atan polis memuru senkronizasyonunu belki göremedik ama onlar göbek bağı ile birbirine bağlı.Öyle ki ben bahsettiğim gibi tribal,kafasına göre operasyon yapan,giriş iznini sallamayan kütenk diye mekana dalan,burundan silah sokan bir polis görsem aklıma pavlov'un köpeği kadrosundan donut geliyor.
Dizi de sokalım araya Heroes dizisinde akıl okuyan polis memurumuz da donut bağımlısıdır ve hatta sonraki bölümlerde de -hani gelecekteki halleri var ya canım ondan bahsediyorum-(has spoiler)ali kıran baş kesen, kazıklı voyvoda,uysa da koyarım uymasa da koyarım tadındadır.tadından yenmeyendir. şekil a-1
(bu da sinirli gözükmese de donut ile yek vucut olmuş bir amerikan polisimiz.)

Odada saatler geçirmenin getirdiği amnezi nedeniyle alakalı diğer filmleri hatırlayamıyorum.bu noktada yorumlarınız beni var edecektir.
saygılar.

tursu yemeyen insanları ve bogazlı kazak giyen erkekleri gercekten garipsiyorum.
benim icin tursu yemeyen insan ve bogazlı kazak giyen bi erkek birdir. ayrım yapmam. birine 50ytl harclık verirsem digerine de veririm. birine uyuz olursam, ki oluyorum, digerine de olurum.
bu yuzden hepimiz tursu yiyelim, erkeklere bogazlı kazak giydirmeyelim.
oh be.
yük kalktı üstümden.

itörnıl şansal ov dı toroğlu ermaynd XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
ve bu iğrenç espriye maruz kalan bir garip kaan ılgaz XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
izmir'i özledim XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
klişeye yer bırakmayacak biçimde, bilmem kaç sene önce çektiklerimin aynısı bu. belki daha bile fazla XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
neyse mülksüzler kendini yenilemiş gidin bi bakın XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/ (yokluğunda iyi halden cezai indirim)
peki ya nerde bu geçerken XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/ (yokluğun heç iyi olmadı)
ayrıca haavi bey sağolsun şu rachel's için XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX/
snob tavırlara katlanamıyorum artık hayır XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
bir kazak almam gerekecek XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
çok kitap okumalıyım, ders çalışmalıyım, vizeler XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
yok olabilirim, yokluğumda bolcana yazın, sorun, cevaplayın, değerlendirin, iksleyin, tam bir sınıf havası, bir başkan bir başkan yardımcısı, müdür ya da müdür muavini (bu laf da bana hep otobüsleri anımsatır), ya da yan sınıfın öğretmeni, anladınız siz onu XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

Bu kadarla kalır mıyım, kalmıycam. Espri düğmem bozuldu biliyorsunuz, nerde o günler ki bir zamanlar doğru çalışır hepimizi mesud ederdi, yok. Ama düzelmesi için bir son kullanıcı, kullanıcı, operatör oldugumun dünyasında elimden geleni ardıma kor muyum, KOR MUYUM ULAN?

Şimdik bir son kullanıcı espri düğmesi bozuksa öncelikle kullanım kılavuzunu (daha sonraki referanslar için kolay erişilebilir bir yerde aka el altında tuttuğu el kitapçığını) eline alır. Sahife sonlarda bir yerde Arızanın Giderilmesi bölümünü açar. Bakalım ne diyor

- Fiş takılı mı?
-Evet?

- Cihaz açık mı?
-Evet?

-Virüs koruma, güvenlik duvarı?
-Evet, Evet?

-Güncellemeler?
-Yapıldı

_Espri Yazılımının orijinal olmadığı, sağdan soldan hacılama olduğu, kaçak yüklendiği için kullanılamadığı, crack dosyasının da internek bağlantınız nedeniyle tespit edildiği bildiliyor?
-Yaaaaa?
-Yaaa.

Soruna böylelikle ulaşıyoruz. İlk el esprimiz kalmadı, Hepsi arak. Oysa ki bilen bilir nasıl da püritenim, bu kanlı dünyada püriten olabilmek de ayrı bir iyi yüzlülük. Ve, AMA diyoruz ki
ikiyüzlülük aklanmalıdır!
Göründüğün gibi ol, olduğun gibi görün, böyle bir dünyada yemez. Yememelidir.
Göründüğüm gibi olsam, ebleh olmam lazım, olduğum gibi görünsem paso ışırım koruyucu gözlük gerekir. Eldivensiz dokunmayın.

Şimdi değil mi ki iç maddem içiyle su dolu bir kap gibi ayrıktır, akım dolu bir kablo gibi farklıdır, bu nedenle göründüğüm gibi olsam elektrik veremem, olduğum gibi görünsem bilmemkaç vat elektrikle çarparım. Anlatabildim mi oğlum sezai.

Böylece MErküri gezegeninin öğretilerinden en kıdemlisini en muhteşemini üç yumurtayı beşe aldım matematiği ile aktarabilmiş bulunuyoruz. demek ki neymiş herkeşler espri yapmak için doğmazlar, bazıları saf sevimli, sevimliliğin kendisi bizzat kavramın öykündüğü nesne olarak orada öyle duruşuyla ilhamdır, filan.

-Sıkılan var mı?
-Evet?
-PEki....

uşak yemdi.
Gel gelelim plise şeysine
Katilin:
ayakları, ayakkabıları
en beklenmedik insan çıkması zorunluluğu
fazlaca hümanist? (ne demekse) bir alışkanlığı olması zorunluluğu (süt içmek, oya işlemek, hanım hanımcık olmak nerdeyse, kuşlarla yakın ilişkide olmak nıhahahaha)
kendi mantık/mantıksızlık çerçevesi içerisinde yüzde yüz masum olması zorunluluğu

İzleyicinin,
katilin işlediği cinayetleri onun varoluşuna uygun ve doğal bulması zorunluluğu
Katil için üzülme, katili anlama zorunluluğu

Kurbanların izleyicinin kahramanı olmaması zorunluluğu
Az tanınan ve üzerinde düşünmeyeceği kurbanların olması zorunluluğu
asıl kahramanın en sonunda detekdife yakalansa da her zaman aslında katil olduğu fenomenomoni

bu klişeleri taze sıktım, afiyet ola
aklımda da hiçkok vardı galba

öperler hojam

Evet, sıkboğaz ediyo olabilirim, ama bu çok çok basit konulu alıştırmayı unutmadan "esayn" etmem lazımdı, zaman sınırı yok ama tabi ki akışkanlık için kısa ve çok sayıda, hızlı tepkiler beklemekteyim. Arka arkaya bikaç post olabilir, hani alıştırma, hani saçmalama olduğu içün, yine özgür olceksiniz. Konumuz: Film ve/veya kurgu klişeleri. Buluyoruz, ama baydı artık yane diyoruz, hatta bi de dalgamızı geçiyor ve içimizdeki o minik pis yönetmeni okşuyoruz boyuna. Buyrun efendim.

Şınav

Ulan adiler, hepiniz yazdınız mı öyle güzel döktürüyosunuz ki. Teker teker notlandırmıyorum çünküm herkes çok enteresan bakışlardan çok güzel şeyler çıkardı ortaya, mest oldum ayrı ayrı. Çoğunun aklıma hiç gelmemiş olması ve valla lan demiş olmam cabası, gerçi çoğu zaman olan bişey bu da. Hepinize 100 üzerinden 150 çakıyor, başarılarınızın devamını diliyorum. Ödül olaraktan da....

Direkt bir mp3 blogunun linkini paylaşmaya karar verdim, zira blog tadından yenmiyor, helal olsun adamlara. Zaten hafif bi kafa uyuşması da ayrıca mevcut. Afiyetle...

bazı ev eşyaları vardır değişmeye mahkumdur.değiştirilmeye ya da.
değişmek ile değiştirilmek arasında kalan yegane şeylerdendir bana göre mutfak fayansı.hatta çoklukla değişmeye mahkum olan ,değiştirilme konusunda ise günün getirdiğinden,sibel can minimalizminden,maddiyattan daha fazlasını ya da en az iki tanesini sebep olarak barındırması gerekendir.
şimdi şimdi hatırlıyorum ben küçükken inşaatları izlerdim saplantılı bir şekilde,hani inşaata topu kaçan çocuk değil de inşaata topu kaçan çocuğu izleyen çocuk oldum.daha sonra şunu hatırladım mutfak fayanslarını ,onların desenlerini,fayansların temiz olup olmadığını,arasındaki dolgunun rengine göre yıllanmışlığını ya da hor kullanılmışlığını görmek için bakmış gözlerim bazı bazı.kimi evlerde şu 80li yıllarda her tarafı sarıp sarmalayan turuncu ve tonlarını barındıran farklı desenler vardı, kimisi geleneksel türk motifleri ile dolmuş taşmış,kimisi çiçekli böcekli,kimisi kabartmalı vs vs..
yeni bir şey almak ya da o yeni şeyi kullanmak insana çok enteresan bir his bahşeder.
işte ben o fayanslara baktığım zaman fayansların herhangi bir noktasında saklanmış o içte patlamış,kursakta kalmış hevesleri görüyorum.
gariptir mutfağını geçiyorken uğrayarak kullananların haricinde ev kadınlarının sığınak ya da mabed olarak gördüğünü varsaymak istersek,en önem verdikleri noktalardan ya da en çok zaman geçirdikleri noktalardan birindeki yenilik onların doğan gününün daha anlamlı olmasını da sağlamıştı kimbilir.
ama bu daha sonra eve geç gelen kocaya ısıtılan yemeğin buharı ile yorgunluğun sinirin toplamının yoğuştuğu yer olduğu ,
telaşla açılmaya çalışılan düdüklü tencerenin patlaması ile temizlenmesi şart olduğu için küfür nedeni olduğu,
sinir ile fırlatılan çatal,kaşık ya da bıçağın darbesi ile faili meçhul kırıklara sahip olduğu,
titizlik ötesi denemelerde en çılgın temizleyiciler ile aralarındaki dolgulara zarar verildiği zaman yamalı bir görüntü elde ettiği,
bir şekilde her türlü yağı bünyesine katmak amacıyla debelendiği,
için nefret neden olmalara dönüşmüştür kimbilir-kimbilir kimbilir kimbilirrrrrrr -
yemek yaparken söylenilen tüm şarkıların,sarfedilen bedduaların,bazı bazı gözyaşlarının muhatabıdır.
hepsinden öte vitrindir,her türlü soruna,kire,pasa rağmen temiz gösterilmeye çalışılandır
böylece mutlu olunmadığı halde aksi şekilde intiba bırakılması konusunda da bir numaralı maşadır.
bu noktada çok amaçlı ağlama duvarından farkı varmış gibi algılanırsa şahsımın sakal bıyık bırakmasına neden olacak olandır.

Mutfaktaki kullanımına gelmeden önce demlik kelimesinin "kök"ü olan dem kelimesinde duralım derim. Dem: an, kan, gözyaşı, esrar vb. gibi anlamlara geldiği üzere demlik an gelir insanın kendisi bile olur, bak o kadar diyorum.
Ama popüler kültürümüzde demlik kullanımını eleştirmem gerekirse, hocam, biz ki aygaz, doğalgaz mavi ateş çocuğuyuz demlik nasıl ucuzladı bana onu gösteriyor bu. Ne ateşimi kendim yakıyorum. Ne demliğimi kendim yapıyorum. Ne çayımı kendim yetiştiriyorum, ne de o bi bardak demli çaydan bir dem demleniyorum. Bu çaydan demlenmek mevzuatı uzakta kalmış uzakdoğu geleneklerinin son derece taocu bir uygulamasıdır biliyorsunuz. Her ne kadar bizde brit çay saati uygulaması geçerli ise de aslalolan hiç değilse özüme yakın gelen hadi yücelttiğim diyelim artık yalnızca hayalleri süsleyen uzakdoğu stili çay törenidir. Orda çayla birlikte demlenen insandır sanki. Gerçi bu tip ritüellerin alıcılarından yüzde doksandokuzu belki de daha fazlası batılı alır, hakikatı gizli kalır, vesselam

ne istiyor eylül hanım? özetle: Mutfak fayanslarının insan ruhu üzerindeki etkileri ve ev kadınlarının psikolojisi üzerine... hede höde:)

şimdi şöyle;

ben vaktiyle doğaltaş işinde çalışmış biri olarak, üzerime afiyet, bu yüzey kaplama taşları ve benzerlerinin üretim aşamasında olsun tüketim aşamasında olsun böyle bir etkiye sahip olduklarını biliyorum, gördüm, oradaydım.

hiç seksist yorumlar yapıp kadınlar ile sınırlandırmayalım. erkekler de ellerine bezi alıp mutfak tezgahı ya da fayansları üzerinde kurumuş çayın üzerinden geçmiyor hatta üzerine bir sigara yakmıyorlarsa eğer bunun tek nedeni kalas olmaları ve öyle görünmeye devam etmeye kasmalarıdır:) bir fuar standı kurulumunda kendimi kırılmış bir mermerin yüzeyindeki lekeyi silerken bulduğumda durumu çaktım: budur.

hani toz konduramamak diye bir laf var ya, o budur işte.

hani 75 yaşına gelmiş hülya avşar'ın çirkin yönlerini görmemeye çabalayıp hala kendisine güzel çıtır muamelesi yapıyoruz ya, aynı şey, hiç farkı yok. mutfaktaki fayans, tezgah üzerindeki mermer, basamaklardaki granit... hiç farkı yok, o güzelim yüzey pırıl pırıl değilse rahatsız oluyoruz yapımızda var. erkeğin traş olması, kadının makyajı-toniği... hep aynı terane:)

-------------------------------------------------------------------------------------------

bir de hepimizin içinde yaşayan muhasebeci/mimarın payı var:
fayansa dalıp uzun uzun izlemem, parçaları saymam, eksikleri hayal gücümle tamamlamam diyen yoktur. (varsa bugünkonuşanlar çıkışına gelsin, hortumla dövücem:D)
uzun tuvalet seanslarının kültürel çalışmalarında mizah dergisi okuma ve deterjan paketi okuma etkinliklerinin ardından ilk üçteki yerini almış olduğuna da şüphe yoktur. (şüphesi olan varsa nerede bekleyeceğini biliyor sanırım.)

bir de DAFT PUNK'tan Harder, Better, Faster, Stronger var ki konuyla hiç alakası yok, fon müziği olsun dedim.

12:41

evdeki fayanslardan oldukça uzağım.

12:49

işe dönmem gerek.

13:05 (devam)

evdeki fayanslara oldukça uzağım. gerçi evdeyken de pek yakın değiliz birbirimize. uzun sohbetlerimiz olmadan, arada iki kelam edip kaçarım yanından.

. . .

- içses - bir kahve yapayım kendime ben. kahve nerdeydi ya? (o sırada elimdeki fincanı fayansın üzerine bırakırım)
-fayans- takk !
-içses- evet ya, şurdaydı. sağol.

. . .


 

Bugün Konuşanlar | Kollektif Beyin Boşaltma Saçmalama Saçmalatma Çarpma Çarpılma Çarpılama Alanı | 2007-2009 | Tüm Hakları Çamaşır Dolabının Çorap Çekmecesinde Saklıdır