Vay canına sayın seyirciler mor bir duygu yumağı şu anda gökyüzünden üzerimize doğru son hızla gelmekte. Seyirciler yanımda seyirciler, ve de gözlerini kocaman açmışlar eblek eblek bakıyorlar… Güneşe doğru değil bu sefer, o yumuşak dairesel hatlara sahip mor duygu kitlesine. Bir huzur banyosu bahşedilirken bir apartman dairesindeki adama, günün kirini yıkamaya çalışan bu adama bir sürü huzur banyosu bahşedilirken, bu adama sayın seyirciler mor bir duygu kitlesi düşecek gibi duruyor. İlerliyor, son hızla. Vay anasını sayın seyirciler. Spermin yumurtaya ulaşmak için kat ettiği çaba bunun yanında halt etmiş seyirciler. Deep impact olsun diye yavaş yavaş ilerliyor gözlerimizde, unutamıyoruz o anı. Herkesin gözleri yeni sudan çıkmış balıklar gibi açık. Bense sayın seyirciler kameraman arkadaşımız ile bu meydanda durmuş şaşkınlıkla olayı izliyorum. Evet, duygu kitlesi dönerek geliyor. Bu yöne doğru geliyor acaba kimi vuracak sayın seyirciler. Yanımda makyajlarıyla çıtı pıtı oturan hanımlara mı? Acaba milenyumun duygu kitlesi kime vuracak. Bir piyango gibi sıraya dizilen insanlar hem şaşırıyor, hem de kitleniyorlar. Bu kitle büyüleyici. Bundan da öte sürükleyici, içine çekiyor sayın seyirciler. Dokunmak istiyoruz, o kadar yumuşak olabilir ki anlatamam size. Uçundan tutmak istiyoruz, bu mor duygu kitlesi hayatımızı değiştirecek, buna inanmamak imkansız. Lotomuz devam ederken tanrı tarafından yollanan bu nerden geldiği belirsiz kitle gözlerimizi adeta bizden çalıyor. Yavaş yavaş insanlığımızı unutuyoruz, biz o duygu kitlesinin içindeyiz. Biz o kitleyiz. Hepimizin kalbi atıyor, biriz. Bekliyoruz kime dokunacak. Yavaş yavaş karar vermesini bekliyoruz, hepimize dokunuyor geçerken. Birer birer içimizde yumuşak bir anı bırakıp sonra bir başkasına geçiyor. Kelebekler, sayın seyirciler, kelebekler tek çiçeğe konarlar. O hepimize gönderildi; bütün bir insanlığa hediye. Ağlıyoruz sayın seyirciler, kalp kaslarımız eridi. Hatta ve hatta gözyaşları ne kelime. Bu duygu kitlesinin eşi benzeri şu güne kadar görülmedi. Bırakamayacağız. İslami feng shui temellerine göre düzenlenmiş bir dünyada putları kötü enerji yaydıkları için kapılarımıza koyamadık, ama bu kitleyi izninizle putlaştıracağız! Gerekirse bakacağız. Çoğu zaman çoğu düzlemde her şey Kâbe’ye bakardı. Artık bize bakacak, sayın seyirciler. Kitlemiz geldi. Geldi... Geldi...

XXXX

Bugün
Unuttum, gün battı ve gece ve deniz ve sahil ve çakıltaşları ve pergolesi ve herşey sayıklıyordu, dua gibiydi belki daha anlaşılmaz ama nefesti şüphesiz, kucağıma döküldü rüzgar, rüzgar dökülmez bilirdiniz, bilmeyiniz. hiçbirşey bilmeyiniz, bilgisizliğimiz dışında güzel bir oyundu izlediğimiz. tahmin edilemez bir konçerto söyleniyor, bazen sıra bize geldiğinde biz de söylüyoruz ama uzayda tüm dönüşün notası fa.

Kelimelerimi sattım ben. Kelimelerimden daha cazip görünen şeylere sattım, daha sisli şeylere sattım, daha belirsiz belki daha karanlık.

Gökkuşaklarımı evde bıraktım, sonra evi terkettim. Ya da kovuldum. Bu neyi değiştirir ki?

Bir sene önce bir şeyler yaptım, acı çektirdim. Şimdi aynı acıyı çeken benim, karma duy sesimi, ben bunu nasıl hakettim?

Her şeye rağmen, kimsenin kötülüğünü istemiyorum, kaybedebilirim hayatımdaki her bir piyonu, yeter ki şah mat olmasınlar, beklediğimiz gibi olacaksa hayatlarımız hepimiz mutlu olalım.

Ama ben bir çoğunuzun farkında olmadığı bir şeyin farkındayım ki hayat asla güzel olmaz.

Güzelmiş gibi yapıp sizi boka saplar. Sonra bir selam çakar ve gülümser. Siz ağlarsınız ya da kuvvetlidir göğüs kafesiniz, boğazınızdan öteye geçmesine izin vermezsiniz.

big boy!

bilmem... sabahın beşinde kalktım sanırım... yok, sizin boyutta buna 5 pm diyorlar...

ben kalktım kalkmasında da zor geliyordu lahmacunu sindirmek... evde yemek var, yemek yok... bu algı dahi karışmışken ben nasıl hareket edebilirim.

vefa sözü garip bir söz... gidiyorsun demek lil, git bakalım...
arkandan işeyeceğim, su dökmek lazım değil mi... tez git, tez gel misali...

rüyamda seni gördüm, bundan eminim. dikkatli ol ve bana haber et, neler olduğunu...

sabahın beşinde, beyaz şarabı ağzıma diktim... bu çocuğu seviyorum tanrım... elde edemediğim için kendime neler yapacağımı Tanrımız bilir...

sonuçta mika ile yatmak istememi kimse engelleyemez...

mika deliliği aslında hümanizmin yeni versiyonudur. kameralara oynamak ve de public opinion'u çalmak dışında değinmek istediği çok güzel terazi burcu mesajları var.

sevmesen de seveceksin diyor adam. daha ne. anlayın.

bazen içinizden şişmanlamak geçiyor bu şarkıyı dinledikçe, bilseniz o zaman duyguların ne kadar farklı olduğunu... yaşamanın ne kadar zor olduğunu...

zamanında 108 kilo bir insan olarak evet, big girl you are beautiful!

Landlord

Molly'm ve ben İzmir'e kaçıyoruz anacım, lütfen bu bilogun size de ait olduğunu ayan beyan edin biz yokken. Hepinizi seviyor ve öpüyoruz, iyi olun lütfen!

Odamın senelik temizliğini yaparken All dergisi mayıs sayısı geldi elime, işte bu aşağıdakiler zamanında bizi eğlendirmiş bi yazıdan seçtiklerim... resimlerin üzerine tıklanınca yazıları okunabilir sanırım..
















Bu arada template i değiştiren arkadaşı tebrik ederim, en sinir olduğum template i seçmiş, zamanında erszebeth de bloğuna bu skin i koymuş beni delirtmişti ki tepkimi insani ölçülerde kendisine iletmiştim. Şimdi ise beğenmiyosan sen yap gibi bi cevap alacağım, ve elimde olmadan bloğu hello kitty ve bilumum çiçekli böcekli kebelekli template lerle dolduracağım korkusuyla kuyruğumu sıkıştırıp kaçıyorum :) ... hepinizi sevgiyle selamlarım konuşkan dostlarım

holy.

kendimi kutsal hissediyorum.
bir üst benlik şeysi geldi, bilmiyorum.

duygularımı kontrol etme hususunda mükemmel gelişmeler katedip artık ne zaman ne istiyorsam onu hissediyorum.
bu sıkıcı bir şey.
çünkü çoğu zaman bir şey hissetmiyorum.

tepkilerim neden mi bu kadar abartılı, sanırım abartmasam tepki olmayacağından.
şimdi kutsal hissediyorum ama işte.

annemler yazlıktan gelmiş, babam eve 3 gündür gelmiyormuş ama benim haberim yokmuş bundan. neyse, bana neymiş. artık dertli insanları çekemiyormuşum. ben vefasız olmayı seçiyormuşum. psikoloji okumalıymışım.

tercih yapamıyormuşum.
sen ne dersin kuşum?

pluriexistentialisme kurulsun di mi artık?
ne zaman başka boyuta geçicez ya sıkıldım...
ne zaman mana'mız olacak.

ayrıca saat 7'de kafama düşen güneşi sevemedim. ne fütursuz güneşimiz bile.
hani nerede enerji? hani göster?
patlasana!


verdik, veremedik, aldık alamadık.
ben ne anladım bu ilişkilerden?
çok feci şarap banyosu yapasım var.
süt banyosu da olur.

çok feci kan kokusunu özledim.
teenager olmayı.

abi kandırılmayı özledim.
kanmak istiyorum.

o zaman kutsal hissediyorum.
ve susuyorum.

bu arada evet evet directionsforpest güzeldir.
bu arada evet evet template'i ben değiştirdim.
brandon ah sen var ya sen, know thyself know thine merry men.

ağrı-sıcak-danone-susuzluk-beirut-karın-pelvis-sıkıntı-eşya toplamak-telaş-üşenmek

ilk postumda bunlardan muzdaribim.sahte doktor diploması yapıcak birini arıyorum,kendim asla böyle şeyler beceremediğimden.bir adet islami şartlara uygun muayenehane açıp,demokrat parti ve onu çağrıştırıcak bilimum simge-renk birlikteliğinden kaçınarak dekore ettikten hemen sonra insanları güldürmek suretiyle iyileştirmeye uğraşıp beceremeyince pire avına çıkacağım.doğa'yı evlat edineceğim.okuluma 1000 adet palamut tipi insan dikeceğim.evet bunu da yapacağım.her arketipine güvenene 3 niçe öğüdü vereceğim.sonra da gidip kendime buzparmak alırım belki.

bakın bunu düşünün.niçe buz parmak yeseydi ne derdi?

next blog şeysi çok eğlenceli.

internet jinekologlarına sorarsan tam 11 tane hastalığım varmış. ama onu bunu bırak, karnımda kanama varmış, yani ağrının sebebi buymuş. ben napıyorum, bilgisaar başında bunları yazıyorum, eşyaları nası kolilesem diye odaya bakışlar fırlatıyorum bi yandan (evet yine taşınıyorum, kocamustaapaşa'ya), beyrut da beyrut diye diye scenic world dinliyorum.

molly güzel kahvaltı hazırlıyor, bi de kahvaltı ederken sadece yemekle kalmayıp konuşsak bugün tam olacaktı.

çamaşır makinası bozuk, içindeki ıslak çamaşırların yaydığı koku evi şenlendiriyor. kim kirli ve ıslaklarımı getirip yıkamam için kapısını açar? ya da kim bunları okur?

yılmaz'ımın hedayesini unutmuşum. dolu boş geçtim de, bi güldüren olsa yahu. tanrılar çıldırmış olmalı'yı izleyip sardırsak yine. hatta o kafayla buralara bişiler yazsam ben. neyse, buyur kardeş.

____________

templeyti kim değiştirdiyse (içimden bi ses miette diyor) manitu ondan ırazı olsun, elleri dert görmesin, böle hoşluk geldi içime billahi. ya ayrıca, hazır yeri gelmişken söyliyim, biçimsel değişiklikler yapabilirsiniz sevgili yazar kardeşlerim, hepinizi yönetici yaptım :)

trafik

Sarıyer ve kilyos tarafları çok acayip, insanlar o yola o trafiğe her gün nasıl katlanıp oralarda yaşıyorlar anlamıyorum. Hani koç öğrencilerini anladım, okullarına yakın, orada kalıp okula rahat gelip gidiyorlar da, hakkaten yaşanacak şey değil o trafik. Bir minibüs, bir otobüs, bir vapur ve bir dolmuşla evime geldim, bütün gün hareket etmek istemiyorum. Mor balonum vardı geçende almıştım, onunla oynamak istiyorum evin serin bir köşesinde. Last.fm'e de diyeceğim şimdi huzurlu müzikler dinlet bana diye.

ayakların hala büyüyor ve japon askerleri her zaman ilgimi çekmiştir zaten. bu kadar aleni olmamalıyım belki ama seni anneme götürmek istiyorum. filmlerdeki gibi kaat helva yesez ya, ben hiç yemedim?


Ölümüm senden olsun, dude.

__________

Anlayan biri şu biloğun templeytini değiştirsin rica edicem, çok sıkıldım.*

*Bir de, sık yazın ayol.


Bu yaz gecesinde, sıcaklığın 40 dereceye ulaşma sevdasının yanında ilginç bir şekilde insanlar hastalanmaya başlıyor. Bende bu hastalıktan nasibimi almış bulunmaktayım. Kışın aşık olduğum antibiyotiklerle koklaşma vakti erken gelmiş görünüyor. Bunun bünyemde oluşturduğu iki önemli durum var. Birincisi canım yanıyor, ağzımda katlanılmaz bir tat yaratıyor, ikincisi ise sigara içme isteğim körelmeye başlıyor. Dün gece salyangozlarla konuşurken Brandon bana sigara içmemem gerektiğini fısıldadılar. Sonra düşündüm bana hiç bir getirisi olmayacak gibi ve artık uzun Marlboro bile kısa geliyor, en iyisi bırakayım dedim. Artık boş sigarayı bırakmamız gerekiyor!! Hepinize sesleniyorum; artık sizin içinde uzun Marlboro kısa gelmeye başlıyorsa bırakın!!

Hoşgeldin outro'm, oyun hamuru arkadaşım (cıvığından). Baarsaklarım ağrıyo, hava sıcak, o yüzden kısa kesip "sadece ayak da olabilir" diyor ve hediyeni veriyorum.

yaz
dalların kiraz kiraz
bu kadar sıcak sence
fazla değil mi biraz
yaz
pinokya ve yuvarlak masa prensesleri
ikisi de seni duyamaz
bense kirazlarını
kulağıma küpe yaptım
güneşin tam tepede parladığı saatlerde
kime kızgınsın söyle
kulaklarımda sallanan kirazlara göre
su topluyormuşsun göğe
yağmur yağsın diye

Biliyorum burda beyaz ayak yok, hem beyaz diyince benim aklıma ku klux klan geliyor, mhp geliyor hinkler geliyor sade ayak ya da beyaz çoraplı ayak olarak alsam daha iyi olucak.
Dürüst olmak gerekirse bugün aklıma yalnızca elma kokusu geldi...


 

Bugün Konuşanlar | Kollektif Beyin Boşaltma Saçmalama Saçmalatma Çarpma Çarpılma Çarpılama Alanı | 2007-2009 | Tüm Hakları Çamaşır Dolabının Çorap Çekmecesinde Saklıdır