Ey dava kardeşlerim!

Bugün Konuşanlar ekibi olarak, sevgili Kaan Ilgaz'ın parmak bastığı yurdumuzun kanayan yarasına duyarlı olmaya davet ediyorum sizi!

Biz ki saçmalığın ne sınırlarına gittik de döndük...
Biz ki ne durumlara ne laflar yetiştirdik...
Biz ki ne kadar sitindirik hallere düştük de melodramın yapışkan dünyasından hep kaçındık...

Bugün bir Emre Baydın gelip, bizi ve bizim gibi daha pek çok genci rahatsız ediyor, anksiyeteye sürüklüyor, staminasını emiyorsa, buna karşı elbet yapılabilecek bir şeyler vardır.

Siz zeki ve acar sınıf başkanlarını, toplumu Emre Baydın'a karşı bilinçlendirme konusunda görevlendiriyorum. Bu basit bir ödev, sınav, assignment değil, evrensel bir sorumluluk, hatta categorical imperative'in getirdiği bir zorunluluktur.

Bu günden itibaren, hepinizin karikatür, permanent marker, stencil, çıkartma, post-it, bantla yapıştırılmış kağıt gibi araçlar kullanarak Emre Baydın'a karşı karalama hareketinde bulunmasını rica ediyorum. Sizin de ruhunuz bu illetten yeterince örselendiyse, vicdanınızı dinleyin ve yapın! Hatta fotoğrafını çekip burada da belgeleyin. Bir Naro, bir %52 kendini nasıl var etti sanıyorsunuz.

MÜZİK ŞİRKETLERİNE VE KRAL TV'YE (Kİ TMSF FALAN OLDUM) KARŞI SİVİL İTAATSİZLİK! DÜN TORAMANDI BUGÜN EMRE BAYDIN, YARIN NE OLACAK KİM BİLİR?!

Tanrı sokakları korusun...

emre Baydın

Yaratıcılık sıfır bir kere!
Bütün külliyat şu minval üzerine seyrediyor:
Kızın biri emre'yi terketmiş, giderken de "Adam mısın ulan sen?" diye bir soru sormuş. (Kız bu soruyla hepimiz hayatını kararttı ama muhtemelen bunun farkında bile değil, bir yerlerde şişiniyordur şimdi. Yeni sevgilisine, "Bak emre bu şarkıları bana yazdı" demese bari, bi emre baydın vakasına daha hazır değil toplum.) Dinlerken dikkat kesilmenize bile gerek yok, bu konuya ilişkin sözler gelip sizi buluyor zaten; en az 3 şarkıda bu temayı doğrudan kullanan sözler mevcut.

Sonra dili de çok beter. Bir formül tutmuş ya, hepiniz kullanın anasını satayım: Teomanvari benzetmeler nasıl olsa tüm liseli genç kızlar arasında yankı buluyor. (Ama orijin ne oldu? En son, istasyon insanlarında kasıldı kaldı. Demek ki papaz her zaman pilav yemiyormuş!)
"3 ayaklı sandalye..." (desteğini/dayanağını yitirmiş birey) ya da "yasal acılar..." (muhtemelen yasal ilişki olan evliliğin bitimiyle gelen acı) ve benzerleri... Yapma emre, 2 sene sonra sen bile güleceksin bu sözlere. Bari bizi yakma!

Hayır içerik berbat, bari biçim onu örtse!
Adam, "Donald Duck'ın yeğenleri" familyasından gelen, gayet cılız ve "ekosuz olduğunda kulak tırmalayan" bir ses rengine sahip. E bu ısrar neden? (Adı sanı bilinmeyen, kendi şarkılarını sahnede söylemekten aciz Pinhani'nin, daha ilk albümde tüm pahalı stüdyo müzisyenlerini yanında bulması nedense, bu da ondan aslında! Bir takım plak şirketi açgözlülüğü!)

Bu yazıya ilham veren de bu biçimsel eksiklik aslında.

B E N B U A D A M I N T Ü R K Ç E S İ N D E N H İ Ç B İ R Ş E Y A N L A M I Y O R U M !!!

Kulak kesiliyorum, ama bana mısın demiyor!
Belki bir gün özlersin imiş adı, bok varmış gibi her yerde çalıyor. Nakaratı dinle! Anlıyorsan ellerinden öperim, yemin ediyorum ki ben anlamıyorum. Az önce inadı bıraktım ve yazının bilimsel bir yaklaşımı olması pahasına gidip sözlere baktım.

Önce ben ne anladım:
"Sil gihözünün yıhalnızlıklarınıııı
O'an fısıl dıhıyaharaaahadımııı"

Yemin ediyorum ki anladığım şeyi ancak böyle ifade edebilirim. Oysa doğrusu şuymuş:
"Sil gözünün yalnızlıklarını
O an fısılda duvarlara adımı."

Ya bildiğim tek bir şey var: Müzik dedikleri şey kesinlikle bu değil. Çok mustarip isen kuyruk acılarından, bir bara git canım kardeşim. Biranı mı içersin, yoksa "yasal acılarından sessiz harfler mi seçersin" o seni ilgilendirir. Ama bir toplumda yaşamanın belli başlı kuralları var, başkalarını rahatsız etmemek gerek. Rica ediyorum.

Bunları komiklik olsun diye yazmıyorum, anlam veremediğim şeyler beni delirtiyor, bu yüzden yazıyorum. Öyle ya, kötü şarkı sözüne ihtiyacımız yok, çok şükür ki Aysel Gürel hala hayatta. E kötü vokale de ihtiyacımız yok, Ferdi Tayfur olsun, Ajdar olsun, Hülya Avşar olsun hala aktif olarak sanat icra ediyorlar. E ne ki bu şimdi? "Çok rahatsızsan dinleme kardeşim" biçimli "Ya sev ya terket" tepkilerine cevabım: "Her yerde çalıyor yahu, kurtulmak ne mümkün?!?"
Sonra, "İyi olmasa her yerde çalar mı?" diyenlere de bir cevabım var: "Popülizm kimseye fayda sağlamaz saçmalamayın! Ayrıca öne sürdüğünüz mantık Ajdar, Müslüm Gürses ve benzeri işkenceleri de rasyonalize ediyor. Kendi ellerinizle canavar yaratmayı bırakın!"

Çözüm önerim şu:

1- Öncelikle meclisin en duyarlı adamını oylarınızla tespit edelim.
2- Adam mısın ulan sen? sorusunun gizli nesnesi olan kızı bulalım. (facebookta kesin vardır. bir yerlerde ilkokul okuduysa bulmamız an meselesi)
3- 1 milyon imza kampanyalarından yapalım bir tane, web adresi de benden olsun!
4- Gerisini anladınız siz!

Lütfen ya, dayanamıyorum!

bir gün yolda yürüyordum,hava soğuktu beynim ve nefes borum donmuştu,burnum da sümükle dolmuştu ve ben akmasın diye-çünkü yanımda peçete bulundurma özürlüsüyüm- yukarı bakmaya çalışıyordum ,tam artistlik yapıp kalbim acıdı diyecekken bu çok sevgili koduğum arnavut kaldırımları ile döşeli maltepe yolu üzerinde ayağımı sivrilmiş taşlardan birine çarptım hem ayakkabımın şekli kaydı hem de kalbim yerine benim o serçe parmağım acıdı.ne tesadüf değil mi?
evet benim kışım bol mandalinalı,iş çıkışına denk gelinen zamanları bol stresli,telaşlı,egzos kokulu,dumanlı,isli olacak,atkının altına gömüldüğünde ısınan burnun ve yanakların kafanı kaldırdığında soğukla çarpışacak işte o ilk saniye var ya çok şık bir şey ,ama sonrası için zorlamayacaksın tekrar o sığınağa geri döneceksin.
benim için bir çok şeyin anahtarı olan o havada asılı kalmış koku haricindeki hiçbir olay,durum,eşya,bokpüsür benim kışım oluşlarını katmerleyemez ya da baltalayamaz.
bu bağlamda sümüklü x kişisi,gökten yağmasına izin verdiğim şey ve içimi ısıtması muhtemel olacak şeyler de çoktan seçmelim,liselim,al yazmalım arasına giremeyerek eleniyor.

kış

tanımadık adreslerde tanımadık adamlar bulup birlikte tanımadık uykulara uyanmanın, ölmenin ve öldürmenin, bakır düğmeleri ipek iliklerden ayırmanın, bir katlin kirini bir diğeriyle yıkayıp paklamanın, asfaltta yağmurdan kaçarken kaldırımda herhangi bir tipiye tutulmanın en kolay olduğu, en çok yakıştığı mevsim. çok şık. bazen çok şıklı.


……………………………………………………………

4 ocak 2002 Cuma

Sabah 1 ders işledik sonra okul tatil edildi. Manyak bi kar yağdı, felaketti yaaa… servisçi öküzü yüzünden günüm rezil oldu. B.k suratlı beyinsiz herif ne zinciri vardı ne de yolu biliyodu… bi de eve bırakmadı E5 te indirdi tüm yolu yürüdüm. mçım dondu. neyse sinemaya da gidemedik, şuan ruh halim bombok ! ... nefret ediyom yine herşeyden…

……………………………………………………………

sevgili brandon kendi vizesini b.k ettiği gibi benimkinin de içine mcmış bulunuyo, kendisine burdan içten teşekkürlerimi sunuyorum… Şöyle ki , burdaki yazıları rss bıdısından itinayla takip ederim, başlık ilgimi çekerse açar bakarım hatta.. ama yüzeysel ve sıkılgan bi insan olduğumdan ilk bikaç cümlesini okur, sarmassa derhal kapatır kaçarım siteden. Bi saat önce fln da ertesi günün vizesi için kopya sanatının en üstün ve modern eserlerinden biri üzerinde bilgisayarda çalışırken bi bakiim ödevini yapan olmuş mu deme gafletinde bulundum ve ahh lanet olsun ki açıp bi de utanmadan hoşlaşıp sonuna kadar okudum !!! bi de kış… hiç de hazzetmediim bi ay… ama artık erken mi bunuyorum nedir, geçmişe dair ne hatırlasam hislenip eski defterleri notları fotoorafları fln karıştırmaya başlıyorum… -tmm daaa ödevin ana konusuna da gelicem bi ara.. girişleri hep uzun tutarım huyum kurusun -

nese efenim işte “kendi kışım ? ” die sn lik bi düşününce yine aynı imge geldi aklıma, daha doğrusu bu yukardaki yazının yazıldığı gün ve onun akşamında o deftere bişiii dinlerken çizdiğim bişi… hemen bi flaşbek giriyorum ; 4 ocak günü akşamı, odamda radiohead- how to disappear completely dinliyorum ve o zmnlar kutsal sayıp geceleri üzerinde fln yattığım, toolete bile yanımda götürdüğüm, şuan ise hayatımda gördüğüm en saçma sayfa birikintisi diyebilceğim şeye , günlüğüme bişiiler karalıyorumdur. Ve çok gariptir ki “ Slm bok karı, nbr? Sıçarım senin aasına ! puhahaha ! ” ya da “ Kıs ! Dana ! Benim la, sahip ! haha =) “ diyerekten yazmaya başlamadığım, en yakın dostum ve anne&babam hakkında atıp tutmadığım, “ ben bu diyarda çok sıkılıyorum, tamam mı ? ” ya da “esir miyim laaan ben ! Aalâla! Hayret bi olgu ! ” gibi fix kalıplarımı kullanmadığım, acınası aşk hayatımdaki gelişmelerden bahsetmediğim ( lüffen nası bi liseli ergen olduğumla ilgili çıkarımlara yeltenmeyiniz, zira ben o ben deilim şuandaaaaa…olmas.. hiç.. olmaaas.. yoncimik mi söylüyorum nan ben :S hass… bu parantez tez kapatıla ! ) ender günlerden biri olmuş… dışarıda yağan lapa lapa kar, Kid A in kar temalı muazzam albüm kapağı ve onun adamı sonsuz boşluklarda, yerçekiminden muaf, oradan oraya sürükleyen, kendini kaybettiren how TO disaPPear ComPetely şarkısı birleşip bünyede voltran etkisi yaratmış olucak ki ruhum bi yücelmiş, insansılaşmış, özümdeki yalnız, bunalımlı ergeni en saf haliyle beyaz kağıtlara çarpmış… Yanlış hatırlamıyosam gözlerim nemlenmiş bile olabilir ! Bakınız konuyu nasıl bağlayacağım…:

İŞTE KIŞ… BÖYLE YÜCE, Böyle GÜSEL BİŞEY ARKADAŞLAR…

Ee hadi bitti dağılın derdim ama bişe daha geldi aklıma… o aklıma gelince başka bişe daha… 3 cümlede hepsini anlatıp gitmek isterdim… sonra da kopyalarımın çıktısını alıp su şişeme yerleştirip gönül rahatlığıyla uyumak… ama yok anılarıma saygısızlık edemicem onları da part 2 de anlatırım…. Ya da anlatmam ki, ertesi gün de sınavım var… neyse hiç anlatmamaya karar verdim.. ama bu yazdıklarım muhallebi miydi ne ısmarlıyolardı ona yetmiyosa söyleyin bidaa yazcam… ya da sempati ödülü fln bişee yaratıp verin rica edicem akademik kariyerimi tehlikeye attım da yazdım bu satırları…

Son olarak, Sıkı giyinin de üşütmeyin kuzucuklarım...

Sevgilerimle…

Bi öneri: beşiktaş'da üstgeçidin altından karpuz kestane alıp yemeyen sınava giremesin mesela, yediğini de bi fotorafla kanıtlama şartı getirilsin ve fotoda iştahlı, mutlu ve donmuş görünmeyenler elimine edilsin. Rakiplerimin azalması için diosam namerdim… bi düşünün brendın hocam… ayrıca elimde olsa da çantanızı tepegözünüzü fln taşıyabilsem keşke…

İmza : bir aç…

Kış.
Hayatımın kışları.
Kış kış diye bir yansılama fiili de varken üstelik.

Önce sadece anneme örgü örmeyi öğretmesi konusundaki baskılarımla başlardı. Sonra annemle kömürlüğe odun taşımamızla devam ederdi. Bedenselliğimin arttığı mevsim; hem de bedenimi en az önemsediğim, en çok unuttuğum, en ulaşılmaz kıldığım mevsim olmasına rağmen. Bacaları seyrettiğim ve içimdeki hislere anlam veremediğim mevsim. Uykularımın garipleştiği. Çoğalan kabuslar. Çokça sınavlar. Annemin iyi olayım diye yaptığı bol vitaminli salataları. Yatağın serinliğinin hoşuma gittiği geceler. Kıbrıs Şehitleri'nde yürürken, caddenin girişindeki kuruyemişçinin kavurduğu leblebi kokusu. Yüz gram leblebi alıp caddede aheste aheste yürümem. Eldivenim olmadığından ellerimi hissetmemem. Havanın erken kararması, içimdeki sevinç. Akşamlara saklanmak. Okul çıkışı nargile konağına gidip ısınmak, nargile içmek, kitap okumak, Yıld'la teoloji tartışmak. Gibi bir şey. Sonra bir şekilde duyularımın keskinleşmesi. "It's in the water, baby". Kış, yaşanabilirliğini, zorluklarıyla birlikte getiriyor. Doğa seni hazırlıyor kendine. Rüzgar bileyliyor o duyuları. Evin soğukluğu sertleştiriyor. Ama soğuk havada kemiklerim ağrıyor, bileklerim kolay burkuluyor. Sonra zaten yeni şeyler eklendi. Yitimler eklendi mesela. Benim yaşadığım tüm kışlarda duygular yiter. Kalbin üşürken nasıl koruyabilirsin içindekileri? Yazın koynuna koyduğun o rahatlatıcı buzu nasıl taşımaya devam edersin? Yaz sıcağında başlayan aşklar kışa takılır. Kışı atlatabilen aşklar en fazla ölüme.

Benim kışlarım. Tekilliğin kışları. Tekinsizliğin kışları. Kar yağmıyor ama yürüdüğüm yolların buz tutmadığını kimse söyleyemez. Yine de güçlenir insan, hep buna inandım. Koyu mavi sabahların beni götüreceği belirli bir "destinasyon" ve "destin" var. "Bu sabahların bir anlamı olmalı." Yoksa bile, öyle düşünmek zorundayım.

Akşamların şehre erkenden indiği zamanlar boyunca.

_________

Bonus siktim, vizeye çalışmam gerekirken saatledir şunu yazmaya uğraşmam bile saçmalık. Ama bunu yazmasaydım, patlardı. Kendime de böyle açıklama yaparım.

Kış gelirken fırtınalar içten dışa eser bende.

İlk soğuk rüzgar tenimi kestiğinde bir önceki seneki dokunuşunu hatırlarım. Son selamında içimden geçenler birer birer gelir geçer içimden, rüzgarın kendisinden çok içimden geçenler titretir. Her mevsimde yaşanır bu, her farklı kokuyla ama kışın, sıcağın mayışıklığından çıkartan soğuk havanın keskinliğinden olsa gerek, her şey çok bi daha keskin adımlarla gelir. Son seferse çok sancılı geçti, kokular gelene kadar fark etmemiştim ki duyularım paslanmışlar, hepsini pandora'nın kutusu gibi bir kutuya tıkıp sadece o kutuyu hisseder etmişmişim kendimi, ayağımdaki görünmez bağ yüzünden. Bu sefer yıllar sonra ilk defa yürüyormuşçasına hem acımam hem coşmam ondan.

Bir soğuk bir sıcak bir soğuk bir sıcak derken kaynar sudan çıkarılıp buzlu su doldurulmuş gibi çatlayan başım, tenim, ellerimdir kışı selamlayan.

parmağı kesik eldivenler giymek, kat kat kumaşa bürünmek, sırılsıklam olmak, bir de ciğerlerinden çıkan her nefesi görebilmektir ki en önemli olan; ağzından çıkan bulutlar, kendinizden de saklayın bir sır vericem; sigarayı sevmemin de en sebebi o zaten...

dışı soğudukça içi kaynarcasına başını alıp gitmelerin, denizin köpüren dalgalarıyla yağmurla ıslanmanın mevsimi kış.

*kolay kolay tiskinmem ama en çok kardeşimin sümkürüğünden tiksinmem sanırım. tabi benim başım çatlarken o hönkürt hönkürt hönkürür, böyle de söylenerek karşılıklı hasta pasta geçiririz kışı biz...

*kar yağıcak, ama yağmıycaksa vişne reçeli yağmasını talep ediyorum, kırmızı kırmızı kan damlaları gibi, herkes yapış yapışlıktan şok içinde kaçışırken bitek ben sokak ortasınada kalayım, gülim onlara...

*şömine başında masal anlatmalıyız bence, iç ısınması için. (serbest çağrışım; şömine=karga, karga'da masal günleri mi yapsak, kahve-kanyak eşliğinde?)

*odam ıscacık efendim, beklerim bi çorbamızı içmeye... (aslında tam sıcak çikolata mevsimi de geliyor ama.)

. . .

tek hecelilerin arttığı mevsimdir kış.

kar gibi.

düşmeye başlar hece hece. nerden geldiklerini kestiremediğiniz birer mucize.

heceler yuvarlanırken bir şarkı arar insan, diline dolansın diye. yerli / yabancı bir tad.

yerlilerden ; http://www.youtube.com/watch?v=XtgwjX943TM (hmm.. tam aradığınız olabilir)

biraz uzaklara gitmek istediğinizde ise ; http://www.youtube.com/watch?v=mTDDyLoE3xY derde derman olabilir.



bugün konuşanlar yazarlarından su'nun bilogundaki kış yazısıyla kafamda uçuşan tilkilerle geldim size canlar. Sınavın belkemiğini bir kompozisyon oluşturacak yine; ancak sınavın bonus soruları da mevcut; bonuslarla girelim:

* hayatınızda kimin kırmızı burnundan akan smük tiksindirmez sizi?
* artık kar yağmadığına göre, kağın yerine yağabilecek bir şey yazınız.
* kışın içi de çok üşüyen varlıklar olarak, kendimizi nasıl ısıtabiliriz?
* eviniz yeterince ısınıyor mu? deeermişim.

Evet komposizsyon konusu, çok basit; "Kış nedir? Sizin kışınız nasıl bir şeydir?"

En beyenilene sahlep ısmarlicam.

Kış geliyor bağra çağra...

"Are you angry? Punch a pillow. Was that satisfying? Not hardly.
These days people are too angry for punching. What you might try is stabbing.
Take an old pillow and lay it on the front lawn.
Stab it with a big pointy knife. Again and again and again.
Stab hard enough for the point of the knife to go into the ground.
Stab until the pillow is gone and you are just stabbing the earth again and again,
as if you want to kill it for continuing to spin,
as if you are getting revenge for having to live on this planet day after day, alone."



*No One Belongs Here More Than You.

Merhaba..
Sizi sevebilir miyim?
ya da bi' sarılır mısınız bana?
olmadı bi' kerecik öpün beni?

Anladım.
meşgulsünüz.
olsun.
belki başka zaman?
Hoşçakalın.



sen de mi sağ elini kullanırdın ben yokken?





Sevgili hayali sevgilim,
sence de komik değil mi son zamanlarda hayatımdaki en gerçek şey olman?
aşağıda, dün gece uyumadan önce, ya da tam uyurken yazdığım notlar var sana, sanırım onları sadece sen okuyabileceksin ve diğerleri bana nasıl okunaksız olduğuna dair sinirli notlar bırakacaklar. sana dair bir şarkı ve de bir şiir buldum, onlar da ekte...



ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm

attila ilhan


dipnot: sevgili hayali sevgilime doldurabileceğim kağıtlarla dolu, anılarla boyanmamış bir defter ararken, bir zarfımsı aldım elime, eski sevgililerin eski mektupları döküldü içinden, aradığım defteri orda buldım. güldüm.

buradaki görseller yalnızca bu post için yaratılmıştır. yalnız evdeki scanner yavaşlığıyla yaşam isteğimi söküp aldığından dolayı telefon kamerası sanatçılığına bürünmeye zorlamıştır bendenizi. ondan böyle.

pia'nın burda ne işi var demeyin, gözüme çarptı dün bi'yerde, sonra bağdaştı.


dipdipnotnot: şuracıkta farkettim ki, ben pembenin fazlasına tahammülü olmayan, pembe kıyafetler, çiçekler böceklerden pek haz etmeyen kertenkele, etrafımı pembe kırtasiye malzemeleriyle çevrelemişim. ders çalışırken bilhassa, pembe marker, kalem, defter kullanıyorum ki sanırım, farketmeden dikkatimi açık tutmanın yolunu buldum...

(mezar taşıma minel aşk yazın, irmik değil un helvası yapın.)

sevgili hayali sevgilim, nedir bu çektiğin? neden herkes tu kaka der sana, derin acılarda boğar, umutsuzlukla turşu yapar? neden peşinde kesif bir kükürt kokusuyla gelirsin hep?

sana hiç öfke duymuyorum, umutsuzluğa da düşürmüyorsun beni sevgilim, sen çayımdaki şeker, saçımdaki boya, tabağımdaki yerelması gibisin... evet, aynı bunlar gibi asla var olmadın, olmayacaksın da sanırım. sadece orada varmışsın gibi davranmam gerekiyor bazen, eh, her yaratığın bir sıcaklığa ihtiyacı vardır değil mi? senden sıcaklık istediğimde kor ateşlere bir yolculuk kazanma olasılıklarını aklımdan geçirmem de sadece deneyimsel, yoksa biliyorum yapmazsın böyle şeyler...

ah be sevgilim, bilirim ki alevden denizleri mumdan kayıkla geçmektir aşk amma neden benim kayık hep tealight miktarında mum içeriyor en fazla? histerimin iğrenç prensi, ben de seni boğmayı düşünürdüm o alevlerde ama sen de benim gibi bir kor parçasından başka nesin ki? o yüzden diyorum sana kızgınlığım yok diye. ne fark ederdi ki zümrüt gözlü olsan ya da kömür madenlerinin dipsizliğinde yaşasan? haha, evet romantizm öldü mü dersin? ya da tam tersi mi? hızla kayaların arasında kaybolmaktan daralamaz mı bir kertenkele? biraz güneşte yatmak onun da hakkı değil midir? peki sevgilim, sen hangisisin? güneş mi, kertenkele mi yoksa kayalıklar mı?

"in the rays of the sun, i am longing for the darkness"

sen midemdeki acayip kasılmasın sanırdım, oysaki sadece reflüm varmış. gene kandırdın beni... ah, inançsızlıktan bahsetmeyelim lütfen. bunun suçu çok geç kaldığın için sende. en başında da mı vardın? bu konuyu insanların önünde tartışmayalım. hep insanların önünde tartıştık zaten, millet kıçıyla mı gülüyodur bana artık bilemiyorum. sonuçta insanların önünde hayali sevgilinle tartışmak biraz, nası desem, enteresan....

benim küçük sevgilim, tırnaklarımı etine geçirip kanatana kadar derini parçalamak istiyorum. eminim ki ondan sonra ne hayal olacaksın ne de sevgili.

kendine iyi bak
biricik ölümün
v.


Tahayyül etmeye cesaretim yok

Beklediğim herşeyin üzerinde
Ve nasıl da yanımdasın, hayret

Açmadan kurumuş, siyaha durmuş, tüm güllerin
Sessizce önünde arkanda yanında içinde dışında
Eğildiği gibi saf olamadım, affet

Seni öyle....


Her gecenin yüreğimdeki ağırlığından bir seda.

O kurumuş gül ben olaydım
Her doğrum öze doğru uzanışken ben
Elindeki yaydan fırlamış ok olaydım

Bana susmak ver duyayım
Latif adımlarının yeryüzündeki izinden
Bir yol ver geleyim
Bir el ver tutayım

(mektup içi pul uygulaması sadece bizde)








hayalettirilen,hayallettirgen ama maalesef hayalol-durg-an sevgili;

naber nasılsın?bir şekilde olmaman gerektiği halde her ilişkide belli bir süre sonra var olmaya çalışmaktan,görünür olup o kişisine olan sevginin üzerine hava üflemekten memnun musun?
hava demişken havalar nasıl?hani ulaşılamayacağını bildiğin için ve hayalim oluşunun getirisi-bendeki götürüsü- ile her başarısız ilişkimde yükseldiğin o galakside diyorum,havalar nasıl?
bulunduğun yerden ,bulunmam gerekiğim yeri gördüğün için mesafeyi ikiye katlamanın getirisi ile nasıl görünüyorum?
nasıl derken sıfatları sen sınırlandırmadan ben sınırlandırayım, ne derece beceriksiz görünüyorum?
sen haklıymışsın bu bağlamda olmadığın,olmanı dilediğim için ama olmamak için kader ile işbirliği yaptığın için EVET SEN HAKLIYMIŞSIN.
bunun böyle olacağını bildiğim için ben de haklı oluyorum ama yani bu zevk tabi ki ikimize ait.

çok mu çaresizmişçesine yazıyorum?

bir şekilde seni virüse benzetiyorum hatta bakteriye.ama yok yok kesinlikle virüssün.yaratıcısının bile isteğine boyun eğmeyen ,ortam şartlarına ve acılara göre modifiye olan ,direnci artan şeysin sen.bu da insanın kendine güvenini zedeliyor.
kadınlarla olan başarısızlığının hıncını çaktırmadan telafi edebilmek için aldığı şişme kadınla yalnızlığını paylaşıp,ona bağlanıp bunu anladığı an tiksinen bir erkeğin hissiyatını ödünç almış gibi hissediyorum bazen.

bir madde olsaydın naftalin olurdun.naftalin geçmişe göndermedir ,anahtardır bir şekilde evlerimizin kişisel tarihinde.
ben seni her ilişki öncesinde her yanıma serpiyorum böylece güvelenmiyorum ama kokun beni maalesef ki geçmişten ,geçmişteki hatalardan alıkoymuyor aksine onlarla beraber süper bir üçlü olmamızı sağlıyor.müdahale etmek istediğimde ise süblimleşiyorsun ama ordasın kendini hissettiriyorsun,ne kadar uzaklaşsam da orda oluyorsun.

''yalnızlık benim eski sevgilim
yalnızlık benim en vefalı yarım,ben onu kimler için terkettim,o beni bırakmıyor''
nakaratlı şarkıdaki gibi rutin aralıklarla bayram ziyaretime geliyorsun,ziyaretinle beraber geçmişi de getiriyorsun.
ama hoş olmuyor böyle
ayboluyor,kişilere dair anılar sayende kayboluyor
bak isimler nereye gitti bilmiyorum mesela
ama anılar,ama başarısızlıklar tozu alınmış bir vazo parlaklığında gözlerimi kamaştırıyor.
kaybolmayan bütüncül insanlar yap,kaybolmayan


evet sevgili naftalin, evet sevgili cake/never there şarkısının ithaf edildiği kişi;
yarattığıma boyun eğmişliğin sevgili simgesi;
gel de bir gün çay içelim sana en son gelişmeleri anlatayım,zira bu son görüşmemiz olabilir.

dip not:şekil a-1'de olduğu gibi yollarını gözlüyorum.

şekil b-1


 

Bugün Konuşanlar | Kollektif Beyin Boşaltma Saçmalama Saçmalatma Çarpma Çarpılma Çarpılama Alanı | 2007-2009 | Tüm Hakları Çamaşır Dolabının Çorap Çekmecesinde Saklıdır